‘Var mısınız?’ yasınızı kitapla tutmaya

Salı günüydü. Sabah yürüyüşü için evden çıktım. Kulağımda kulaklıklar, Doğan Cüceloğlu podcast’lerinden birini dinleyerek yürümeye başladım. Şişli, Osmanbey derken, Harbiye sokaklarına kadar uzandık Doğan Hoca ile. İnsanın kendisiyle kurduğu ilişki üzerine konuştuğu eski bir podcast’ti dinlediğim. Her adımıma bir bilgi eşlik etti durdu yürüyüş boyunca. Konuşmasının bir yerinde “Kalbim iyi, zihnim berrak; mutluyum” diyordu. “Aman hocam, sağlığınız daim olsun” dedim içimden. Kafamda podcast’ten kalan üzerinde düşünülmesi gereken konular ve sorularla eve döndüm. Aradan iki saat geçti geçmedi, bir mesaj geldi telefonuma: “Doğan Hoca’yı kaybettik”. Ama nasıl olur? Daha sabah bir buçuk saat onu dinledim. Sanki bu ölmemesi için bir mazeretmiş gibi. Bir ateştir düştü içime, tarif etmesi zor.

Okuduğum kitapları geçti gözümün önünden. Yüksek lisansta psikolojiye giriş ders kitabımız olan, hocanın yazdığı “İnsan ve Davranışı”nı çıkardım kütüphaneden. Sayfaları arasında dolaştım, altını çizdiğim yerleri okudum. Sonra çıktım evden apar topar. Bir kitapçıya gittim, Deniz Bayramoğlu’nun kendisiyle hayat üzerine yaptığı söyleşilerden oluşan son kitabı “Var mısın?”ı aldım. Eve döndüm. Kaybettiğim bir yazar olduğunda kitaplarına sığınırım ben. Yasımı kitaplarını okuyarak tutarım. Varım dedim ve başladım okumaya.

Kitapta 83 yıllık hayatından süzdüklerini çeşitli konu başlıkları altında, Türkiye’nin en iyi gazetecilerinden Deniz Bayramoğlu’nun usta işi soruları ekseninde anlatıyordu: Hayatın anlamı nedir? İnsan kendini nasıl geliştirir? Umutsuzluğu nasıl aşarız? İçimizdeki özü nasıl buluruz? Çevremiz bizi nasıl etkiler? Kime akıl danışılır? Yaşam neleri ödüllendirir? Nasıl eş seçilir? Zihnimiz nasıl işler? Nasıl meslek seçilir? Nasıl biz oluruz? Toplum nasıl dönüşür? Nasıl okumalı, gezmeli ve dinlemeliyiz? Neleri okumalı, dinlemeli ve seyretmeliyiz? Bütün bu sorular üzerine, bir psikoloji bilgesi olarak bildiklerini, düşündüklerini aktarıyordu. Yapmaya çalıştığını ise şöyle özetliyordu: “Kitapta seksen yılda kazandığım farkındalıkları gözden geçirdik. Gönlümden geçen; yaşamın önemli boyutlarına ilişkin sorular soran ve tıpkı benim de bir zamanlar ihtiyaç duyduğum gibi bu konularda bir mentorla sohbet eksikliği çeken okuyucunun, bu kitapla aradığı sohbete ulaşmış hissetmesi”. Gerçekten de bunu hakkını sonuna kadar vererek yapıyordu kitap boyu. Akademik bilgiyi yalın bir dille kullanarak, anılarını aktararak, kendine özgü yöntemlerini paylaşarak. Elimde satır altlarını çizdiğim mavi bir kalem, bütün bir gün okudum. Uzun yıllardır sürdürdüğüm psikoloji okumalarımı temize çektim, eksikliklerimi gördüm, geliştirmem gereken yanlarımı. Bir süredir üzerinde düşündüğüm bazı hayati soruların cevaplarıyla karşılaştım. “Yaşamında kendin olarak var olduğunda için bilir; sesin, bakışın, yürüyüşün, gülüşün, tüm bedenin bunun sinyallerini verir. ‘Ah’ diye inlerken bile içinde bir şükür duygusu vardır. Acında da, hüznünde de kendinsindir” diyordu. Saatlerdir süren acımın, hüznümün içindeki kendime baktım. Sabahtan bu yana tespih gibi dizdiğim ah’lara. Yıllardır verdiğim kendim olarak var olma mücadelesini gözden geçirme fırsatım oldu. Hocanın esprili anlatımında içimdeki acıya rağmen defalarca gülümsedim. Çok sık kullandığı gülmekle ağlamanın kardeşliğinde sık sık da yaşardı gözlerim. Hiçbir para biriminin hiçbir yüksek meblağının satın alamayacağı bir zenginlikle bitirdim kitabı.

Yas öğreticidir. Hele onu kitapla tutuyorsanız. Ben çok şey öğrendim “Var mısın?”dan.

Var mısınız yasınızı kitapla tutmaya? Onu özellikle gençlere hediye ederek hayatlarına bilge bir mentor katmaya? Kendiniz olmaya?