Dillere destan Troya

17 Mart 2021

Truva denince akla ilk gelenlerden biri hiç şüphesiz Truva Atı. 10 yıl süren savaş Odysseus'un zekasıyla son buluyor ve tasarladığı bu at ile efsanelere konu oluyor. Barış sembolü olarak Troyalılara götürülen atın içine, Akhalı askerler gizlenince işte o notada olanlar oluyor. Geri çekildiklerini söyleyerek, Truvalıları zafer sarhoşu yapan Akhalılar, tasarladıkları at ile Truva içine sızıyor ve gece olunca da ortalığı yakıp yıkmaya başlıyorlar. Tüm bu olayların sahnelendiği kentte bulunmak, insana tarifi zor bir heyecan veriyor. Homeros'un İlyada Destanı'nda anlattığı Troya Antik Kenti, dünyanın en bilinen antik kentleri arasında yer alıyor. Antik Kent aynı zamanda 1998 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunuyor.

Çanakkale, her adımınızda sakinlik ve tarihi hissedebileceğiniz bir yer. Filmleri çekilen, kitapları yazılan, dillere destan olan Troya. Akla ilk gelen Truva atı olsa da bundan çok daha fazlası olduğunu, Time dergisinin "Dünyada Görülmesi Gereken 100 Yer" listesinde yer alan, aynı zamanda 'Attraction Star Awards' yarışmasında, yaklaşık 80 müze arasında 'En Başarılı Müze' ödülünü alan Troya Müzesi'ni gezerken çok daha iyi anlayacaksınız. Müze, mimari yapısı ve ince düşünülmüş tasarımı ile daha içeri girmeden ziyaretçilerinin gönlünü çalmayı başarıyor. 150 proje arasından seçilen bu görkemli müze, dünyanın da en iyi müzeleri arasında gösteriliyor. Bina yüksekliği, Troya Antik Kenti'nin arkeolojik kazılardan önceki yüksekliğiyle aynı olacak şekilde tasarlanmış.

 

5 bin yıllık bir tarihe sahip Troya, bu müzede 7 farklı katman üzerinden ziyaretçilere ev sahipliği yapıyor. Troas Bölgesi Arkeolojisi, Troya'nın Tunç Çağı, İlyada Destanı ve Troya Savaşı, Antik Dönemde Troas ve İlion, Doğu Roma ve Osmanlı Dönemi, Arkeoloji Tarihçesi, Troya'nın İzleri.

 

Yazının devamı...

Hazırsanız 1,5 günde İzmir'i geziyoruz

10 Şubat 2020

Son zamanlarda İzmir’e yerleşme fikri hemen hemen herkesin aklında olan bir düşünce. Daha sakin, daha stressiz ve daha yavaş bir hayat çoğumuzun hayali. Yaz tatillerinde geçip gittiğimiz İzmir’i şimdi tam bir turist havasıyla gezeceğiz. İşte size 1,5 günlük bir İzmir rehberi. Hadi başlayalım.

 

 

Ben uzunca yıllardan sonra İzmir’e otobüsle gitmeye karar verdim. İşe, saatleri ve fiyatları incelemekle başladım ve bazı otobüs firmalarının ekspres seferlerini tercih ederek gece yolculuğuna çıkmaya karar verdim. İstanbul Alibeyköy' den gece hareket eden İzmir otobüsü tam 5,5 saat sonra İzmir’e ulaştı. Otobüste uyuyabilenlerdenseniz İzmir’de güzel bir kahvaltı sonrası gezmeye hazırsınız demektir. İzmir otogarı, Ege Üniversitesi’nin de bulunduğu Bornova’da yer alıyor. Ben kahvaltı yapacağım için Bornova’dan servisle Basmane’ye , oradan da yaklaşık 25 dakika yürüyerek Alsancak Dostlar Fırını’na geldim. Kahvaltı dediğim yumurta, çay ve elbette boyoz.

