Beton ormanı

9 Haziran 2022

Radyoda haberleri yorum-luyorlar. Mevzu, Antalya’nın bazı sahillerinde petrol türevi, zifte benzer bir maddenin görülmesiyle başladı. Konyaaltı, Lara ve Sarısu plajlarında denize girenlerin elleri, ayakları ve vücutlarının çeşitli bölgelerine petrol türevi zift bulaştığından yakınıyorlar. Şaşkın ve üzgünler. Namı, Türkiye sınırlarını aşmış Mavi Bayraklı şahane suların neden bu hale geldiği konusunda net bir bilgi yok. Büyükşehir Belediyesi’yle koordineli şekilde çalıştıklarını, tarama yapan ekipler veya ihbar gelen noktalardan elde edilen zift örneklerinin analiz için laboratuvara gönderildiğini belirten, Antalya Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Tevfik Altınay, “Şu anda ne olduğunu bilemiyoruz, zifte benzer bir madde” diyor. Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, “Bu Türkiye’den, bizden kaynaklanan bir durum değil. Kış başlangıcında Suriye kıyılarında petrol girdisi vardı. Onun uzantıları olabilir” diyor. Sebebi her ne olursa olsun, insanoğlu her anlamda dünyayı kirletmeye devam ediyor.

***

Sonra sıra Bodrum’a geldi. Yorumculardan biri Bodrum için, “betonlu deniz” benzetmesini kullandı. “Bodrum bir zamanlar sahil kasabasıydı, şimdiki gibi beton ormanı değil!” diye haykırıyor adam.

***

Malumunuz; Yalıkavak’taki bir otel, denize beton döküp yaklaşık 60 metre uzunluğunda iskele yapmaya kalkışınca, ana haber bültenlerinde dahi gündem olmuştu. Tabii, beton iskele mevzuu sadece o otelin özelinde değil. Fırsatını bulan, göz açıp kapayıncaya kadar işi bitiriveriyor. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, “İmar planına konu bir iskeleyse, yani imar planıyla bakanlık tarafından izin verildiyse, bu iskele kumsalda dahi olsa, 2030’a kadar süresi var. Çıkan yönetmelik bu şekilde. Bunun dışında yapı, kayıt belgeli dahi olsa, kumsallarda artık iskeleler kalmayacak. Bunları, gücümüz ölçüsünde kaldıracağız. Ya biz kaldıracağız ya da iskeleyi yapan kaldıracak” diyor.

***

İskeleler, denize girmeyi kolaylaştırma (özellikle kayalık sahillerde) açısından faydalı. Eskiden olduğu gibi, ahşaptan yapılmış minik iskeleler olsa itiraz eden olmaz sanırım. Amaaaa! Beton arabalarıyla denizi doldurarak yapılan ve denize girmeyi kolaylaştırma amacıyla değil de cebi doldurma amacıyla yapılan iskelelerin kabul görmesi mümkün değil. Ağacı, yeşili, çiçeği böceği değil de betonu bu kadar sevmek anlaşılır gibi değil.

Yazının devamı...

Sıradan bir Bodrum günü

25 Mayıs 2022

Kumbahçe sahilde yürüyorum; önümde de bir adam sigarasını tüttüre tüttüre yürüyor. Ateş filtreye dayanmış. Son bir nefes çekip pat diye yere atıverdi izmariti.Dayanamadım! “Ama oldu mu şimdi; niye yere attınız? Üstelik yanar bir vaziyette” dedim. “Toprağa attım, yanmaz” dedi. Sustum! Yürümeye devam ettim.

***

Tatlı mı tatlı bembeyaz bir köpek; traşını da olmuş; yaza hazır. Burnu yere yapışık koklaya koklaya yürüyor. Kendine uygun yeri bulunca pat diye bırakıverdi kakasını. “Sizin minnoş rahatladı” dedim sahibine. Önden yürüdüğü için durumu göremediğinden, amacım köpeğinin kaka yaptığından kadını haberdar etmek. Aman ne saçmalıyorsun bakışı attı; yürümeye devam etti. Dayanamadım! “Köpeğinizin kakasını toplamayacak mısınız?” dedim. “Almıycam. Burası doğal ortam” dedi. Sustum! Yürümeye devam ettim.

