İnsan olmak zor zanaattır!

Doğum ve ölüm, insanın kendi tercih ve kontrolünün dışında gelişen, soyut olgular. Ancak, bu tercih dışı gelişen başlangıç ve bitiş, yani doğum ile ölüm arasındaki ‘hayat’ denilen süreç ve bu süreci nasıl bir insan olarak geçirmek istediğimizin tercihi, tamamen kendi seçimlerimize bağlı olarak gelişen, somut gerçekler. İnsan olmak sadece yemek, içmek, uyumak, dünyaya yeni nesiller getiren bir ‘beşer’ olmak ve bencilce hep daha fazlasını istemekten oluşan bir döngü değildir.

Görüngübilim, etik ve felsefi antropoloji konularında yaptığı çalışmalarla tanınan Alman filozof Max Scheler, ‘kişi olabilmek için yalnızca insan görünüşlü olmanın, insan türünün herhangi bir bireyi, bir nüshası olmanın yetmeyeceğini, insanda belli birtakım niteliklerin de bulunması gerektiğini’ söyler. Her şeyden önce insan olmak, hayvan vasıflarından sıyrılmaktır. Sorumluluk üstlenmektir. Doğruluk, dürüstlük ve saygınlıktır. İnsan olmak kendinle barışmaktır, sevmektir, cesarettir, koca yürekli olmaktır. Gerçek olmaktır. Bencillik, çıkarcılık, fevrilik, fenalık ve vahşet vasıflarından uzak durmaya çalışmaktır.

İnsan görünüşlü olmak kolay ama insan olmak emek ister. İnsan olmak zor zanaattır zor...

Son yıllarda iyi insan ya da iyiliksever insan olmaya çalışma fikri neredeyse saflık gibi algılanıyor; fazla ağırbaşlılık, ruhsuzluk, hatta sıkıcılık gibi çağrışımları bile var. Bu yetmezmiş gibi kötü olmak ise tüm bunların yanında adeta bir övgü gibi kalıyor.

Oysaki iyi olabilmek hem birey ve hem de toplum için, sağlıklı olabilmek kadar hatta belki de ondan daha fazla hayati bir öneme sahip değil mi!

Ama bizler, daha fit olabilmek için spor merkezine gitmeyi, daha zengin olmak için hırs gazına basmayı, daha güzel görünmek için gösterilen gayreti normal bulurken, daha iyi birisi olmak için gayret göstermeyi çok garip, hatta ürkütücü bile bulabiliyoruz.

Yaşar Kemal’in dediği gibi, “İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar”...

İnsan olmak zor zanaattır

Çeşm-i Bülbül fırsatı

Bodrum’da çok özel sanatçılar var. Müthiş işler çıkarıyorlar. Gereken ve hak ettikleri ilgiyi görüyorlar mı tartışılır, ama şunu söyleyebilirim ki son senelerde sanata ve sanatçıya verilen destekte ciddi bir kıpırdanma var. Gerek Bodrum Belediyesi ve gerekse sanatseverler, sanatı ve sanatçıyı kucaklama ve destek verme anlamında yol kat etmeye çoktan başladı. Gayet şık ve güzel galeriler ve başarılı sergiler görmek mümkün. Sanatına ve sanatçısına sahip çıkmayı ajandasına koymuş bir beldede yaşıyor olmak son derece keyif verici.

Bodrum’da yerleşik sanatçılar arasında Anadolu’da kaybolmaya yüz tutan mesleklerden birini ‘cam üfleme sanatını’ yaşatma sevdalısı olan bir cam sanatçımız da var. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Cam Bölümü kurucularından Nasuf Cömert.

Sanatçı, 1992 yılından başlayarak tam 22 yıl boyunca Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde Antik Üfleme Cam Sanatı’nı ve Osmanlı’nın en değerli cam ürünlerinden biri olan Çeşm-i Bülbül çalışmalarını, uygulamalı olarak bu sanata ilgi duyan ziyaretçilerle paylaşmış. Ancak bu uygulamaya Bodrum Kalesi’ndeki restorasyon çalışmaları sebebiyle ara verilmiş. Restorasyon bittikten sonra da “Hadi sen eski yerine gel” diyen olmamış. Cama sevdalı cam ustası, sanatını şimdilerde Bodrum merkezdeki Atatürk İlkokulu’nun önünde bulunan tezgâhında icra etmeye devam ediyor.

1993-2020 arası Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın davetlisi olarak 82 ülkede cam üfleme sanatımızı bir Bodrum sanatçısı olarak dünyaya tanıtma fırsatı bulan Cömert, UNESCO Kültür Mirası listesine kaydedilmiş ve fakat unutulmaya yüz tutmuş bu mesleğin unutulmaması için mücadelesini sürdürüyor.

Sanatçı, ”Bu sanatın unutulmasını istemiyorum. Onun için de bu sanatı öğretecek öğrenciler arıyorum” diyor. Gerek oksit ve alev ile 900-950 dereceye kadar eritip, daha sonra üfleyerek antik cam eserleri ortaya çıkarmak isteyenlere ve gerekse soğuk cam üfleme ile yapılan Çeşm-i Bülbül’leri öğrenmek isteyenlere ders vermeye hazır olduğunu söyleyen sanatçı, ”Bu sanatı öğretecek öğrenciler arıyorum. Benim artık parayla pulla işim yok, sadece bu sanatın unutulmasını istemiyorum” diyor. Böyle bir eğitimin, misal yürüme engelli ya da işitme kaybı olan bedensel engellileri manevi olarak besleyeceğine ve ayrıca maddi açıdan da gelir sağlayarak hayatlarını idame ettirmelerine katkıda bulunabileceklerine dikkat çekiyor. Nasuf Cömert, bu eğitimleri vermek için cam üfleme sanatına yönelik kursların açılabilmesi konusunda destek bekliyor.

Bodrum Belediyesi’nin bu çağrıya kulak vereceğini düşünüyorum.