Ne zaman doyar bu Pereira?

30 Kasım 2021

Her iki takım için de o kadar önemliydi ki galibiyet, ikisi de “farklı” değil “tuhaf” başladı maça… Hayati durumlarda değişen insan davranışları gibiydi takımların tepkisi. İlk yarı Göztepe için çılgın gibi saldırma süreciydi ve maç boyu sürdü, Fenerbahçe ise Mesut ve İrfan’lı kadrodan beklenmeyecek kadar acemi ve aceleciydi. Ne oynadığı bile belli değildi “büyük” Fenerbahçe’nin.
Sinsi bir sıradanlaşma yaşıyor Fenerbahçe. Pereira’nın elinde en kaliteli futbolcuları bile vasat hale geliyor, büyük takım hüviyeti elden kayıp gidiyor resmen. Çünkü yıldız futbolcuları yemeye doymuyor Pereira. Mesut’u, İrfan’ı, Pelkas’ı falan bitirdi şimdi uzatmada oyuna alarak Szalai’yi koydu tabağa.
F.Bahçe’nin sadece bu sebepten bile Göztepe’den alınan bir puana “Allah bereket versin” demesi gerekir. Pereira işini bitirdiğinde bu günleri bile özleyecektir.
Neyse… Maçın telaşı büyüktü tabi… Uzak ara lider Trabzonspor ile arasındaki Konya, Hatay ve Alanya’nın mağlup bitirdiği, hatta Beşiktaş’ın yenilip Galatasaray’ın puan kaybettiği haftada alınacak bir galibiyet Fenerbahçe adına sezona tutunmak, üzerindeki baskıdan biraz olsun kurtulmak, Pereira için bir süre daha İstanbul’da kalmak anlamına geliyordu. Müsabakanın Göztepe açısından önemini ise teknik direktörleri maçtan önce söylemişti:
“Ya kazanacağız, ya öleceğiz”!..
Futbolda ölümün işi olmazdı ama sahadaki futbol sertti.
Kıran kırana ikili mücadele ile geçen devrede ne oyun kurabildi Fenerbahçe, ne oyunu sete çevirebildi. Merkezi kullanamıyor, ileride top tutamıyordu ki, bekleri ileri çıksın ve hücuma katılsın. Ne kenar ortası vardı takımın ne adam eksiltmesi, ne de kulübede bir akil adamı!.. Böylece İrfan ve Mesut’un katkıları minimuma inmişti. Sadece topa sahip olanın hızla rakip kaleye gitmeye çalıştığı ve “sıfır” şutla geçen bir 45 dakikaydı Fenerbahçe için ilk yarı.

Yazının devamı...

Sistem mi suç çetesi mi?

28 Kasım 2021

Sahada veya masada gerçekten hakkı yenenler ile algı mühendisleri, kifayetsiz muhterisler ve fantastik olmaya uğraşanlar iç içe/karman çorman oldu ya iletişim bombardımanında...
Sistem, neredeyse “örgütlü suç çetesi” kategorisine terfi etti epeydir.
Sistem böyleyse, ya “mücadele etsin” ya da “bize yontulsun” niyetiyle kendisine zimmetlenen koltuğa oturmuş her kulüp başkanının, gün gelip kafa-kol çekerek taraftarın önüne attığı şu “futbol sistemi” nedir, nasıl bir şeydir, bilen, gören, tanıyan var mı acaba?
Sistem ona, o sisteme uyumlu giderken şüphe ve teorilerini arka cepte itinayla saklayan... Sahada, kulübede, tabelada rüzgar terse döndüğünde “her işe yarayan İsviçre çakısı” gibi çıkarıp açan, gelmiş geçmiş tüm kulüp başkanları da dahil buna.
Bizim bildiğimiz Futbol Federasyonu, futboldaki sistemin tepe noktasıdır. Futbol Federasyonu’na gidip sistemi sisteme şikayet ediyorsan, sistemin derininde bir başka sistem olduğuna ve sana kötülük planları yaptığına inanıyorsundur ki, yakındığın olayın sorumlusu “bireysel hata veya basiret bağlanması” değilse “çete” falan olmalı; sistem değil.
Sistem-sistem dedikleri birkaç hakem, birkaç gözlemci mi yoksa?
Futbolu yöneten kurullarda yer alıp futbolu ciddiyetini kavrayamayan, tuttuğu takıma çıkar yaratmaya uğraşan, kartvizitlerindeki unvanları hak etmemiş birkaç adam mı?

Yazının devamı...