Yürümeye devam etmek

Mart ayından bugüne hayatımızı katman katman değiştiren koronavirüs salgını, kış aylarının gelmesiyle birlikte kazandığı yeni ivme sayesinde son sürat yoluna devam ediyor. Ardında binlerce vaka, ölüm bırakarak. Endişeliyiz. Düne kadar ekranlarda birer rakam olarak gördüğümüz vakaların isimlerini öğrenmeye başladık. Yakın bir çalışma arkadaşımız, kardeşimiz, komşumuz ve hatta kendimiz. Her geçen gün biraz daha yaklaşıyor. Yeni tedbirler kapsamında dün itibarıyla cumartesi pazar akşamları sokağa çıkmamız yasaklandı. Bu soğukta dışarıda ne işim var zaten demek mümkün. Ama yine de zorunlu olarak evde kalmak, dışarıda bir tehlikenin olduğunu, onun canımıza kastettiğini bilmek can sıkıcı, kabul. Ben böyle zorlu durumlarda, kabul aşamasına geldiğimde şu soruyu sorarım kendime: “İyi ama şimdi ne yapmalıyım ki bu ruh halinden çıkabileyim?” Pandemi boyunca da sordum. Verdiğim cevapları sık sık bu köşede yazdım.

Hayat bu, insan zaman zaman dibe çöker ama dipte yatıya kalmak olmaz. Kalkıp yürümeli. Yürürken değişmeyen eşlikçim kitaplarım oldu benim. Zaten okurdum, daha çok okur oldum. Kitaplar tarafından sarıp sarmalanmanın verdiği güven duygusuna eşdeğer bir kilit bilmiyorum. Diğer eşlikçilerim de sinema, müzik, tiyatro diye uzuyor. Özetle sanat. Pandemiyle birlikte geliştirilen dijital çözümler sayesinde hiçbirinden ayrı düşmedim. Fiziksel mekânla evde çevrimiçi izlemek arasındaki farkın tartışmasını yapmayı da çok anlamlı bulmuyorum bu şartlarda. Aslolan yürümeye devam edebilmek.

Bu haftaki durağımda İstanbul Tiyatro Festivali’nin çevrimiçi gösterimleri vardı. BGST TİYATRO yapımı “Her Güne Bir Vaka”dan söz etmek istiyorum. Sevilay Saral’ın yazıp Aysel Yıldırım’ın yönettiği ve oynadığı oyunda Ayşenil Şamlıoğlu, Duygu Dalyanoğlu, Bulut B. Sezer, Elif Karaman, Tülin Özen ve Zeynep Okan rol alıyorlar. Her biri haftanın bir gününün ismini taşıyan bu yedi kadından yedi Kovid-19 öyküsü dinliyoruz. Rotterdamlı genç, kargo çalışanı, emekli öğretmen, hemşire, ev hanımı, yaşam koçu ve oyuncu olan bu yedi kadın online bir platformda bir araya gelip hikâyelerini anlatıyorlar. Onları birbirleriyle buluşturan internette karşılaştıkları “İzolasyondaysanız ve şiddet görüyorsanız, paylaşın” mesajı. Her biri bu çağrıya kulak verip kişisel videolarını dolaşıma sokuyor. Kimi Kovid pozitif kimi Kovid negatif. İzolasyonda olan bu yedi kadının anlattığı hikâyelerde marttan bu yana süren deneyimlerimizden izler var. Onların hikâyeleri hepimizin hikâyesi aslında. Biri izolasyonda aynı eve kapandığı eşinden şiddet gördüğü için Kovid’li olduğu yalanını uyduruyor. Hal böyle olunca, kocası sadece kapıları tekmelemekle kalıyor. İnsanın içi sızlıyor bu kadını dinlerken. Kargo görevlisi, bu meslek grubundaki insanların yaşadığı zorlukları anlatıyor. Pandemi öncesi dağıtmak zorunda oldukları bir kamyon kargonun nasıl üç katına çıktığını, kapılarını çaldıkları insanların nasıl zalimleştiğini. Bir kadın kapıyı açar açmaz, izin bile almadan kargo görevlisinin yüzüne gözüne dezenfektan sıkıyor sözgelimi, bir haşereye sıkar gibi. 65 yaş üstü emekli öğretmen, pandemi sürecinde özellikle yaşlılara uygulanan kısıtlamalardan şikâyet ediyor. Hemşire, sağlık çalışanlarının güçlüklerini paylaşıyor bizimle. Her birinin hikâyesi gerçeklikleriyle can evinden vuruyor insanı. Şiddetin ne çok türü olduğuna dikkat çekiyor. Kovid-19’un hayatlarımızı nasıl değiştirdiğini ve artan şiddet olgusunu o kadınların arasına karışarak, derdine ortak olarak dinliyoruz.

Festivalin en iyi oyunlarından biri “Her Güne Bir Vaka”. Tiyatronun katarsis işlevini fazlasıyla görüyor. Kendimizi, yakın çevremizi sahnede izler gibi oluyoruz. Bizi anlatıyorlar, şiddete karşı çıkıyorlar ve bunu büyük bir ustalıkla, iyi oyunculuğun zirvesinde dolaşarak yapıyorlar. İzlemenizi çok isterim.

Güzel günler görme inancımızı kaybetmemeli, yürümeye devam etmeliyiz. Oyundaki yedi kadın bunu yapıyor. Ben de yol arkadaşlarımı her fırsatta sizinle paylaşacağım. İyi pazarlar.