Kazanan hep haklı mıdır?

15 Ocak 2021

Evet geçen sezona oranla daha kaliteli oyunculardan kurulu bir takım Fenerbahçe... Hedefleri de büyük. Ama ne kadar güçlü, ne kadar sakin, ne kadar etkili? Yanıt vermek o kadar kolay değil. Bireysel performansları bir kenara bırakın takımca oyun bütününe baktığımızda eksik, kusurlu, ağır ve anlaşılmaz bir oyun oynuyorlar çoğu zaman... Ciddi defolarına rağmen kazanmayı bir şekilde başarıyorlar...
Dün gece Fenerbahçe adına maçın sıkıntılı geçeceği daha ilk düdük çalmadan Erol Bulut’un sahaya sürdüğü kadro ve oyuncuların görev yerlerinden belliydi...
Sürpriz bir şekilde Sinan Gümüş’ün yerine sol kanat rolüne soyunan Samatta çok etkisizdi. Sağ kanatta Ferdi çalışkan ama iş üretime gelince yetersizdi.
Forvet arkasında görevlendirilen Sinan adeta “benim ne işim var burada” der gibiydi... Bir de santrfor olarak sahaya çıkan Cisse vardı elbette. Ama santrfor yoktu.
Orta sahada Gustavo kesicilikte yine 10 numaraydı... Ekürisi Mert Hakan ise oyunu yönlendirmede, takımı ileriye götürmede Ozan Tufan’ı adeta mumla arattı.. Uzun zaman sonra bir araya gelen Lemos-Serdar Aziz ikilisi ise maç eksikliğinden olsa gerek savruk ve dağınıktı...
Erol Bulut ilk 20 dakikada baktı ki kafasındaki plan sahada işlerlik kazanmıyor, hemen Samatta ile Sinan’ın yerlerini değiştirdi. Fakat bu hamle de Fenerbahçe’yi hareketlendirmedi.
İlk yarı boyunca Kasımpaşa kalesinde fazla bir tehdit oluşturamayan sarı-lacivertliler buna karşılık ciddi pozisyonlar verdi rakibine... Konuk takımın Hodzic ile iki, Aytaç ile de bir net pozisyonu sonuçlandıramaması Fenerbahçe adına büyük şanstı.

Yazının devamı...

Fener terse yatırdı!

8 Ocak 2021

Fenerbahçe-Alanyaspor maçının tam bir taktik savaşına dönüşeceği o kadar belliydi ki...

Eski takımının adeta DNA’larına sahip Erol Bulut, kimsenin beklemediği bir oyun planı ile sahadaydı... Alanyaspor’un topa daha çok sahip olduğu maçlarda zorlandığını iyi bildiğinden Erol hoca, daha ilk dakikadan itibaren meşin yuvarlağı rakibine verdi, sonuca kontrataklarla gitmek istedi.

Karşılaşma öncesi, “Fenerbahçe, önde baskı yapmaya çalışsa da orta saha ve savunma arasında boşluk veren bir takım. Bugün bunlardan yararlanmak istiyoruz” diyen meslektaşı Çağdaş Atan’ın bütün planlarını da bu hamlesiyle soyunma odasının tahtasında bıraktı...

Fenerbahçe değil ileride baskı yapmak orta sahayı geçerken bile 40 defa düşünen bir yapıdaydı... Hele hele Sinan Gümüş’ün arka direğe kesmek isterken uzak köşeye gönderdiği topla öne geçen sarı-lacivertliler devrenin sonuna kadar neredeyse kalesine otobüs çekti...

İlk yarı bittiğinde yüzde 72’ye yüzde 28’lik topla oynama oranı Fenerbahçe adına Kadıköy’de uzun yıllardır görülmüş bir manzara değildi... Buna rağmen devrenin sonuna doğru Efecan’ın vurup da Altay’ın çıkardığı şutun dışında pek de ayağındaki topun avantajını kullanamadı Alanyaspor... Çünkü Fenerbahçe rakibini sürekli yan paslara zorluyordu... Hele 4’e 2 yakalanan kontratakta Thiam bencilik etmeyip topu boştaki arkadaşlarına çıkarsa Erol Bulut eski takımını ilk 45 dakikada mat etmişti bile...

