Vartinis’in dumanı

1993’te Muş Korkut’a bağlı, devlet kayıtlarına göre Altunova, yaşayanlara göre Vartinis köyünde Öğüt ailesinin evi yakılmıştır. Bu fotoğrafta gördüğünüz Aysel Öğüt henüz 17 yaşındayken, ailesi yanarak can verirken, yangını sadece izlemek zorunda kalan onlarca kişiyle birlikte bir kova olsun su dökmek istemiş ve engellenen diğer kişiler gibi yapamamıştır...

Bu fotoğrafta gördüğünüz Aysel Öğüt, henüz 17 yaşındayken, annesinin, babasının, en küçüğü 2, en büyüğü 14 yaşındaki 7 kardeşinin, annesinin karnındaki doğmamış 5 aylık kardeşinin yanarak ölmesini izlemek zorunda kalmıştır.
Bu fotoğrafta gördüğünüz Aysel Öğüt, annesi, babası, kardeşleri, doğmamış kardeşi yanarak can verirken, yangını sadece izlemek zorunda kalan onlarca kişiyle birlikte bir kova olsun su dökmek istemiş ve engellenen diğer kişiler gibi yapamamıştır.
3 Ekim 1993’te Muş Korkut’a bağlı, devlet kayıtlarına göre Altunova, yaşayanlara göre Vartinis köyünde Öğüt ailesinin evi yakılmıştır.
Doğmamış bebekle birlikte 10 kişi, onlarca kişinin önünde yanmıştır.
O evle birlikte Aysel Öğüt de yanmıştır, adalet de umutlar da.
Bir kova olsun su dökmek isteyenlerin de kalpleri yakılmıştır.
* * *
Muş Korkut’ta 1993 yılı, bütün ülke gibi çok hareketli ve karanlıktı.
Ankara’da suikastlar işleniyor, bombalar patlıyor, bölgede çatışmalar devam ediyor, köyler boşaltılıyor, insanlar ölüyor ve her şey olağanmış gibi bütün bir ülke olan biteni izliyordu.
Muş’ta da ardı ardına operasyonlar yapılıyordu.
Operasyonlardan birinde Hasköy Jandarma Komutanlığı’nın komutanı Mustafa Uçar şehit düştü.
Aynı gün, yani 2 Ekim 1993’te, Altınova köyüne terörist bir grubun geldiği ihbarı yapıldı.
Anlatımlara göre köye ‘operasyon’ düzenlendi.
Operasyonun bilançosu birkaç gün sonra açıklandı.
Basın açıklamalarına 9 PKK’lının öldürüldüğüne yönelik ifadeler konuldu.
Ölenler ise Öğüt ailesiydi.
Vartinis köyündeki birçok ev yakılmış, Öğüt ailesi ise yakılan evin içinde kalmışlardı.
3 Ekim 1993’te, 03.30 sıralarında Mehmet Nasır Öğüt’e ait evde çıkan yangında, Öğüt’le eşi Eşref Oran, çocukları Sevim, Sevda, Aycan, Mehmet Şakir, Mehmet Şirin, Cihan ve Cinal Ögüt ölmüşlerdi. Eşref Oran’ın karnındaki bebek de.
Aileden bir tek Aysel Öğüt kalmıştı geriye.
17 yaşındaki Aysel, amcasının evinde kalmıştı o gece.
Yangının ışığı sarınca geceyi, koşmuş, yangını görmüş, eve girmek istemiş, köydeki onlarca kişiyle birlikte yangını söndürmeye çalışmış, askerler tarafından engellenmişti.
Ailesinin orada öylece ölüvermesini, orada öylece izlemişti.
* * *
Savcılık olaydan sonra soruşturma başlattı.
Görevli askerlerin tutanağına göre yangını PKK çıkarmıştı ve köydekilerden yardım almıştı.
Köyde yaşayan 9 kişi hakkında önce soruşturma, sonra dava açıldı.
