Kandil’e girer miyiz, tartışması

Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasında vefatıyla ilgili olarak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’i ziyaret eden Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici’ye atfen bazı haberler basında yer aldı.
Destici’nin, Org. Özel’e, “Kandil’e girip bu işi kökünden çözemez miyiz?” diye sorduğu, Genelkurmay Başkanı’nın da, “Elbette gireriz” diyerek, üç koşul saydığı haberlerde kaydedildi.
Org. Özel’in Kandil’e girmek için, “Devlet kararı alınması, ABD’nin ikna edilmesi ve kamuoyunun büyük kayıplara hazırlanması” koşullarından söz ettiği de iddia edildi.
Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir açıklama yapılarak, “Söz konusu ziyarette görüşülen konulara farklı anlamlar yüklenerek değişik söylem ve ifadelerle medyada yer alması üzüntü ile karşılanmıştır” denildi.
Bu açıklama üzerine BBP Genel Başkanı Destici de, haberde yer alan koşulların kendi görüşleri olduğunu, Org. Özel’e aitmiş gibi yansıdığını belirtti.
Karşılıklı açıklamalara karşın bu haberler, “Kandil’e girer miyiz?” tartışmasının başlamasına yetti...

TSK’nın gücü
Önceki Genelkurmay başkanları da değişik vesilelerle yaptıkları açıklamalarda, TSK’nın olanak ve yeteneklerinin böyle bir harekâtı gerçekleştirmeye yeterli olduğunu vurgulamışlardı.
TSK’nın teknoloji düzeyi ve asker gücü bakımından böyle bir kapasiteye sahip olduğu biliniyor.
Bu itibarla işin teknik yönünü bir tarafa bırakırsak, habere konu görüşlerin Destici’ye ait olduğu kabulüyle konuya şöyle bakabiliriz.

ABD’nin rolü
Türkiye’nin Kandil’e kadar uzanacak kapsamlı bir sınır ötesi harekât yapması ABD’nin alacağı tutumla ilgilidir.
ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra Türkiye’nin komşusu fiilen ABD olmuştur. Bağdat veya Kuzey Irak Kürt Bölgesi Yönetimi, kağıt üzerindeki muhataplardır. Talabani de Barzani de ABD himayesi altındadır.
Bu bilindiği içindir ki, Türkiye’de siyasi ve askeri yetkililer, Irak ve ABD yönetimlerine, “ya siz PKK’yı etkisiz hale getirin ya birlikte operasyon yaparak etkisiz hale getirelim ya da engel çıkarmayın, biz TSK olarak etkisiz hale getirelim” diye seslenmişlerdir.
Ankara’nın bu çağrıları, önce ABD sonra Bağdat ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi tarafından her zaman kulak ardı edilmiştir.
ABD, özellikle 1 Mart 2003 tezkeresinin TBMM tarafından geri çevrilmesinden sonra Türk askerinin Kuzey Irak’a kapsamlı sınır ötesi harekât yapmasına karşı olmuştur. Bugün de karşıdır.
ABD, bu karşı duruşla da kalmamış, Barzani yönetimini askeri ve siyasi olarak desteklemiş ve Kuzey Irak’ta bağımsızlığı ilan etmeye hazır bir devlet kurulmasına olanak sağlamıştır.
Kuzey Irak’ta devletleşme sürecine Türkiye’nin de katkısı olmuştur. Bu katkı, 1991 Birinci Körfez Savaşı sonrasında Çekiç Güç’ün Türkiye’ye konuşlanması ve her altı ayda görev süresinin uzatılmasıyla başlamış ve gelişmiştir.

Kara harekâtları
ABD, Çekiç Güç’ün Kuzey Irak’ı Bağdat yönetiminden kopararak devletleşmeye yönelmesi karşılığında, Türkiye’nin zaman zaman PKK’ya karşı sınır ötesi harekât yapmasına itiraz etmemiştir.
Bu ortam içinde TSK; 1992, 1995 ve 1997’de üç büyük sınır ötesi harekât yapmış ve her üç harekâtta da PKK’nın silahlı gücü büyük ölçüde kırılmıştır.
Bu nedenledir ki, Öcalan ve PKK, 1990’ların başlarında strateji değiştirdiklerini, artık bağımsız devlet istemediklerini ilan etmişlerdir.
Bu, terör örgütüyle silahlı mücadelede başarılı olmanın önemini ve etkisini göstermesi bakımından altı çizilmesi gereken bir sonuçtur.

PKK’nın yeniden güçlenmesi
PKK’nın silahlı gücünü yeniden toparlaması ve 2004 yılında büyük çaplı saldırılarına yeniden başlamasının temel nedeni, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgali sonrasındaki süreçte mümkün olmuştur.
1 Mart Tezkeresi’ni reddeden Türkiye ile ABD ilişkileri bozulmuş, Washington, Kuzey Irak’taki Kürt grupları askeri ve siyasi olarak desteklemiş ve PKK’nın bölgede silahlı gücünü yeniden toparlaması da böyle gerçekleşmiştir.
2003’ten sonra Türkiye, PKK’nın saldırıları karşısında Kuzey Irak’a kapsamlı sınır ötesi harekât yapamamıştır.
Ancak Türkiye’nin ısrarları sonucunda 2007 sonundan önce Türkiye’ye sadece hava harekâtı için engel çıkarılmamış, 2008 başında da bir haftalık kısa bir sınır ötesi kara harekâtı gerçekleştirilmiştir. O tarihten sonra hava harekâtları yapılmış olsa da büyük çaplı bir sınır ötesi harekât yapılmamıştır.
Bu nedenle Destici söylemiş olsa da, “Kandil’e girer miyiz?” tartışması içinde, ABD’nin alacağı tutum belirleyici önemdedir. ABD’ye rağmen Kandil’e kapsamlı ve kalıcı bir harekât düzenlemek, ABD’yle çatışmayı da göze almayı gerektirir.
Bunun dışındaki yorumlar gerçekçi değildir.