Çocuklar bir proje mi?

Okul nasıl gidiyor? Büyüyünce ne olacaksın? En sevdiğin ders hangisi? Buyurun bakalım, küçükken bana sorulmasına en gıcık olduğum sorulardan bir demet... O yaşlarda ıkına sıkıla cevaplar vermeye çalışırken, şöyle rahatça bir “Sana ne!” çıkamıyor insanın ağzından. İşin tuhaf tarafı, “Sana ne!” lafını hayatı boyunca da gönül rahatlığıyla kullanamıyor insan. Hani makbul insan sana ne demez ya, hani ayıp ya!

İlk ses olan ıngaaaa’nın ardından heyecanlı, bol öğretili bir süreç başlıyor. Başlangıçta her şey nispeten kolay. Dünya senin etrafında dönüyor. Herkes el pençe divan... Sen ne istersen o oluyor. Gak deyince su, guk deyince yemek. Bir şeyler ters mi gidiyor? İstediğini yapmıyorlar mı? Patlat bir yaygara, bak nasıl dize geliyorlar.

Yıllar yılları kovalıyor ve sonra bir gün bir bakıyorsun yaygara patlatan taraf el değiştirmiş. “Dersini çalış! Ödevini yap! Geç oldu, hadi yatağa! Dişlerini fırçala! Yemeğini bitir! Üstünü kirletme! Ona dokunma! Bunu yapma! Odanı topla!.. Evren, bu ve buna benzer cümlelerle dolup taşıyor. Sen, zamanında yaygara patlatırken iyiydi di mi... Hadi bakalım, şimdi diyet ödeme zamanı. Yıllar yılları biraz daha kovalıyor ve yavaş yavaş işler biraz daha şekil değiştirmeye başlıyor. Senin adına verilen kararlar ve yapılan planlar... Çocuğum şu okulu kazansın, bu kursa gitsin, hem piyano çalsın hem tenis oynasın. İngilizce öğrensin. Bu yetmez, başka bir lisan daha konuşsun! Bu okulu okusun, şu mesleği yapsın!..

“Ablası, benim oğlum büyüyünce mühendis olacak! Abisi, benim kızım büyüyünce doktor olacak!” Sanırsın, doğduğu gün sözleşme imzalamış. Ama benim oğlum büyüyünce TIR şoförü olacak diyen birini duydunuz mu hiç? Sanmam! Oysaki kim bilir belki de senin oğlun TIR şöförü olursa mutlu olacak ve mutlu mutlu yaptığı işi, onu başarıya taşıyacak. Biraz bencilce, ama özünde masum olan ve devamlı işleyen karar mekanizması, plan yapmaya doymayı bilmiyor. Bu süreçte çocuğa sen ne istersin diye soran ebeveyn sayısı oldukça az.

Çocuklar bir  proje mi

Daha okul öncesi eğitim sürecindeyken bile çocukların gelişimsel özellikleri ve yetenekleri göz ardı edilerek, onun için en uygun okul değil, eğitimsel hedefleri yüksek olan kurumlar seçiliyor. Ve çoğu zaman bunlar ebeveynlerin kendi yaşamlarında eksikliğini duydukları, kendi istedikleri ya da çocukluk veya gençlik dönemlerinde yarım kalmış, bitmemiş/bitememiş işlerini çocukların üzerinde tamamlama arzusu kokuyor; hem de buram buram. İşte bu kokunun gizli adı “hırs”...

Hırs, insanda var olan ve olması da gereken bir kavram. Başarıyı getiren en önemli unsurların da başında geliyor. Ayrıca öğrenim hayatında da hatırı sayılır bir önemi var. Çocukların hırslı olması ve bu hırs ile arkadaşlarıyla bir rekabete girmesi de doğal. Fakat çocukların eğitimindeki hırs veliler düzeyine çıkarsa, işte o zaman tehlike çanları çalmaya başlıyor. Öyle ki, anne ve babalar bir anda kendi hırslarının kurbanı olup çocuklarının yeteneklerini, isteklerini, tercihlerini, göremez hale geliyor. Ve hatta görmezden geliyor.