Fenerbahçe ikinci yarıda da aynı anlayışla sahadaydı. 60’a kadar yine Alanya ataklarını savuşturmakla uğraştılar. Ardından Valencia’nın hızıyla kazanılan penaltı atışı oyunun da Fenerbahçe’nin de akışını değiştirdi. Valencia’nın penaltısını kaleci Marafona kurtarsa da moral olarak düşeceği beklenen sarı-lacivertliler tam tersi bir reaksiyon verdi. İleride rakibine basarak oyunun kontrolünü ele geçirdi. Ve sahanın en iyilerinden Ozan Tufan’ın asisti ile Pelkas farkı ikiye çıkardı.

Bu maç özelinde Fenerbahçe’nin taktiği kesinlikle doğruydu. 2. bölgedeki yardımlaşmalı oyun, Ozan Tufan’ın dikine tek pasları Alanyaspor’u fazlasıyla yıprattı. Bağlasan durmayan Caner ile Nazım neredeyse savunma güvenliğini hiç bırakmadılar. Üç gün önce sol bekte harikalar yaratan Sadık penaltıya sebep olsa da savunmada yine canını dişine taktı.

Babakar’ın farkı bire indiren golünün ardından son 15 dakikalık bölümde futbolun zevki, heyecanı, stresi hep iç-içeydi.

Yazının devamı...

Şimdi kazanma zamanı!

5 Ocak 2021

Fenerbahçe bol bol yan pas yaparak, kazandığı topu kendi savunmasıyla oyun merkezindeki Ozan Tufan-Mert Hakan trafiğinde çevirerek, böylece top kullanma yüzdesini elinde tutarak oynadı. Bu oyun eksik, yarım, etkisiz ve zevksiz bir oyundu.
Üstelik altı oyuncusu eksik, özellikle de ideal iki stoperi olmayan Kasımpaşa önünde...
Topla buluştuğunda çabucak oynayarak arkadaşına pas verme telaşı gösteren Fenerbahçeli oyuncular, rakip ceza alanına meşin yuvarlağı taşıma konusunda o kadar da becerikli değillerdi... Ama ilk yarıyı Thiam-Pelkas ikilisinin arkadaşlarının çok çok önünde olan kusursuz performanslarıyla 2-0 önde kapadılar... Üstelik tek bir pozisyon vermeden...
Sezon başından beri ısrarla altını çiziyoruz; “Pelkas asla bir kanat oyuncusu değil. Forvet arkası onun için en verimli yer olacaktır” diye... Dün gece Yunanlı deyim yerindeyse her yerdeydi. Enerjisi, çalışkanlığı, sürekli arayış halinde olması alkışa değerdi. İki gole katkı verdi. Yetmedi Kasımpaşa hücumlarını kesti...
Yine tipik bir santrfor olan, kanat forvet rolüne asla alışamayan Thiam da “benim gerçek yerim ileri uç” der gibiydi... Yakaladığı iki pozisyonu da gole çevirdi... “Sanırız bu iki oyuncunun dünkü görüntüsü Erol hocaya ışık tutmuştur” diye düşünürken, ikinci yarı Samatta oyuna girince Thiam yine kendini kanatta buldu... Sonra da ne hikmetse kulübede...
Novak ve Caner’in yokluğunda sol bekte görev alan Sadık çok fazla sırıtmadı. Belki ofansif katkısı olmadı ama asli görevinde başarılıydı. Hastalıktan yeni çıkmasına rağmen Gustavo da stoperde hatasız temiz oynadı. Ozan Tufan ve Mert Hakan ise bir türlü vites artıramadı, durağan oyunları takımın da temposunu etkiledi. Sinan sol açıkta istekliydi ancak uzun süre oynayamamanın sıkıntılarını yaşadı. Düşüncelerini ayaklarına yansıtamadı.
Bu arada bir parantez de Valencia için açmalıyız... Fenerbahçe’yi ileri götürmesi gereken Valencia tam tersi yüzünü sürekli kendi kalesine dönüyor. Ne çizgiye iniyor, ne dripling yapıyor, ne adam eksiltebiliyor. Bu haliyle forma ona biraz lüks kaçıyor. Fenerbahçe ilk yarıda elde ettiği skorun rehaveti ile ikinci yarı Kasımpaşa’nın üzerine gelmesine izin verdi. Orta alan top tutamayınca Erol hoca çareyi Sosa-Mert Hakan tercihinde aradı. Nitekim yürüyürek oynasa bile Sosa bir çok şeyi Mert Hakan’dan daha iyi yaptı. Ardından Erol Bulut, Cisse ve Ferdi’yi de sokarak geriye yaslanmaya başlayan takımını biraz daha ileriye itmeye çalıştı. Ferdi’nin üçüncü golü ile de istediğini aldı...