Köyde yaşayanların ifadeleri ise alınmamıştı.
1995’te Diyarbakır DGM, 9 köylünün tamamının beraatine karar verdi, yangını onlar çıkarmamıştı.
Aysel Ögüt, biraz büyüyüp, yaşam biraz daha olağanlaşınca, 2003’te yangınla ilgili suç duyurusunda bulundu.
İddiasına göre yangını, akşam saatlerinde köyden geçerken “Hepinizi yakacağım” diyen komutan ve emrindekiler çıkarmıştı.
Suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturma tam 9 yıl, askeri savcılıkla, sivil savcılık arasında gidip geldi.
Bitlis Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla 9 yıl sonra açılabildi dava.
Muş’ta sadece bir duruşma görüldükten sonra, hiçbir olay yaşanmamasına rağmen Kırıkkale’ye nakledildi dosya.
O dönemde askerlik yapan tanıklar, köyde terör operasyonu olmadığını, çatışma yaşanmadığını anlattı duruşmalarda.
O dönemin tutanakları getirildi, ne operasyon ne çatışma izi vardı kayıtlarda.
Köylüler, “Sizi yakacağım” diyen komutanın yaktığını anlattılar.
Aysel Öğüt, yaşadığı o büyük trajediyi.
* * *
Dava riskliydi.
30 yıllık zaman aşımı süresi 2023’te dolacaktı.
Eğer suç ‘öldürme’ sayılmazsa, zaman aşımı 22.5 yılda dolacağı için, zaten süre 2015’te dolmuş olacaktı.
Savcı, esas hakkındaki görüşünü açıkladığında korkulan oldu.
Savcıya göre, evin kimin tarafından yakıldığı belli değildi ancak kimin tarafından söndürülmediği belliydi.
Buna göre öldürme değil, ihmali davranışla ölümün gerçekleşmesi söz konusuydu.
Bu görüş doğrultusunda karar çıkarsa, dava zaman aşımına girecekti.
* * *
Ancak savcının görüşü eleştirilse de bir başka gerçeği ortaya koyuyordu.
Ev yakılmış, yanı başındaki zırhlı araca, onlarca personele rağmen söndürülmesine çalışılmamış, söndürmek isteyen köylüler ve Aysel Öğüt açık biçimde engellenmişti.
Karar duruşması geçen hafta Kırıkkale’de yapıldı.
Aysel Öğüt, duruşma öncesi Ankara’daydı. Şöyle diyordu, gözyaşı kelimelerini bölerken:
“Amcamın evinde uyumuştum o gece. Araba ve silah sesleriyle uyandık. Gece 3’tü. Evime gitmek istedim. Bırakmadılar beni. Panzer evin önündeydi. Ne kadar girmek istesem de bırakmadılar. Ailemi yakarak öldürdüler. Annem 5 aylık hamileydi. İnşallah, Allah’ın izniyle ailemin, kardeşlerimin davası iyi biter. Belki biraz içim rahatlar. Yoksa tutuklasalar da assalar da ailem geri gelecek değil. Onları ellerimle öldürsem de içim rahat olmaz ki. Sadece yanlarına kalmasın istiyorum. 2 yaşındaki kardeşimin, kardeşlerimin ölümü kimsenin yanına kalmasın istiyorum.”
Öyle olmadı.
Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi, oy çokluğuyla beraatlerine karar verdi.
Karşı oy kullanan hakime göre ise sanık komutan Bülent Karaoğlu’nun, ismi belirlenemeyen sanıklarla birlikte öldürme eylemine katıldığı sabitti.
* * *
Vartinis’ten gözleri kör eden bir duman uzanıyor bugüne.
Zamana, o günkü iklime ve gelişmelere göre açılan davalar bir bir kapatılıyor.
Geriye yakılmış kalplerden bir kül kalıyor.
O kül ki ne kadar yaldızlı cümlelerle süslesen de tarihi, çıkıverip ortaya bozuyor ve bozacak bütün ezberleri.