***

İki delikanlı bankta oturmuş bira içiyorlar. Şişelerin tabanı göğe bakıyor. Belliki son yudumlar. Ayakladılar; istikamet belirsiz. Şişelerden biri bankın sağında, diğeri solunda lobut gibi duruyor. Dayanamadım, “Gençler boş şişeleri almayacak mısınız?” dedim. Bir tanesi “Çöpçüler alır” dedi. Sustum! Yürümeye devam ettim.

***

Yaya kaldırımında yürüyorum, ters istikametten bir motorsiklet geliyor; üstelik o da yaya kaldırımında. Dayanamadım “Burası yayalar için” dedim. “ Biliyorum ama yol çok kötü, motorum perişan oluyor” dedi. Sustum! Yürümeye devam ettim.

***

Yazının devamı...

Hayat bayram olsa

18 Mayıs 2022

Bodrum, Halikarnassos İki Yaka Kültür Festivali’nin bu yıl üçüncüsü gerçekleşti. Dertleri, çileleri, sıkıntıları bir çuvala koyduk, ağzını sıkıca bağlayıp bir kenara kaldırdık ve kendimizi eğlencenin, çoşkunun akışına bıraktık. Çuvalı kenara taşımak pek kolay olmadı tabi! Zira üzerimizde biriken yükler öyle ağır, öyle ağır ki çuvalları taşırken de belimiz büküldü. Ama olsun, değdi vallahi. Kumbahçe meydanı herkesi dostça karşıladı. Bu organizasyonda Bodrum Belediyesi’nin olduğu kadar Kumbahçe Muhtarlığı’nın da emeği çok.Sağolsunlar; keyifli geçen iki gün için güzel çalışmışlar.

Kadını erkeği, çoluğu çocuğu, yaşlısı genci…

Hem bu yakadan hem de suyun karşı tarafından. Herkesin yüzünde tatlı bir gülümseme. Gülmek belki de insanoğlunun bugüne kadar keşfettiği ya da farkına vardığı en güzel buluş. Hayatı daha olumlu yaşamanın, pozitif bakmanın, yaşanan tüm olaylar karşısında gülebilmenin değeri hemen hemen hiçbir şeyle ölçülemiyor.

***

Yüz kasları gevşemiş, dudak bükümleri aşağı bakmayan mutlu yüzler… Yüzlerce insanı bir arada mutlu görmeyeli çok oldu. Etraftaki çoğunluk mutluluğa şahit olmak meğer ne güzel bir hismiş. Kim ne giymiş, ne takmış, ne yapmış, ne yapmamış, kimin umurunda… Yalın ve şık ve bir o kadar özgür hisler ortada cirit atarken ‘ohh be’ diyor insan. Nil’in şarkısındaki gibi “kanatlarım var ruhumda” diyerek etrafta koşturasım geldi. Keşke yükümüz hep iyi duyguların ağırlığı olsa; insan bu ağırlığı seve seve taşır. Ve keşke insanların yüzlerindeki gülücük baki kalsa; ne boynu bükülür, ne yüzü asılır, ne içi sıkılır, ne ruhu daralır.

***

Şarkılar, türküler, dans gösterileri… Tezgahlarda el emeği göz nuru el işleri;İki yakanın damakları şenlendiren mutfak lezzetleri. Ama en önemlisi mutlu insan profilleri. Mutluluk bulaşı ama önünde engeller var. Ah insanoğlu dilinde olan ‘hayat fani’ lafının gerçek anlamını bir özümsese. Ah şu kin, nefret, hırs halkaları bir bir kırılsa. Ah şu dünyada birlik, beraberlik, saygı, sevgi, eşitlik ve adalet el ele, kol kola halay çekmeyi bir başarabilse. Ah şu zamlar olmasa. Ah kim ne giymiş kimse kimseye karışmasa. Ah keşke şu ahlar hiç olmasa…

Yazının devamı...