Yazının devamı...

Erol hoca aşıyı buldu

22 Kasım 2020

Kadıköy’deki Konyaspor yenilgisi sonrası Gençlerbirliği deplasmanı aslında Fenerbahçe için bir maçtan fazlası gibiydi... Ya baş aşağı düşmeyi sürdürecekti ya da 15 gün önce aslında bir iş kazası yaşadığını belgeleyecekti...
Milli aradan sonra hem de yarım idmanla Ankara’dan beş golle dönen sarı-lacivertliler dün bu ligin lokomotifi olacağını herkese gösterdi... Çünkü böyle bir skor böyle bir ortamda her baba yiğidin harcı değildi..
Teknik Direktör Erol Bulut formanın kimsenin tapulu malı olmadığının mesajını sahaya sürdüğü kadro ile takıma verdi. Son Konyaspor maçının ileri üçlüsü Thiam-Valencia-Samatta gitmiş yerlerini Perotti-Pelkas-Cisse almıştı. Takıma yorgun dönen Caner ve Ozan’ı da doğru bir kararla kulübeye çeken ve yerlerine Novak ve Mert Hakan’ı yerleştiren Erol hoca, Gökhan Gönül ve Nazım Sangare’nin sakatlığı yüzünden sağ bek tercihini Lemos’tan yana kullanmıştı...
İlk yarıya bakıldığında geçmiş haftalardan çok da farklı bir Fenerbahçe sahada yoktu... Samatta’yı aratmayan bir performans ortaya koyan Cisse ileri uçta etkisiz, asla bir kanat forvet olmayan Pelkas, ilk golün asistini yapsa da verimsizdi... Gustavo’nun yanında Sosa ağır futbolu ile takımın tempo yapmasını engelliyordu. Buna rağmen ilk kez ilk 11’de sahaya çıkan ve forvet arkasında görev alan Mert Hakan’ın ceza sahası dışından klas vuruşuyla skor avantajı yakalandı. Ancak bir duran topta stoperler yine uyuyunca Diego eşitliği sağladı. İşler yine çıkmaza girecek gibi gözükürken maçın en iyi ismi Perotti’nin futbol aklı ile kazandırdığı penaltı golü ibrenin yine Fenerbahçe lehine dönmesini sağladı.
İkinci yarı Pelkas’ı forvet arkasına çeken, Mert Hakan’ı sağ kanada atan Fenerbahçe 46’da Pelkas’ın asistiyle gelen Sosa golü ile maçı orada bitirdi. Geri kalan bölümde sarı-lacivertli ekibin kalitesi farkı getirdi.
Fenerbahçe’de Gustavo ve Perotti kusursuza yakın bir oyun ortaya koydular. Sosa ikinci yarıda kendini toparladı. Novak, ofansta Caner kadar olamasa da işin savunma kısmında hiç aksamadı...
Maçın özeti; kısmen iyi futbol, muhteşem skor, farklı bir Fenerbahçe...