Çocuğum hangi okulu okursa veya hangi işi yaparsa mutlu olur arayışına değil, hangi okulu okursa veya hangi işi yaparsa ben mutlu olurum bencilliğine tutsak olabiliyor.

Plan, program, kurgu, karar, uygulama falan derken proje hayata geçiyor ama hayatın içine giremiyor. Bir şekilde yürüyor ve yolunu buluyor. Ama sonra kendini ve yeteneklerini orta yaşların sonuna doğru ve belki de tesadüfen keşfeden projeler, “Ben bu hayatta en çok şunu yapmak isterdim. Ne çok şeyi kaçırdım” da diyebiliyor.

Çocuklarımıza nasıl mutlu olacaklarsa o yolda yürümeleri için destek olalım, köstek değil.

 
Candaş Arın

14 yaşından beri fotoğrafçı olmayı kafasına koymuş ve istediğini de yapmış bir fotoğraf sanatçısı Candaş Arın. Modadan portreye, still life’tan otomobil fotoğraflarına uzanan geniş bir portfolyosu var. Çektiği reklam fotoğraflarıyla 11’i yurtdışından olmak üzere 30’dan fazla ödül almış. Birçok kez en iyi reklam fotoğrafı ödülü de alan sanatçı, “Fotograf benim için çok önemli bir anlatım dili. Bu işi profesyonel olarak yapmak benim için müthiş bir deneyim oldu. Reklam fotoğrafı çektiğinizde çok büyük firmalarla, yerli yabancı birçok ajansla çalışıyorsunuz ve bu sayede işler her açıdan daha tatmin edici oluyor. Ama ben artık ticari olmayan, beni daha çok yansıtan fotoğraflar çekmek istediğim için, 4 sene önce deneyimimi başka bir fotoğraf dalına aktarmaya karar verdim. Ve bu karar doğrultusunda hayatta en mutlu olduğum yer olan denizleri kendime konu edindim” diyor.

Çocuklar bir  proje mi

Candaş Arın, şimdilerde yine fotoğraf konusunda olduğu gibi, çok küçük yaşlardan beri ilgisi olan bir alana, takı tasarımına konsantre... Aradığı tarzda takı bulamaması, bulsa bile aynısını başkalarında da görmenin yarattığı rahatsızlıktan dolayı, vintage parçalar toplayıp evde kurduğu minik atölyesinde kendine takı yapmaya başlamış. Dostları, arkadaşları ve yakın çevresindekiler tarafından beğenilen, ilgi gören kolyeler ve yüzükler, bu hobinin profesyonel bir işe dönüşmesinin başlangıcı olmuş. Bodrum’da yaşayan Arın’ın artık daha profesyonel bir tezgâhı var.

Antika ve vintage parçalar, Arınç’ın hayal gücüyle yeni hayatlar buluyor. Bazen bir kiliseden çıkma eski yağdanlık zinciri, bazen eski bir gaz lambasının ayar kolu, bazen bir mühür, bazen eski köstekli bir saatin kasası ve bazen de makineleri tüm yaşanmışlıklarıyla beraber, yeni yaşanacaklara doğru, yeni bir yolculuğa çıkıyor.

“Fotoğrafçılıktan sonra tutkuyla sarılacak, bir şeyler yaratacak bir alan daha bulduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum” diyor. Hedefinde, dünyanın dört bir yanından malzemeler toplamak ve onları yine dünyanın dört bir yanındaki yeni sahipleriyle buluşturmak var. Sadece birer tane olmak üzere tasarlanan ürünleri, Bitez’de Galeri Pozzo’da görebilirsiniz. Bu arada, hâlâ Pozzo’yu ziyaret etme fırsatı bulamadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz derim.