Geçen hafta Kadıköy’de Kış Festivali “BuzzFest”i duyunca ayrıntılarını öğrenmek amacıyla Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı’yı aradım. Telefonda, “Gel yerinde göstereyim; birlikte deneyimleriz” deyince Kalamış Atatürk Parkı’nda buluştuk. Açıkçası sadece bir buz pisti görmeyi beklerken, karşıma ışıl ışıl bir kış köyü çıktı. Her adımda ayrı bir atmosfer, ayrı bir lezzet… Başkan ile gezerken her köşeyi tek tek anlattı.
Akşam ilerledikçe kalabalığın ritmi değişiyor; kimi paten kayıyor kimi ateşin etrafında sohbet ediyor. Çocuklar fotoğraf noktalarına koşuyor, gençler sıcak çikolata sırası bekliyor. Alan gerçekten yaşayan bir kış sahnesine dönüşmüş.
O tabloyu en iyi Başkan Kösedağı anlatıyor: “Eren, biz bu yıl sadece bir pist yapalım demedik. Kadıköylüler Avrupa’ya gitmeden aynı kış atmosferini burada yaşayabilsin istedik. Bu yüzden 600 metrekarelik buz pistini, 200 metrekarelik kayma yolunu ve kaydırağı tek bir kış köyü içinde kurguladık. Dört yaşından
Sokağın nabzını en iyi ölçen şey, o kentin belediye başkanının halkın verdiği selamların samimiyetidir. Hatice Gençay, Didim’de bu samimiyetin en belirgin örneği.
Artık mesele sadece Didim değil, tüm Aydın’da “topuklu efe” ünvanını taşıyabilecek yeni bir isim büyüyor. Özlem Çerçioğlu’nun yıllardır koruduğu güçlü lakap, Gençay’ın sahadaki enerjisiyle yeni bir karşılık buluyor. Geçen gün onunla buluştuğumda da aynı tablo vardı. Cennet Koy’daki kıyı temizliği, Altınkum’daki dalış, amfi tiyatrodaki atölyeler… Çocukların geri dönüşüm bisikletindeki kahkahalar bile bu işin ne kadar benimsendiğini gösteriyordu. Kadın emeğine verdiği destek, girişimcilere açtığı alan ve sokak hayvanları konusunda Jale Koç ile yürüttüğü duyarlılık da aynı çizgide. Gençay, “Bu sadece hizmet değil, vicdani sorumluluk” derken gözlerindeki kararlılık her şeyi özetliyordu. Makamdan çok sahayı tercih eden bir başkan profili var karşımızda. O yüzden
Hatay’ı her ziyaretimde içimde aynı duygu uyanır; sanki bir yaraya dokunur gibi… Geçen hafta 13. Antakya Uluslararası Film Festivali için gittiğim bu son seyahatte, o duygunun yanına bir de buruk bir umut eklendi. Depremin ilk gününden bu yana defalarca gidip geldiğim şehirde bu kez hafif de olsa toparlanma izlerini gördüm. Ama şehrin nefesini kesen iki büyük sorun hâlâ yerli yerinde duruyor: Toz bulutu ve trafik. Yağmur yağdığında çamurla boğuşuluyor, hava açtığında toz her yere siniyor. Bir de şehrin içinde dolaşan ağır tonajlı kamyonlar var; kurala uyanını görmedim. Üç gün boyunca tek bir trafik denetimine rastlamadığım gibi, önümde ihlal yapan hafriyat kamyonuna polis müdahale bile etmedi. Bu tabloyu görüp de “Bu şehre acilen dokunmak lazım” dememek mümkün değil.
Tozun gölgesindeki şehir
Festival kısmına gelince… Bu topraklar çok daha büyük bir kültürel desteği hak ediyor. Defne Belediye Başkanı Halil İbrahim Özgün, festivalden bir gün önce kaldığım otele
752’nci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri’nin tanıtım programı dolayısıyla gittiğim Atatürk Kültür Merkezi’nin kapısından adım atar atmaz, o sabahın dinginliği, Mevlânâ’nın “Huzur Vakti” çağrısıyla birleşip insanın içine işleyen bir huzura dönüştü. Konya’nın yıllardır taşıdığı bu derin geleneğin, İstanbul’da yankılanışı bile başlı başına bir atmosfer yaratıyordu. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımı, bakanlığın bu yılki programı ne kadar titizlikle sahiplendiğini de açıkça ortaya koyuyordu.
En dikkat çekici bölüm ise Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın konuşmasıydı. Altay, Horasan’dan başlayan o kadim yürüyüşün, Konya’da bir “gönül medeniyetine” dönüştüğünü anlatıyordu. Mevlânâ’yı çağları aşan bir “hikmet güneşi” olarak tarif ederken salonda kısa bir sessizlik oldu; herkes aynı anda nefesini tutmuştu âdeta!