Yazının devamı...

Umutsuz vaka!

1 Mart 2020

Son dört haftada sadece bir puan alan ve şampiyonluk yarışında havlu atma noktasına varan Fenerbahçe için Antalya deplasmanı ya son durak olacaktı, ya da ayakta kalmayı şimdilik başaracaktı...
Bu ruh halindeki sarı-lacivertliler maça iyi başladılar. Jailson’dan kurtulan stoper hattı hocanın pek de ısınamadığı Falette ile bir tık daha yukarı çıkmıştı. En azından Gineli fiziğiyle rakibi bozuyor, risk almadan temiz bir futbol oynamaya çalışıyordu. Sağ kanatta görev alan Mehmet Ekici hücum hattına biraz hareketlilik kazandırmıştı. Hatta maçın ilk net gol fırsatını da kendisi yakaladı ancak bir karıştan topu direğe nişanlandı. Takımın en kötü ismi Dirar’ın savunmanın arkasına atılan topta göz göre göre yaptığı hata olmasa rakibe tek bir pozisyon bile vermiş olmayacaklardı. Vedat Muriç’in hazırlanışı alkışlanacak golüyle de devreyi önde kapadılar.
Ancak ikinci yarıda roller bir anda değişti. Antalyaspor, yılların tecrübesi Podolski’nin iki nefis asistiyle beş dakikada öne geçti. İlk golde Dirar’ın gereksiz zorlaması, Hasan Ali’nin kademeye girememesi, ikinci golde ise başta Jailson olmak üzere tüm savunmanın uyuması büyük bir takımın yapacağı hatalar değildi, olmaması gerekirdi. Ardından yapılan tüm hamleler sadece beraberliği kurtarmaya yetti, hepsi o.
Şu bir gerçek ki Fenerbahçe en rahat maçlarda, skor üstünlüğünü yakaladığı karşılaşmalarda bile rakibini hiçbir şekilde esaret altına alamıyor. Oyun inançsızlığı, şematik yanlışlar o kadar çok ki rakamlarda çok iyi görünse de sonuç kısmında hep hüsran yaşıyor.
Umutsuz vaka yani!.. Durumu mu idrak edemiyorlar, güçleri mi yetmiyor, kafaları mı çalışmıyor, valla anlaşılamıyor. Tepeden tırnağa sevenlerini üzmek için örgütlenmiş bir ekip gibi sanki... Üstelik bu işi kendini mahvederek yapıyor.
Asırlık mazisi, milyonlarca seveni ve Fenerbahçe gibi büyük bir adı da olsa, başarısızlığın, hayal kırıklığının dayanılmaz ağırlığı çökmüş bir kere üzerlerine... Ne sportif, ne de ruhsal bir varlık gösterebiliyor futbolcular... Teknik Direktör Ersun Yanal ise geldiğin günden bu yana sürekli hayal pompalıyor. Hâlâ sezona malolan Jailson’dan vazgeçemeyen, takım kurgusunda korkak ve cesaretsiz davranan, alay eder gibi Mevlüt’ü 89. dakikada oyuna alan Yanal’ın bu kulüpte bir dakika bile durması Fenerbahçe taraftarına saygısızlıktır, en büyük kahırdır...
Antalya’da lig defterini kapatan Fenerbahçe için artık Ziraat Türkiye Kupası kurtarma yazılısı... Trabzonspor’u eleyerek ya gönül alacaklar ya da Başkan Ali Koç ve yönetimi de içine alacak büyük bir tufan kopacak. Ancak bu takımın şu anki görüntüsü ile bunu başarması da imkansız sanki...

Yazının devamı...

Siz dalga mı geçiyorsunuz?