 

Kahvaltı sonrasını cumartesi sabahı kahvenizle birlikte biraz Kordon yürüyüşüne ayırabilirsiniz. Yürümek istemezseniz toplu taşıma araçlarını kullanmadan önce mutlaka bir İzmir kart edinin. Eğer Kordon’daysanız vapur iskelesinin oradan 10 TL'ye temin edebilirsiniz. Buraya kadar gelmişken Karşıyaka’ya gitmeden olmazdı. Benim çok fazla zamanım olmadığı için koştura koştura bir yerler gezmek yerine daha sakin kalıp sahil hattı boyunca yürümeyi tercih ettim. Sahilde, spor yapan, koşan İzmirlilerle, çocuklarını kürek yapmaya getiren ebeveynlerle, cumartesi sabahını bisiklette geçiren gruplarla ve bolca balık tutanlarla karşılaşacaksınız. Ben Karşıyaka iskeleden Bostanlı İskele’ye kadar yürüdüm.

Yazının devamı...

3000 yıl öncesine gitmeye hazır mısınız?

10 Haziran 2019

Günümüzden yaklaşık 3000 yıl öncesine Frigya'ya gidiyoruz. . Oldukça geniş bir bölgede hüküm sürmüş Frigler'in izlerine bugün Ankara, Afyonkarahisar, Eskişehir ve Kütahya arasında kalan bölgelerde rastlamak mümkün. Antik Çağ'da yaşamış bu topluluğun ilk kralı şehre ilk giriş yapan Gordios ve başkentleri de şimdilerde Ankara civarında bulunan Gordion'dur. Eşek kulaklı Kral Midas'ın kentine giden yolculuğumuz NG Afyon ev sahipliğinde sabahın erken saatlerinde başladı. Güven İslamoğlu ve Frigya Yolcusu Murat Şen rehberliğinde gezimize Frigya'nın en gösterişli yapısı olan Yazılıkya ya da Midas Anıtı olarakta bilinen bu devasa açıkhava tapınağı ile başladık.

11 metre uzunluğundaki tapınak, gördüğünüz andan itibaren enerjisi ve büyüklüğü ile sizi mest edecek. Tapınak, üzerindeki yazılardan dolayı bu ismi alıyor. Üzerinde Frig dilinde yazılan yazılar ve Tanrı figürleri görülüyor. Geziden bahsederken rehberimizin ve Güven İslamoğlu'nun anlattıkları minik notları da buraya serpiştireceğim:)

Mesela bizim Kral Midas olarak bildiğimiz 'Midas' yalnızca tek bir kral için değil tüm krallar için ortak bir isim olarak kullanılıyor olabilirmiş. Bundan 3000 yıl öncesinde yaşamış olsalar da Frigler'in izlerine günümüzde de rastlamak mümkün. Müzik alanında da oldukça yetenekli ve bilgili olan Frigler, pek çok müzik aleti de geliştirmişler. Bunlardan Pan Flüt, çifte kaval ve davul en çok bilinen örnekleri.

Bir küçük efsane :) Müzik, sanat, güneş ve ateşin tanrısı Apollon'un Kral Midas'ı cezalandırarak kulaklarını eşek kulaklarına çevirdiği efsaneyi hepimiz biliyoruz. Bu efsanede kralın kulaklarını gören berber, bu sırrı içinde tutamayıp bir kuyuya haykırarak "kralın kulakları eşek kulağı, kralın kulakları eşek kulağııı" diye haykırır. Ama bu sözler, derelerden, sulardan yollar bulup yeryüzüne çıkarak herkes tarafından duyulur. Hani deriz ya "yerin kulağı var" diye işte tam da bu yüzden:)

Yazının devamı...

Kendinizi 460 yıllık hamamda şımartın

9 Ekim 2018

Haseki Hürrem Sultan Hamamı

Mimar Sinan'ın bu enfes eserine gelmeden önce biraz daha eskilere gitmek istiyorum. Hamam tarihi Roma dönemine kadar uzanan bir kültür. Antik Roma'da hamamlar sadece temizlik için zevk ve eğlence için de kullanılıyordu. Soylu da olsanız halktan biri de olsanız mahalle hamamına gelip her şeyden arınabilir, sosyalleşebilir ve tüm gününüzü burada geçirebilirsiniz.

Osmanlı döneminde erkeklere oranla daha kapalı bir ortamda yaşayan kadınların belki de sohbet edip sosyal çevre edinebilecekleri tek ortam hamamlardı. Burada bir tam günlerini geçirebilir, sohbet edebilir hatta kısmet bulabilirlerdi. Kadınların dışarı çıkmalarının kısıtlı olduğu bu dönemlerde hamama gitmek onlar için büyük bir şenlik havasında oluyordu. Kıyafetlerini, havlularını, yiyeceklerini hazırlayıp organize oluyor ve hamama gidiyorlardı.

