Fenerbahçe dün “eksik” değil, “yarım”dı... Takımın iskeletini ortopediste, tribüne ve yılbaşı tatiline gönderen sarı-lacivertliler, Beşiktaş derbisine yine de mazeret üretmeden çıktı. Tedesco maç öncesi “Eksikler üzücü ama iyi bir takımımız var” mesajını veriyordu...
Nitekim Fenerbahçe eksiklerini bilip ona göre oynamak yerine “sahaya 11 kişi çıkıyoruz ya” diyerek oyuna başladı. Belki rakibi tehdit edecek bir güç gösterisi ortaya koyamıyorlardı ama mücadele ve istek her zamanki gibi eksiksizdi. İlk yarıda iki bek; Mert ve Levent bindirmeleri ile dikkat çekti ama ataklar olgunlaşmadan bitti. Forvete geçen Kerem fazla beslenemedi. Bartuğ ve İsmail orta alanda üretkenlik konusunda yetersizdi. Aynı şekilde Beşiktaş orta sahası da Orkun ve Salih ile maça ağırlık koyamayınca oyun uzun süre rölantide gitti.
Sarı-lacivertliler atak olgunlaştırmaya çalıştığı bir pozisyonda Szymanski’den sonra sahanın en berbat ismi Oğuz’un kaptırdığı top ve ardından Oosterwolde’nin her zamanki
Alanyaspor’un taktisyen hocası Pereira’nın Beşiktaş’tan sonra F.Bahçe’nin de karşısına koca bir problemle çıkacağı o kadar belliydi ki...
İlk düdük ile birlikte oyunu rakip kaleye yıkıp hücum ederek savunma yapamıyordu Fenerbahçe. Belli ki Tedesco’nun planları tahtada kalmıştı. Karşısında 3-4-1-2 ile dizilen ancak rakip ataklarda beşli savunma, önünde dörtlü barikatla sağlam bir duvar kuran Alanyaspor vardı. Merkez kapalıydı. Rakibin hızlı hücumcuları Fenerbahçe’nin savunmayı öne çekmesini, ileride çoğalmasını engelliyordu. Arı gibiydiler.
Düşünün ilk yarı topa yüzde 61 sahip olan Fenerbahçe rakibini tedirgin edecek, panikletecek, dengesini sarsacak girişimlerden çok uzaktı. Her topu kazandığında hızlı geçiş oyunuyla F.Bahçe kalesine inen Alanyaspor, 18’de İbrahim ile golü bulunca işler biraz daha çıkmaza girdi. Oyuncular panik içindeydi. Düzgün düşünen ayak yoktu sanki...
Tedesco maç öncesi eksik oyuncuları mazeret etmeyeceklerini söylese de devre arası
Göztepe ve Benfica karşısındaki sinir bozucu oyun ve fiziken yıpratıcı iki maçtan sonra Mourinho kulübede unuttuklarını yeniden futbola ısındırmak, yorulanları dinlendirmek ve cezalıların yerini doldurmak için dört rotasyonla çıktı sahaya...
İlk on bir hayli cüretkardı... Süper Lig’in ilk iki haftasında sıfır puan çekse de iyi savunma yapıp orta sahayı sert ve kalabalık tutan bir rakibe karşı çift forvetin arkasına bir de Talisca’yı koymak biraz lükstü ve fazla cesaret taşıyordu... Hele ki gerekirse bir pozisyonla maç kazanmayı, her türlü istatistikte rakibinin altında kalmayı öncelikte tutan bir hoca için...
Belli ki Mourinho bu kez ilk yarıyı heba etmek istememişti... Aslında skor olarak planı tutmasa da oyun geçmiş maçlara göre daha pozitifti... Muhtemelen son zamanların en iyi maç başlangıcıydı Fenerbahçe’nin… Tempoluydu. Orta sahaya hakimdi. Sabırlıydı takım. Çünkü özgüveni yerindeydi. Geçiş oyunlarının vazgeçilmezi ve üstadı Fred, yanında İsmail’i bulunca rahatlamış ve
Fenerbahçe’de ne yönetim ne teknik direktör Mourinho ne de futbolcular sokaktaki büyük bıkkınlığın ve kızgınlığın farkında değil...
Farkında olsalar dün Feyenoord maçında bu kadar plansız, sistemsiz, silik bir takım bizlere izlettirmezlerdi...
Her maça rakibin ne yapmak istediğini anlamak için oynamak yerine seyrederek başlayan, ancak soyunma odasında Mourinho anlattıktan ve ikazlarını yaptıktan sonra normale dönen bir Fenerbahçe bu sezon da vizyonda...
Teknik direktörün güçlü karakteri mi yoksa istekleri mi elini kolunu bağlıyor maçın başında herkesin anlayamıyoruz. Oysa her biri “yıldız” boyutunda. Her şeye direktif mi lazım. Çıkın oynayın... Şu ilk 45 dakikaları çöpe atma huyunu artık bir kenara bırakın...
Neyse... Aslında çok fazla hikayesi olmayan maç, Fenerbahçe için kabus gibi başladı. Çünkü yeterince agresif değildi Fenerbahçe. Hızlı değildi. Ve genç, dinç, hızlı, oynatmayan bir Feyenoord vardı karşısında.