İnsan, yaşadığı yere benzer

13 Nisan 2022

Hafta sonu hava şahaneydi. Pırıl pırıl güneş, masmavi deniz ve Kumbahçe sahiline yayılmış, cıvıl cıvıl insanlar. Hani yazdan bir gün derler ya; işte o misal. Denize giren cesur yürekler bile vardı! Biz de eksik kalmayalım diye Bodrum kalesine nazır bir yere oturduk. Keyfimiz yerinde... Dünyada olup biten bilumum dertten soyutlanarak dostlarımızla geçireceğimiz üç beş saatin tadını çıkarmaya kararlıyız. Ama, işte öyle olmuyor! Etrafta insanın sinir fitilini ateşleyebilecek çok fazla faktör var. Aman bana ne kafasındaysanız ve çevredeki göz yakıcı detaylara takılmıyorsanız sorun yok! Ama yaşadığınız yere ve dolayısıyla size yapılan saygısızlığa tahammülünüz yok sınırındaysa yandınız. Her an mevcut formatınızı zehirleyecek bir sahne çıkıveriyor karşınıza. Kumbahçe sahili gerçekten çok güzel ve doğal bir dekora sahip. Amma velakin, insanoğlu bu dekoru bozmadan yapamıyor. Barlar Sokağı olarak anılan, ancak artık sadece taklit ürünlerin satıldığı dükkânlarca istila edilen bu sokağın diğer tarafı Bodrum Kalesi’ne nazır uzunca bir sahil. Bu güzel sahilin normal şartlarda jilet gibi muntazam olması gerekli; ama maalesef, dükkânların boş kolilerini, gerekli gereksiz, abuk sabuk malzemelerini özensizce istifledikleri atık deposundan hiç farkı yok. Aslına bakarsanız, bu ve buna benzer sıkıntılar, yarımadadaki birçok sahilde var.

***

Taklit ürün satan mağazaların arasına sıkışmış restoran ve barlar da günahsız değil tabii! Üç beş tanesi hariç diğerlerinde özensizlik diz boyu. Estetik yok, düzen yok, nizam yok, çevreye ve çevredekilere saygı yok. Yaz sezonu biter bitmez kırık dökük masaları, sandalyeleri, çöp kovalarını, şezlongları, paslı şemsiye ayaklarını ve daha bilumum malzemeyi bir kenara yığıp, olduğu gibi bırakıp gidiyorlar. Üfff, bu sahilin çilesi bitmez.

***

Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, Nisan 2019’daki beyanı şöyle: “Kumbahçe sahili, Bodrum’un dünyaya açılan yüzü; ama denizden bakıldığında son derece kötü bir görüntüsü var. Bodrum’un binlerce yıllık kadim kültürüne, muhteşem doğasına, denizine, sahillerine ihanet etmeyelim lütfen. Biz bu kötü görüntüyü ortadan kaldırmak, kentimizin bu güzelliğini ortaya çıkarmak için gece gündüz çalışacağız. Kıyı kenar uygulamaları için projemizi hazırlamaya başladık. Bunu da önümüzdeki yıldan itibaren hayata geçireceğiz. Biliyoruz ki, bu kötü görüntüler ortadan kalktığında, Bodrum özüne, o eski güzel günlerine dönecek ve her sezon daha fazla misafirimizi ağırlayacağız. Uzun vadede, turizmimiz, ekonomimiz canlanacak. Hem sizler kazanacaksınız, hem Bodrum kurtulacak.”

Yıl oldu 2022, değişen bir şey yok. Aynı tas, aynı hamam!

Kolektif yaşam

Yazının devamı...

Kıymalı börek

6 Nisan 2022

Şöyle kıymalı bir börek olsa; üstünde dumanı tüten, çıtır çıtır... Yanında da köpüklü bir ayran. Peynirli de olur; ama yanında çilek reçeli de olsun. Biraz tatlı, biraz tuzlu; bayılırım. Acaba pişi mi olsa? Ekmek balığı da olur. Hani kurumaya yüz tutmuş ekmek dilimleri yumurtaya bulanıp kızartılır ya, işte ondan. Üzerine biraz bal ve yine yanında mutlaka peynir. Patatesli gözleme de fena fikir değil. Hayaller böyle ama gerçekler bambaşka!

Son dönemlerin en büyük trendi, glütensiz beslenmek. Yıllardır sofralarımızda olan, glüten içeren besinler, beslenme planından çıkarılıyor.

Glüten; buğdayın içinde yer alan ve un özdeğerlerini en fazla içeren protein grubu. Hamurişlerinde kabarmayı sağlayan bir protein. Hamur yoğruldukça glüten proteini ortaya çıkıyor; açığa çıkan glüten hem hamura elastikiyet kazandırıyor hem de mayalardan üretilen karbondioksitin dışarı çıkmasını engelleyerek hamurun kabarmasını sağlıyor. Gel beni ye diyen pufidik pufidik ekmeklerin, poğaçaların esas mimarı işte bu glüten.

