Az daha ağlayacaktım

1944 yılı. Genç bir kız Ankara Devlet Konservatuvarı’nın kapısından giriyor. Yıldız Kenter. Beş yıllık eğitimini dört yılda tamamlayarak mezun oluyor. Devlet Tiyatrosu kadrosuna giriyor. 1952’de Rockefeller Bursu’yla Amerika’ya gidip oyunculukta yeni teknikler üzerinde çalışıyor. 1955’te yüksek dereceyle bitirdiği konservatuvarın ardından kardeşi Müşfik Kenter de onun izini sürüyor. Ankara’nın ardından İstanbul serüvenleri başlıyor. 1959’da arkadaşlarıyla Kent Oyuncuları’nı kurmalarıyla birlikte uzun bir tiyatro hikâyesi başlıyor. Peki sonra? Sonrasını anlatan şahane bir kitap çıktı geçtiğimiz hafta: “Kâmran Yüce’nin Arşivinden Kent Oyuncuları’nın Kuruluş Hikâyesi (1959-1986)”. İstanbul Belediyesi Büyük Şehir Yayınları’ndan çıkan kitabın yazarı, topluluğun entelektüel beyni olan, oyunculuğunun yanı sıra tiyatronun dergi, afiş, ilan, basınla ilişkilerini yürüten Kâmran Yüce’nin kızı Deniz Yüce Başarır. Deniz benim arkadaşım. Yayıncı ve gazeteci olarak başlayan ilişkimiz, yayıncı-yazar olarak sürdü. İlk romanıma inanan, onu o dönem yayın direktörü olduğu Doğan Kitap’tan basan da Deniz. Artık yayıncılık yapmıyor. Şu anki durumumuz ise ileri seviye dostluk. Ama bu yazı, yakın arkadaşım kitap yayımladı, hadi ben de tanıtayım hatırşinaslığı değil. Uzun yıllar sosyal medyasında deneme tadındaki metinlerini okuyup okuyup “Kaleminde yazar mayası var. Ne bekliyorsun?” diye sıkıştırdım kendisini. Sözümü dinledi mi? Hayır! Deniz bildiğinden şaşmaz. Hiç oralı olmadı. Tatlı tatlı geçiştirdi beni. Ama içindeki yazara meydan okuyamadı. Bir gün kalemi eline aldı ve bu çok özel kitabı yazmaya karar verdi. İyi ki de yazdı. Hem Türk tiyatro tarihinin mihenk taşlarından biri olan Kent Oyuncuları’nın tarihine tanıklık ettik sayesinde hem de tadımlık yazılarıyla yetinmekten kurtulduk.

Büyük bir titizlikle yapılmış profesyonel bir çalışma arka planı var bu kitabın. Deniz’in sevgili eşi yazar Başar Başarır’ın, Kâmran Yüce’nin arşivini tasnif etmesiyle başlıyor hikâyesi. Ardından Deniz, bu arşivin içine dalıyor. Anılarını yanına alıp ilerlemeye başlıyor. Dönemin gazete yazılarını, söyleşilerini okuyor, yazarlarıyla, yönetmenleriyle, oyuncularıyla söyleşiler yapıyor. Kitabı kafasında yazıyor adım adım ardından da kâğıda döküyor. Başrollerde Kent Oyuncuları’nın ileri dörtlüsü kabul edilen Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Şükran Güngör ve Kâmran Yüce var. Diğer oyuncular sonra. Ama onlarla da yetinmiyor yazar, gişe memurundan, dekoratörüne, ışık tasarımcısından yer göstericisine tüm tiyatro emekçilerinin Kent Oyuncuları’na katkısını anlatıyor.

Ekip ruhu

Kendi tiyatro binasını kurma hayaliyle yola çıkan bir topluluğun verdiği zorlu mücadeleyi nefesimizi tutarak okuyoruz. İleride olacaklara ilmek atıp, ser verip sır vermeden devam ederken Deniz, merakımızı sürekli canlı tutuyor. Vakti gelince öğreniyoruz zaten. Bu süreçte en çok da ekip olmanın önemine vurgu yapıyor. Topluluğun alamet-i farikası da bu ekip ruhu zaten. Herkes kendi ben’inin varoluşunu kurgularken biz öznesiyle devam ediyor tiyatroya. Bu da onları zenginleştiriyor. Tabii ki arada çatışmalar oluyor, ateşli tartışmalar, kırgınlıklar. Ama hepsi tiyatronun daha ileri gitmesi, oyunun daha iyi çıkması için; zaten perde dendiğinde de bitiyor. Tek vücut olup çıkarıyorlar oyunlarını. Üzüntülerini yansıtmıyorlar. Kitaba adını veren Kâmran Yüce’nin şiirinde dediği gibi “Perde kapanmasa görecektiniz   /Az daha ağlayacaktım”  .

Kitapta, Kent Oyuncuları’nın tüm oyunlarını, turnelerini takip eden ‘meraklı çocuk’, ‘ergen’ ve ‘genç kız’ Deniz’in keskin gözlemleri, psikoloji eğitimi almış bir yazarın iç dünya tahlillerinin yanı sıra imrenilesi bir dönem panoraması, oyundan çıkıp caz dinlemeye giden İstanbul seyircisi profili, 1959-1986 yılları arasında sahneye konan Kent Oyuncuları’nın oyunları, eleştirmen yorumları, baba kız aşkı ve insanın bakmaya doyamadığı siyah beyaz fotoğraflar eşlik ediyor bize. Daha fazlası da. Gülümsedim, iç çektim, mutlu oldum, ekip ruhunun gücüyle büyülendim, kayıplarımıza, en çok da kaybettiğimiz inceliklere, nezaket ve zarafete üzüldüm okurken. Az daha ağlayacaktım. Tebrikler Deniz. Zaten yazardın. Şimdi artık bir de kitabın var. Devamını bekliyorum.