Evet Feyenoord ciddi kayıplarla Fenerbahçe’nin
Gürcistan, tarihinde ilk kez bir Avrupa Şampiyonası maçına çıktı. Elemelerde 8 maçta kalesinde 18 gol gören, Almanya’ya gelirken sadece grubunda Güney Kıbrıs’ı ve play-off’ta Lüksemburg’u yenebilen bir takımdan bahsediyoruz.
Takım savunması bu kadar kötü olan, beşli defans hattıyla rakibi bozmaktan başka oyun planı bulunmayan Gürcistan önünde hayal kırıklığına uğradığımız bir ilk yarı geçirdik.
Son 500 dakikada sadece bir gol atan, hazırlık döneminde hiç de sağlıklı bir görüntü vermeyen milli takımdan hiç olmazsa Gürcistan karşısında daha organize daha kollektif bir oyun beklerdik. Ama nerde!
İlk yarı Mert kalesinde güvenli durmasa, rakip yakaladıklarını atsa, karaları erken bağlamıştık. Montella’nın güçlü takımlara karşı uyguladığı o başarılı geçiş setleri, kendi seviyemizdeki takımlara aynı biçimde işlemiyor.
İlk yarı ne tempo yapabildik ne hücumda yaratıcı ve aktiftik. Mert’in beceri dolu golüyle öne geçtik ama bunu bile koruyamadık. İleri uçta Barış rakip savunma arasında
Samsun deplasmanında kazanarak ikide iki yapan Fenerbahçe sezona şatafatlı bir “ön söz” yazarak başladı... İskeleti oturmuş, sistemini içine sindirmiş, ideal 11’ini belirlemiş bir Fenerbahçe bugünden daha güçlü olacaktır...
Eşikteki transferlerle son rötuşları yapacak, o aklına bile getirmek istemediği kötü sezonları hepten unutacaktır... Fenerbahçe o geçmişine yakışan kaliteye nihayet ulaşmıştır ve özlediği başarı hikayesini yazma şansını nihayet yakalamıştır...
Yaptığı yeni transferlerle hatırı sayılır bir kadro kuran Samsunspor, oynamaktan çok oynatmamayı tercih eden bir anlayışla sahadaydı...
Karadeniz temsilcisi Fenerbahçe’ye geride baskı yapıp çıkartmamak kendi kalesinde çoğalıp geçit vermemekle yetindi. Zaman zaman savunmayı altıya çıkardı, 6-4 oynadı. Gol aramayı düşünmedi, yeter ki yemesin! Rakibini ilk yarıda bir iki kere geniş alanda yakalasa da bunu sonuca çeviremediler...
Aslında böyle nemli bir havada ve tarlayı andıran sahada kimse futbol keyfinin son noktalarını beklemiyordu zaten... Buna
Açıkçası İstanbulspor, Kadıköy’e kazanmaya ya da puan almaya gelmemişti... Yeter ki, sindirimi zor bir skor olmasın havasındaydılar... İlk golü yedikten sonra bile sanki galibiyetin üstüne yatar gibi tam takım savunma yapmak ya da her duran topta en az 1-2 dakika çalmaya çalışmak başka nasıl izah edilebilir...
Fenerbahçe ise Galatasaray’ın puan kaybından sonra kazanacağından çok emindi... İlk düdükle birlikte şampiyonluk havasına girmiş taraftarın da itici gücüyle rakibe yüklenmediler adeta çullandılar... Tam saha presle tüm dönen topları alarak oyunu tek kaleye çevirdiler... Hatta 5. dakikada Szalai ile golü de buldular ancak hakemin yorum hatasına takıldılar. Kalecinin Pedro’ya yaptığı faule çalınan tam tersi düdük biraz komik kaçtı...
İlerleyen bölümde takımın iki etkili ismi; Arda Güler ve Emre Mor ile işin şovuna kaçtılar, hızlı oynama isteği ile bazı tehlikelerin başlamadan bitmesine yol açtılar... Orta sahadaki İsmail ve Mert Hakan rakibi durdurmada ne kadar başarılı olsalar da işin
Lider Galatasaray’ın Konya’da üç puan bırakmasından sonra Fenerbahçe’den beklenen, oyun ve skor olarak “kocaman” bir adımdı... Şöyle ses getirecek, rakibine korku salacak dev bir adım…
Ama nerede... Şaşkın, dalgın ve adeta emekleyerek başladı maça sarı-lacivertliler... İlk yarı boyunca da sürünerek devam etti.Bu tablodan, oyunculardan çok, Jesus sorumluydu... Maç öncesi mikrofonlara, Sevilla maçındaki futbolu öven Portekizli hoca, Alanya karşısına öyle bir kadro çıkarmıştı ki, takımın perşembe gecesi ortaya koyduğu oyunu tekrarlaması zaten imkansızdı.Mesela; Szalai’nin yokluğunda, devre arası ülkesine geri dönmesi için elli takla atılan, son güne kadar kendisine takım aranan Gustavo’nun ilk 11’de ne işi vardı?Nitekim yenilen golde ofsaytı bozan yine Brezilyalıydı...Arao - İsmail orta sahasından yaratıcılık beklenebilir miydi? Zajc veya Arda’yı kulübeye oturtacak sebep neydi?
Peki, dört ay sonra ilk 11’de şans bulan, fizik yetersizliği yürürken bile belli olan Pedro mu takımın gol problemine