Glüten, yapıştırıcı ve nem tutucu özelliğinden sebep, diğer besinlerle birlikte konuk sanatçı olarak da varlığını sürdürüyor. Yaz sıcağında keyifle içtiğimiz birada, hepimizin sevgilisi olan dondurmada, paketlenmiş ve işlenmiş kuruyemişlerde rol alabiliyor. Hal böyle olunca vücudumuza aldığımız glüten miktarı katlanarak artıyor ve bunun sonucu olarak da, etrafımızda hazımsızlık, gaz, sindirim güçlüğü, karında aşırı şişme gibi sorunlardan mustarip insan sayısının çoğaldığına şahit oluyoruz.

Yapılan çalışmalar, glütenin incebağırsak bakteri florasına zarar verdiğini göstermiş.

Uzmanlar, “Çölyak hastalığınız yoksa glüteni tamamen kesmek yerine, glüten içeren besinlerde kısıtlama yapmanız size yarar sağlayacaktır” diyor.

“Benim ninem böreksiz durmazdı, dedem her öğün yarım somun ekmek yerdi” tarzında konuşmalar yapıp bu tezi çürütme çabası da artık işe yaramıyor. Zira buğday, yulaf ve çavdarın erken biçimleri, günümüz tahıllarıyla karşılaştırılamaz bir hal aldı. Genetiği değiştirilmiş organizmaların ve GDO içeren ürünlerin üretimi ve dağıtımı, dünyada ve dolayısıyla ülkemizde zamana bağlı olarak arttı. Mikroorganizmalarda, bitkilerde ve hayvanlarda yapılan genetik modifikasyonlarla elde edilen kazanımlar, her şeyin önüne geçti.

Bir organizmaya başka bir organizmadan doğal yoldan aktarılamayan bir özelliğin gen mühendisliği teknikleri kullanılarak aktarılması, gen transferi, elde edilen ürün de genetiği değiştirilmiş organizma, kısaca GDO olarak adlandırılıyor.

Yazının devamı...

Permakültür

3 Mart 2022

Bazılarımızın adını yeni duymaya başladığı, bazılarımızın da çoktan uygulamalarına geçtiği bir tasarım anlayışı permakültür! 1970’lerde Avustralya’da Bill Mollison ve David Holmgren isimli iki bilim insanının uzun süren ortak çalışmalarıyla ortaya çıktıktan sonra tüm dünyada giderek yaygınlaşan bu ekolojik tasarım anlayışı, bize tüm ihtiyaçlarımızı doğaya en uyumlu olacak biçimde, tamamen sağlıklı, bereketli ve sürdürülebilir olarak elde edebileceğimizi, hatta bunları nasıl daha da zenginleştirebileceğimizi anlatıyor.

Kavramın isim babası Bill Mollison, permakültürü “Doğal ekosistemlerin çeşitliliğine, istikrarına ve esnekliğine sahip olan, tarımsal olarak üretken ekosistemlerin bilinçli tasarımı ve bakımlarının sağlanması” şeklinde açıklıyor.

***

Üzerinde yaşayan insanlar ile arazinin, gıda, enerji, barınak ve diğer maddi-manevi ihtiyaçları sürdürülebilir bir şekilde, zarar vererek tüketmek yerine, ahenkle bütünleşerek uyum içinde geliştirilmesine imkân tanıyor.

Permakültür tasarımı; kavramsal, maddi ve stratejik bileşenleri tüm canlıların yararına çalışan bir model içinde bir araya getirmeyi amaç edinen bir sistem. Permakültürün arkasında, doğaya aykırı olmaktan ziyade onunla birlikte çalışma, uzun süreli düşüncesizce hareket etmekten çok uzun süreli özenli gözlem yapma, sistemlerin sadece bir ürününün peşinde koşmasından ziyade onlara bütün işlevleriyle bakma ve sistemlerin kendi evrimlerinin gerçekleşmesine izin verme felsefesi yatıyor.

Sanayi, tarım ve mevcut ekonomik sistem ve umursamazlık nedeniyle çevrenin kirlenmesine, bitki ve hayvan türlerinin birer birer yok olmasına tepki olarak geliştirilen bu kavramın temelinde ‘doğaya rağmen değil, doğayla birlikte hareket etme’ ilkesi bulunuyor.

Bill Mollison, yazdığı ve permakültürle ilgili temel eser olarak kabul edilen ‘Permakültür: Bir Tasarımcı El Kitabı’ adlı kitabında, etik ilkeleri şöyle sıralıyor:

Yazının devamı...