Aslına bakarsanız günümüzde de durum bundan farklı değil. Kimi zaman sadece zevk için kimi zaman bir gelin hamamı organizasyonunda kendimizi göbek taşının tam ortasında bulabiliriz. Sıra geldi Hürrem Sultan Hamamı'nın altında yatan tarihe.

100 ile 200 yılları arasında inşa edilen Zeuksippoz Banyolarını belki duymuşsunuzdur. Burası, Bizans İmparatorluğu'nun başkenti Konstantinopolis şehrinin halk hamamı olarak geçiyor. 532 yılındaki Nika Ayaklanması sırasında yıkılıp yıllar sonra yeniden inşa edilmiş. En son 713 yılında banyo olarak kullanılan bu yapı, sonralarda hapishane ve ipek atölyesi olarak kullanılmaya başlanmış.

Yazının devamı...

Çanakkale'de 2 gün neler yapılır?

4 Şubat 2018

Siz hiç Bolu diye yola çıkıp Çanakkale'ye gittiniz mi? Hadi gelin 2 günlük Çanakkale gezisi burada.

Biz her şeyi Bolu diye ayarlayıp, yanımıza polarlarımız, kalın pijamalarımızı alıp çantalarımızı ona göre hazırladık. Abant, Yedigöller notlarımız çıkardık,
kalacak yerleri araştırdık ve ani bir kararla Çanakkale'ye gitmeye karar verdik. İki günümüz dolu dolu geçsin diye Çanakkale'yi seçtik ve yaklaşık 5 saatte İstanbul'dan Çanakkale'ye vardık. Ve elbette kalacak bir yer yine ayarlamadık :) Aslında ayarladık gibi ama yanlış yeri ayarlamışız :)

Öğretmen evinde kalırız diye düşündük ve yoldayken sadece yer olup olmadığını sorduk. Onlar da tek gecelik yer olduğunu fiyatının da 160 TL olduğunu söylediler. Biz buna güvenerek Gelibolu'dan Lapseki'ye geçtik ama ben bu arada yol boyunca Eceabat neresi? Bir taraf Eceabat diğer taraf Lapseki acaba nereden gitmemiz gerekiyor gibi sorular sorsam da bunları pek önemsemedik :) Biz Lapseki'ye vardık ve öğretmen evine geldik ama görevli amca benim adıma yer ayırtılmadığını söyleyip, fiyatının da 100 TL olduğunu söyleyince anladık ki biz olmamız gerek öğretmen evinde değiliz:) Peki burası orası değilse bizim öğretmen evimiz neresi? İşte yolda gelene kadar Eceabat neresi diye diye gelmemden anlamamız gerekiyordu. Eceabat feribotu yerine Lapseki'ye binmişiz :) Bu sefer Çanakkale merkeze gitmek için yaklaşık yarım saat kadar yol gittik.

Arabayı park edeceğimiz düzgün bir otopark bulamayınca öğretmen evi yerine daha önceden not aldığımm Cura Otel'de kalmaya verdik. Pek alışkın değiliz böyle otellere ama mecbur kaldık:) Bence gayet güzel bir seçim yapmışız, biraz şehir merkezinden uzak ama onun dışında her şey oldukça iyiydi. Odaya eşyalarımızı bırakıp, şehir merkezine gitmek için taksi çağıracaktık ki, otele bir arkadaşını yerleştiren Çanakkale 18 Mart Üniversitesi akademisyeni bizim için büyük bir şans olarak karşımıza çıktı. Arkadaşının arabasıyla, bize hem panoramik bir şehir turu attırdılar hem de nerede ne yenir, içilir, ne alınır ve nerede ne yenmez tüm bildiklerini ve deneyimlediklerini bizimle paylaştılar. Buna bir sonraki gelişimizde arabamızı park edeceğimiz otopark da dahil. Biz bu bilgiler doğrultusunda önce Aynalı Çarşı'ya gittik. Sonra'da Biga köftecisine...

Yazının devamı...