Herkesin bir Çeşme’si vardır gönlünde

Kimisi için Mamur baba, kimi için Alaçatı, Ilıca. Kimi için, o efsane Çeşme kavunu, kimi içinse Yıldız Burnu’nda denizin içinden çıkan sıcak sudur.

"Buralar var ya, buralar, eskiden..." diye bi cümleye girdiysek eğer, yaş almaya başlamışız demektir. Yok yok hiç oralara girmeyeceğim. Ben gençmişim gibi yazacağım “kanka!” (Nasıl, gençleştirdi beni bu laf?) Amaan yaş dediğin ne ki, Trakyalıyım ben üçe, beşe bakmamak adettendir bizde. Hadi o zaman Çeşme’ye...

İzmir’de herkesin bir “Çeşme”si vardır gönlünde. Kimisi için Mamur baba, kimi için Alaçatı, Ilıca. Kimi için, o efsane Çeşme kavunu, kimi içinse Yıldız Burnu’nda denizin içinden çıkan sıcak sudur. Benim içinse Turban Çeşme Oteli’nde çalışan rahmetli dedem, hafta sonları bizi elimizden tutup Çeşme’ye götüren rahmetli annemdir. Sonra öğlen Dost Pide’dir, sahilde satılan darı, benzin istasyonunun oradaki turşucudur Çeşme. Ha bi de, Çeşme-İzmir arası çalışan 302 Mercedes otobüsler, o yolculuklarda çalan Ferdi Özbeğen, Arif Susam, Atilla Kaya’dır...

Birçoğu kalmadı bunların ama Çeşme hâlâ orada.

“Değişmeyen tek şey değişimdir.” Bu manada herkes gibi her şey gibi Çeşme de değişti, yenilendi. Ama bir şey hiç değişmedi. Çeşme’nin kendine özgü tatları. Eskiden birçoğu sokakta satılan lezzetler artık dükkâna taşınsa da tatlarını hep muhafaza ettiler. Sizlere çok bilinen, marka olmuş yerler yazmamaya çalışacağım. “Lezzetin muhabbetine âşık” biri olarak keyif aldığım, olmaktan mutlu olduğum birkaç yerden söz edeceğim. Hadi başlayalım o zaman. Buyurun muhabbete.

Herkesin bir Çeşme’si vardır gönlünde

Su Balık: Çeşme çarşı içinde küçük bir restoran burası. Ön kısmı çarşıya bakıyor. Ama en güzel yeri arka bahçesi. Hele o limon ağacının altında yemek yemek pek güzel. İlknur ve Devrim Özbek çifti işletiyor restoranı. Her gün taze, değişik mezeler bulmak mümkün. Lakerdalarını hâlâ kendileri yapıyor. Her sabah balıkları Devrim alıyor mezattan. Bu ara balık az ama yakalarsanız ille Çeşme barbunu ve her yerde yapılmayan kirli kalamarlarını yiyin. Denizden çıktığı gibi, derisiyle, mürekkebiyle yapıyorlar kalamarı. Artık çok yapan kalmadı. Denk getirirseniz kaçırmayın.

Ala Söğüş: Su Balık’tan denize doğru yürürken yanılmıyorsam 100 metre sonra sağda, sokak içinde Ala Söğüş. Sakin sakin Yunan ezgileri, Ege müzikleri çalan bir mekân. Burası da bir aile işletmesi. Hatice ve Alpaslan Akyeli çifti, kendi yaptıkları yemekleri sunuyorlar misafirlerine. Meze dolapları zengin; börülce, Girit mezesi, yaprak sarma, kalamata zeytin mezesi, bademli havuç, semizotu. Mevsimine göre her şey var. Ama en önemli yemekleri söğüş. Kuzu kellenin haşlanmış, ayıklanmış hâlidir İzmir’de söğüş.

Ciğerci Mustafa: Hani Çeşme’ye geldiniz diye her mekânda balık olacak gibi bir beklentiniz olmasın. Öyleyse buyurun Ciğerci Mustafa’ya. Babası da ciğer yaparmış Mustafa Usta’nın. Babasının ve Mustafa’nın meslek geçmişi 50 yıla yakındır. Usta’nın “pamuk ciğer”i çok meşhur Çeşme’de. Nasıl yani, diyorsunuz di mi? Aslında çok basit. Sacda yaptığı ciğeri ekmeğin arasına koymadan içini alıyor. Ciğeri içi alınmış ekmeğe koyuyor. Domates, biberini de ekledikten sonra ekmek içini ciğer yağına bandırıp çeyrek ekmeğin içine tekrar yerleştiriyor. İşte size pamuk ciğer. Mustafa Usta’ya gittiğinizde özellikle belirtmediğiniz sürece çeyrek geliyor. Ve size tavsiyem çeyrek çeyrek yiyin ciğerinizi. Ciğerin tadına varıyorsunuz o zaman. Bu arada Usta, mavi arabasında pişiriyor pamuk ciğeri. Dükkân falan aramayın yani. Adresi şöyle: Çeşme Merkez Vakıflar İşhanı yanı.

Tokmak Hasan’ın Yeri: Çok severim esnaf lokantalarını. Bambaşka bir kültür, bambaşka bir lezzet barındırır içinde. Ustalık vardır, hörmet vardır, adab vardır. Dolu doludur her şey. Hem tabak doludur hem nezaket esnaf lokantaları. İşte Çeşme merkezdeki namıdiğer Tokmak Hasan’ın Yeri de böyle bi yerdir. Mevsimine göre değişen Ege mutfağının çeşit çeşit yemeklerini bulabileceğiniz gibi döner de bulursunuz diğer sulu yemekleri de. Benim favorim şu yemek diyemem Tokmak Hasan’da. Kimi dönerini çok beğenir, kimi kuzu etli Şevket’i Bostanı’nı. Şimdi enginar mevsimi, yakalarsanız bi enginar dolması yiyin derim. Yahut zeytinyağlı kuzu etli enginar. Şimdi bi avazda sayamayacağım kadar çeşitte yemek yapıyor Tokmak Hasan.

Selanik 1945: Bu kadar balık, söğüş, dönerin üzerine bi dondurma gider di mi? E haydi o zaman Alaçatı’ya Selanik 1945’e. Gökçe Mersin ve abisi işletiyor bu tarihi mekânı. 1945 yılında, mübadil olan dedeleri kurmuş dükkânı. Sakızlı dondurmayı da kıtlık günlerinde vanilya bulamadıkları için eldeki malzemeyi değerlendirmeyi düşünen dedeleri bulmuş. Yiyeceğiniz tüm dondurmalar çok güzel. Tabii ki sakızlı dondurmayı deneyin. Şiddetle tavsiye ediyorum. Bu arada raflarda çeşit çeşit reçeller göreceksiniz. Gözü kapalı alın derim.

Midyeci Zane: Çocuk yaştan beri midye satan, üniversiteli midyeci Zane’nin deyimiyle “midyeler ef za ne”. Selanik 1945’in 100 metre gerisinde tezgâhı. Neşesinden, gelen geçene tatlı tatlı takılmalarından hemen tanırsınız Mardinli Zane’yi. Klasik İzmir midyesi yapar. Öyle pirinci kabuğunun dışına taşmaz, baharatı abartılı değildir, karardadır. Eh bi de Karaburun midyesine rast gelirseniz, değmeyin keyfinize. Kapatın tezgâhı olsun bitsin. Alaçatı Çarşı girişinde.