Bir önceki yazımda Antalya’daki 15’inci Uluslararası Resort Turizm Kongresi’nden notlar paylaşacağımı söylemiştim; şimdi o sözün karşılığını veriyorum. Otel lobilerindeki telaş, koridorlara yayılan koşuşturma, daha kapıdan girer girmez “turizmin başkenti burası” dedirtiyor. Kongre başlamadan hemen önce hem Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) Başkanı Kaan Kavaloğlu hem de Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz ile yaptığım kısa sohbetler, resmin ana hatlarını çiziyordu.
İlk durağım, kongrenin ana sponsoru Türkiye İş Bankası’nı temsilen orada bulunan Sezgin Yılmaz oldu. Turizm kredilerinin ağırlığının İstanbul ve Antalya’da toplandığını şöyle dile getiriyordu: “Ama başkent derseniz yanıt net: Antalya” dedi. İş Bankası da bu yüzden Akdeniz Turizm İhtisas Şubesi’ni kurmuş, sadece turizme çalışan özel bir yapı. Yılmaz’ın altını çizdiği cümle çarpıcıydı: “İş Bankası’nın kapıları dardır ama salonu geniştir.” Yani içeri girmek disiplin ister ama o kapı aşıldığında geniş
Bu hafta ne Trabzon hamsi kokacak ne de Şanlıurfa kebap! Evet, iki şehir bu hafta boyunca kitap kokusuyla yan yana anılacak. Dün İstanbul Havalimanı’nda öyle bir sahne yaşadım ki, “Karadeniz bu hafta gerçekten hamsi değil, kitap kokacak” dedim içimden. Küçük bir çocuk yanıma oturdu; elinde sıkı sıkıya tuttuğu bir kitap vardı, sanki bir an bırakıverse kaybolacakmış gibi kavrıyordu. Merak edip nereye gittiğini sordum. Gözleri bir anda ışıldadı: “Trabzon Kitap Günleri’ne gidiyorum abi.” Ardından öyle bir cümle söyledi ki, içimde tatlı bir sıcaklık dolaştı: “Yazarları görebilmek için bütün kitap fuarlarını geziyorum.” Bir çocuğun omzundaki o saf heves, bazen bir şehrin yaklaşan kalabalığını daha kapıdan anlamamızı sağlıyor. Daha orada otururken belliydi; Trabzon bu hafta kitabın ritmine hazırlanıyor.
Trabzon’da geçen yıl 200 binden fazla ziyaretçi ağırlayan Kitap Günleri’nin ikincisi 21 Kasım’da başlayacak ve yine yüzlerce yazarı, yayınevini ve okuru bir araya getirecek.
Geçenlerde bankamatikten çıkan bir genç, telefonda, “Pasaport sürem bitiyor abi, yıl dolmadan halletmem lazım… Gelecek ay değiştireceğim” deyince şöyle bir durdum. Çünkü o cümle hepimizin ezberini bir kez daha yüzüme vuruyordu: Biz bu ülkede işleri hep son ana bırakıyoruz.
Dün İstanbul Nüfus Müdürlüğü’ndeydim. Daha içeri girer girmez, “Keşke her kurum böyle olsa” dedirten bir düzen… İşler beş dakikada bitiriliyor, memurlar güler yüzlü, sistem tıkır tıkır işliyor. İstanbul İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürü Rabia Babaoğlu’nun kapısı bile kapanmıyor; vatandaş giriyor, derdini söylüyor, iki dakika sonra çözümü alıp çıkıyor. Devletin vatandaşa dokunduğu yer tam olarak böyle bir yer olmalı.
Ama ne oluyor? Harçların ocak ayında artacağını herkes biliyor, yine de aralık sonuna kadar bekleniyor. Ehliyet, kimlik, pasaport… Hangisi olursa olsun, konu zam olunca herkes son güne yükleniyor. Sonra da “Randevu yok”
Son yıllarda yerel yönetimlerin yeni bir rekabet alanı doğdu: o da kısaca gastronomi. Artık şehirler sadece altyapı, ulaşım ya da yeşil alan yatırımlarıyla değil, mutfak kültürleriyle de yarışıyor. Her belediye kendi yöresel lezzetini öne çıkarma, şehir ekonomisini gastronomiyle canlandırma çabasında. Bu yatırımların hem üreticiye hem de turizm sektörüne önemli katkıları oluyor. İşte bu anlayışın en güzel örneklerinden birine geçtiğimiz günlerde Tarsus’ta tanık oldum.
Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen 4. Uluslararası Tarsus Festivali, tam anlamıyla bir lezzet şöleniydi. Şehrin tarihi atmosferinde gerçekleşen festival, bu yıl da rengârenk görüntülere sahne oldu. En çok ilgi gören etkinliklerden biri ise “Gastronomi Show”du. St. Paul Meydanı’ndan yayılan mis gibi kokuların kaynağı, MasterChef yarışmacılarıydı. Alican Sabunsoy ve Akın Kızıltaş, sahnede humusu avokadoyla buluşturup “Avokadolu humuslu bruschetta” hazırladı. Yöresel tatlara modern bir dokunuş kazandırdılar.