Hamburgerci değil hamburger restoranı!

Kendi halinde iki sakin adam dersin onları ilk gördüğünde. Hani bi film vardı ya, ‘Yüreğinin Götürdüğü Yere Git’. Hah! İşte bunlar, onlar...
Yüreklerinin götürdüğü yere giden iki adam. Kutlu Özermak sinemacı, Özgür Kaynar da eski bankacı. Hayatın içinde sürüklenip giderken bir emlakçıda kesişmiş yolları. Sonrası malum, bu tanışma ‘Burger Republic’i yaratmış...
Aslında eski bi marka değil Burger Republic. Eski değil ama ciddi bir emek var gerisinde. O nedenle ilk kurulduğu günden beri hikâyesini yazmayı planladığım bi yer.
Şimdi neden bir hamburgerci ve yeni bir yeri yazıyorsun diyenler olabilir. Haklısınız, genelde eski, köklü hikâyesi olan yerleri tanıtmaya çalışıyorum sizlere. Ancak yukarıda da dediğim gibi, arkasında ciddi bir emek olan ve bir şekilde dünyada binlerce işyeri olan hamburgercilere kafa tutan insanların da görülmesi, kıymetinin bilinmesi gerektiğine inanıyorum.

Ülke ülke gezdik...

Dediğim gibi, Kutlu ve Özgür’ü hayat bi şekilde buluşturmuş. Aslında ikisinin de farklı hayalleri olmasına rağmen bu buluşmadan sonra birlikte birçok iş yapmışlar. Mesela 2015’te Travel&Gourbet’s adıyla dijital bir dergi çıkarmışlar. Emlak vb. işler yapmışlar. Sonra bi gün “Yahu biz birçok yere yeme içme üzerine danışmanlık veriyoruz. Bari bunu kendimiz yapalım” deyip yaratmışlar Burger Republic markasını. Öyle ha deyince olmamış elbette her şey. Yaklaşık bir yıl ince ince tasarlamışlar yapacakları işi. Mesela 7 ülke gezmişler. Gezdikleri bu ülkelerde 100’ün üzerinde hamburger deneyip bunlarla ilgili notlar almışlar. Tüm bu çalışmaların sonunda bugün hizmet verdikleri dükkânlarında masa biçimi ve duruşundan tutun da, duvardaki objelere kadar her şeyi amacına uygun tasarlayıp hikâyelerinin içine yazmışlar.
İşte tüm bu çalışmaların sonucunda da bugün İzmir’de 3 şube ile (Karşıyaka, Bornova ve Alaçatı), 15 farklı hamburger çeşidi ve kendi hazırladıkları özel soslarıyla ağırlıyorlar müşterilerini. Şu kadarını söyleyeyim, hamburger köfteleri gerçekten çok özel, ekmekleri ayrı özel ve güzel, ki ben sadece iki üç ay ekmek için denemeler yaptıklarını biliyorum.

Köftemiz butik

Kutlu’yla yaptığımız sohbette “Nedir sizi farklı kılan?” dediğimde, “Abi, kıymamızın içine eğer istesek yasal, doğal yoldan birçok şey kullanabiliriz. Şu yediğin köfteyi çok daha eğlenceli ve farklı lezzetlere çevirebiliriz. Ancak, biz bunu istemiyoruz. Bizim köftemiz butik bir hamburger köftesi. İçinde sadece ve sadece karabiber var. En büyük mutluluğumuz da, anne ve babaların çocuklarıyla gelip hamburger yemeleri.”
Sohbet böyle uzayıp giderken içim kıyılıyor biraz. Malum, çok konuşunca acıkıyorum. Kutlu, “Seç abi” deyip uzatıyor mönüyü önüme. Zor olanı buluyorum hemen ve bir steak burger istiyorum. Gramajını sizin belirlediğiniz bir köfte, et, mantar, çedar peyniri ve şahane bir dömi glas sos ile hazırlanıyor bu lezzet dağı hamburger.
İlk ısırıkta Kutlu ve Özgür’ün bu kadar çok hamburgerciyi gezerken araştırmalarının boşa gitmediğini anlıyorum. Aslında karşımda oturan Kutlu’ya “Abi, efsane bi şi olmuş” diyeceğim ama damağımdaki tadın uçup gitmesinden endişe ettiğimden, sadece gözlerimle onaylıyorum yediğim hamburgeri.
Ben hamburgerimi yerken Kutlu konuşmaya devam ediyor, “Aslında biz kendimizi tanımlarken ‘hamburger restoranı’ olarak tanımlıyoruz. Yani, özel ve güzel bi iş yaptığımızı düşünüyoruz” diyor.
Kesinlikle doğru diyor...
Elleriniz, aklınız dert görmesin arkadaşlar... Yeni ürünler, yeni markalar bekliyoruz sizlerden...

Park’a heyecan katardım!

Güzel şeyler hayallerden geçer. Hepimiz birer hayaliz aslında. Anne babalarımızın hayali. Demem o ki, seviyorum ben de hayal kurmayı. Mavişehir, Halk Park civarını biliyorsunuz. Buralarda epey uzun sayılabilecek düzenlenmiş dere yatakları, kanallar mevcut. İşte hayalim bu kanallar.
Mesela ben olsam, bu kanallara denizden su pompalar, üzerindeki köprüleri bi şekilde altından kanoların geçebileceği şekle dönüştürür, denize bağlardım. Körfezi yelkenle, insanları denizle buluştururken, koca koca binaların arasında kalan nefes alanı Halk Park’a hareket, heyecan katardım. Hatta gerçek gondol bile yüzdürürdüm burada. Şöyle bi düşünsenize, yakışmaz mı Güzel İzmir’e!
Yani ben olsam yapardım... (Bu arada bunların birer hayal olduğunu, hayallerde teknik ve sınır olmadığını hatırlatırım.)