1 Aralık 2019

Fenerbahçe kötü oynayabilir, Fenerbahçe Yönetimi kadro mühendisliğinde ciddi yanlışlar yapmış olabilir, teknik kadro taktik konusunda, oyuncu tercihlerinde, sistemde, oyun planında doğruyu bir türlü tutturamamış olabilir ancak tüm bunlar hakem camiasının Fenerbahçe Kulübü ile deyim yerindeyse dalga geçmesinin, aklıyla alay etmesinin izahı, açıklaması olamaz...
Daha bir hafta önce Malatya’da Emre’nin kaçırdığı penaltıyı kaleci ihlaline rağmen tekrarlatmayan zihniyet dün İzmir’de kuralları harfiyen uyguluyorsa bunda nasıl bir bit yeniği aranmaz... Altay’ın 58. dakikada Alpaslan’ın vuruşunu kurtarışının ardından topu oyuna hızlı sokması sayesinde Moses ile öne geçen Fenerbahçe’nin golünü iptal etmek ne kadar doğruysa, bir hafta içindeki iki VAR değerlendirmesi arasındaki uygulama farkı o kadar hakkaniyetsiz ve kafa karıştırıcıdır... Adaleti sağlamak için getirilen VAR sistemi adaletsizlikte sınır tanımıyor... Hakemler hangi kıstasa göre karar vermektedir... Kitaba göre mi, forma rengine göre mi... 2-1 öne geçiyorsunuz hop bir düdükle 2-1 geriye düşüyorsunuz... Kamera şakası gibi...
Maça gelecek olursak... İlk yarı bittiğinde Fenerbahçe neredeyse rakibinin iki katı topa sahipti ama her zamanki gibi yanlamasına paslarla geçiyordu bu hakimiyet... Daha maça çıkmadan Hasan Ali’den gelen kötü haber zaten yerine tam oturmayan taşları yeniden oynatmış, Ozan’ın sağ beke, Dirar’ın sol beke geçmesiyle takımın savunma ayağı soyunma odasında sekmeye başlamıştı. Sarı-lacivertli ekip erken gelen Göztepe golüne kadar skor avantajını ele geçirecek pozisyonları aylar sonra formasına kavuşan Kruse ile yakalasa da “Üstün Alman Teknolojisi”nin şu ana kadar fazla işe yaramayan bu ender modeli biraz maç eksikliğinden, biraz ağırlığından oyunun rengini değiştirecek o son dokunuşları ne yazık ki yapamadı...
Elindeki önemli silahlara rağmen maç kazanmayı kırkına dayanmış Emre’ye yaslanarak çözmeye çalışan Fenerbahçe devre biterken Emre’nin kullandığı kornerden gelen topu kafayla ağlara yollayan Serdar Aziz ile beraberliği yakalarken, yine Emre’nin nefis ara pasıyla hareketlenen Deniz Türüç’ün ayağından da öne geçme fırsatını tepiyordu...
İkinci yarı ise her türlü aksiyon vardı... Tekrarlanan penaltıyla geriye düşen Fenerbahçe, ikince kez eşitliği sağlamakta geç kalmadı... Son 20 dakikada iki taraf maçı kazanabilmek adına çok uğraştı. Göztepe çok net fırsatları kaçırdı, Fenerbahçe Ozan Tufan ile direğe takıldı... Gustavo’nun kırmızı kartından sonra ibre ev sahibinden yanaydı ancak sarı-lacivertli ekip bir puanı kurtardı...
Son iki deplasmanda dört puan bırakan, dış saha karnesi kırıklarla dolu olan Fenerbahçe’nin bu görüntüyle büyük hedeflere yürümesi inanın zor... Hele hele o güveni, o heyecanı, o duruşu ne takımına, ne taraftara, ne yönetime verebilen bir hocayla, motivasyonu, inancı düşük futbolcu grubuyla bu geminin limana ulaşması neredeyse imkansız... Kimse kimseyi kandırmasın...

Yazının devamı...