‘Ah nerede o eski bayramlar’ demeyeceğim

“Ah nerede o eski bayramlar” diye iç çekmeye müsait bir yaşım var. Ama bugüne dek hiç demedim. Her yeni dönemi olduğu gibi kabul ettim. Bu dönemin gerçeği bu dedim. O gerçekliğin içinde, onun gereklerini anlamaya gayret ederek yaşadım, mutlu olmaya çalıştım. Mazi kalbimde yara olmadı hiç. İçindeki çocukluğumu, ilk gençliğimi anılarıyla birlikte yaşattım; zenginlik saydım.

Hâlâ da öyle. Bayramlarda mutlu olurum ben. Niye üzüleyim; birbirinden şahane bayramlar yaşadım. Her şeyimi kaybedebilirim ama kendi varoluşumu, onu inşa eden yaşanmışlıklarımı kimse benden alamaz ki. Çocukluğumun bayramları da buna dahil.

Bayram temizliği faslı

Her şey annemin günler süren bayram temizliğiyle başlardı. Ev dip köşe temizlenir, mutfak tüm raflarıyla boşaltılıp elden geçirilir, halılar yıkanır, koltuklar köpüklü sularla silinir, perdeler, tüller sakız gibi çıkardı makineden. Salonda yüzlerce taşı olan bir avize vardı. Annem babamın özel günler için sakladığı viskisini su bardaklarına doldurup; bütün o taşları tek tek bardağa sokup çıkararak her birini pırıl pırıl yapardı. Velhasıl temizlik söz konusu olduğunda annem hiçbir masraftan kaçınmazdı.

İkili gruplar alışverişte

Temizlik faslı bitince en sevdiğim aşamaya geçerdik. Bayram alışverişi. Dört kız kardeştik o vakitler. Beşinci kız yıllar sonra gelecekti. Annem bizi ikili gruplar halinde bayramlık almaya götürürdü. AVM’ler filan yok tabii. Rotamız Şişli, Osmanbey, Nişantaşı. Buralardaki çocuk mağazalarının birine girer diğerinden çıkar; gün boyu onlarca kıyafet denerdik. Çift takım alınırdı. Biri bayram boyunca evde giyeceğimiz günlük kıyafetler, diğeri büyüklerimize bayram ziyaretine giderken giyeceğimiz. Elbiseler, etekler, pantolonlar... Giy, çıkar. Annem ‘kumaşın yeri’nden başlayarak, dikişine, üstümüzde duruşuna kadar her ayrıntıyı dikkatlice incelerdi. Gün boyu sürerdi bu seremoni. Kıyafetlerimize uygun ayakkabı seçildikten sonra tamamlanırdı. O kadar mutlu olurdum ki...

Elektrikli süpürgenin sesi

Akşam elimizde paketler, iflahımız kesilmiş halde eve dönerdik. Ertesi gün ikinci grupla aynı şeyleri tekrar ederdi annem. En son da kendisi ve babaannem için bayramlık alır, alışveriş faslını bitirirdi. Gün sayardım, bayram gelsin de aldığımız yeni elbiseyi giyinip şöööyle bir süzüleyim etrafta.

Bayram sabahı, elektrikli süpürgenin sesiyle uyanırdım erkenden. Annem günlük temizliği bitirir, babam bayram namazından döner, bütün aile salonda toplanıp bayramlaşırdık. Önce babaannemin eli öpülürdü. Sonra annemle babamın. Dört tane boy boy kız çocuğu, sevinçli sesler... Babamızın omzuna tırmanışlarımız, annemizin eteklerine sarılmalarımız. Sonra hep birlikte mezarlık ziyaretine giderdik. Dedem ve halam için dualar okurduk. Ardından fırından sıcacık ekmekler alıp eve dönerdik. Annem mutfakta radyosu açık, kahvaltıyı hazırlarken ille bir posta ağlardı. Çünkü annesi babası uzaktaydı ve her bayram radyoda Zeki Müren mutlaka “Geceler yârim oldu”yu söylerdi. Ama kahvaltı sofrasında toplandığımızda yüzü güler, neşeli neşeli konuşur, onun neşesine babamın büyük kahkahaları eşlik ederdi.

Kadayıflar, sarmalar, börekler

Kahvaltıdan hemen sonra gelsin misafirler... Ailenin en yaşlısı babaannem olduğu için bayram boyunca sabah 10’dan gece 11’e kadar ev dolup dolup taşardı. Önceden annem tarafından yapılmış tepsi tepsi kadayıflar, sarmalar, börekler; masalar kurulur, masalar toplanırdı gün boyu. Biz günlük bayramlıklarımız üstümüzde epeyce bir bayram harçlığı alırdık babaannemi ziyarete gelenlerden. Bir posta da bizim ziyarete gittiklerimiz verirdi. Oyalı mendillerin arasında. Kalabalığı eksik olmayan evimiz hatıraların yâd edildiği, birbirinden güzel hikayelerin anlatıldığı, gülüp eğlenilen, herkesin birbirine sevgiyle sarılıp dokunduğu, şekerli kolonyalı bir bayram yeriydi. Bayram ziyaretine gittiğimiz diğer evler de. 3 ya da 4 gün süren kesintisiz mutluluk.

Bu bayram da çok özel

Sonrası tahmin ettiğiniz gibi. Büyüdük. Babaannemi kaybettik. Evin bayram kalabalığı azaldı. İş hayatına başladık. Bayramlar tatil vesilelerimiz oldu. Öyle böyle bugünlere geldik.

Bu bayram, herkes gibi benim hayatımda da bir ilk. Evden dışarı çıkamayacağız. Ne ziyaret ne tatil için. Annemle ve babamla görüntülü konuşmalar yapacağım; kardeşlerimle, sevdiklerimle. Kimseler gelmeyecek, ben kimselere gidemeyeceğim. Ama bu bayram da çok özel. Tüm insanlığa hayatının anlamını sorgulatan pandemi sürecinin bir parçası. Onun da bize öğretecekleri var. Ve bunlar çok kıymetli. Eski bayramlarımıza bir şey olmadı; onların anısı bizimle. Hatırlayıp mutlu olmamıza karışan kimse yok. Özetle, ben bu bayram da “Ah nerede o eski bayramlar” demeyeceğim.