Kibrin yuttuğu insan

Dünyaya gelip ilk nefesi aldığımız andan itibaren ayrı olmak kavramına sürükleniyoruz. İçimizde çeşit çeşit gölgeler yaratan bir sürükleniş bu...

Tarihin başlangıcından beri insanlar birbiriyle itişli, tepişli mücadele içinde. Kavgalar, dövüşler… Ve derken doyumsuzluk, hırs veya kibir çıtasının yükselmesiyle vücut bulan savaşlar.

İnsanlar bazen çıkarlarını korumak bazen iktidarı elde etmek ve sürdürmek bazen dini gerekçeler bazen de toprak elde etmek amacıyla savaşmışlar.

Savaş her çağda farklı şekilde gerçekleştirilmiş, gelişen koşullar ve teknoloji savaşın doğasını değiştirmiş.

Yıl 2022 ve şimdi bizler doğum hastanesini hedef alan saldırılara, içerideki sivil varlığına dikkat çekmek için üzerinde Rusça “çocuklar” yazan binanın bombalanmasına şahit oluyoruz.

Yazık çok yazık…!

***

İnsanın karakterini içindeki hırs, kin, nefret ve kibir gibi canavarlarla verdiği mücadele şekillendiriyor. İnsan, aklını ve vicdanını kullanabildiği ölçüde insan olabiliyor!

İnsan, hayvani özünü terbiye edebildiği ölçüde insan olabiliyor! Tercihleri doğru belirlemesi, insanı ya daha fazla insan yapıyor ya da insan olmaktan uzaklaştırıyor.

***

Kapital kültür, özgüven adı altında gururlu ve kibirli olmayı empoze ediyor. Bu iki terimin her ikisi de insanlarda gördüğümüz nitelikler. Bazıları gururlu, bazıları kibirli… Gurur ve kibiri karıştırmamak lazım elbet. Kibirli olanların sayısında tuhaf bir artış var. Son derece tehlikeli bir çeşit virüs sanki! Bulaşa bulaşa yayılıyor. Kafdağı oldukça kalabalık.

Özgüven kesinlikle önemli.

Gurur da tamam.

Ama kibir?

işte o bize yakışmıyor.

Çoğu felsefi yaklaşımlar, ahlak öğretileri, dinler, bilim, kibrin kötü bir şey olduğunu söylüyor; tevazûyu, alçakgönüllülüğü öğütlüyor ama kibirli insanlar kibirlerine sıkı sıkıya sarılmış kibirli kibirli ve işin aslı yapayalnız yaşamaya devam ediyorlar. Şikayetleri yok gibi...

***

Kibirli insan için bir kendisi vardır, bir de diğerleri! Çevresindekilerin neredeyse tamamına “diğer insanlar” gözüyle bakar kibirli insan. Onlarla sohbet etmek, onlarla aynı ortamda bulunmak, onlarla bir şeyleri paylaşmak, onların fikirlerine saygı duymak, onların seviyesine inmek demektir. Kibirli olmayı ayrıcalıklı bir meziyet kabul ederler. Oysa, insanın kendisini yalnızlığa sürüklemesinin ve bu ağrı yapan yalnızlıkla gurur duymasının en güçlü etkenidir kibir.

Kibir denen hastalığı egoist insanlarda daha çok görüyoruz. Kendini herkesten üstün gören, kendi çıkarlarını herkesten üstün tutan, insanlara karşı sevgisi, şefkat ve merhameti olmayan veya az olan kişiler bu hastalığa daha kolay yakalanıyor.

***

Sizin fikirlerinizi beğenmeyen ve bununla birlikte kendi düşüncelerinde her zaman haklı olduğunu düşünen birisi var mı çevrenizde? İşte kibir nedir, kibirli insan ne demek sorusunun cevabı bu öznede yatıyor.

Budalalık üç sürgün verir

Gurur, çevremizdeki insanlardan ve ayrıca içimizden aldığımız övgülerden, kendi eylemlerimize verdiğimiz değerden gelir. Kibir ise kendimizi diğerlerinden daha üstün görmek için giydiğimiz pahalı bir kıyafet gibidir. Aslında sadece anlamsız bedeller ödenerek alınmış sahte bir ayrıcalık.

Alman filozof Arthur Schopenhauer, gurur ve kibir arasındaki ayrımı şöyle anlatmış: “Tabiatımızın betimlediği budalalık, temel olarak üç sürgün verir: Hırs, kibir ve gururdur bunlar. Son ikisi arasındaki fark ise şudur: Gurur, bir insanın, belirli bir yönden kendi üstün değerine yönelik zaten sabit olan yargısını esas almaktadır; oysaki kibir, başkalarında da böyle bir kanı oluşturma arzusudur ve genellikle bu arzuya sonunda kendi kendisini de aynı şeye ikna etmeye yönelik gizli bir umut eşlik eder. Şu halde, kişinin kendi kendisine aşırı saygı göstermesi olan gurur, içten kaynaklanır; dolayısıyla doğrudan kişinin kendi takdiridir; buna karşılık, kibir ise böylesi bir saygıya, dışsal olarak yani dolaylı bir biçimde ulaşma çabasıdır. Kibir insanları konuşkan, gurur ise suskun kılar.”

Aslında tüm mesele İnsan olmak, insan kalabilmek ve bunun için mücadele etmek!

Umurça Off Road Parkuru

Umurça Mahallesi’nde yaklaşık 1 aydır süren alt yapı çalışması var. Su boruları değişiyor. Memnunuz elbet! Ama bu memnuniyeti doya doya yaşamamıza fırsat vermeyen tuhaf bir düzensizlik var. Dr. Mümtaz Ataman Caddesi, dev köstebeklerin istilasına uğramış gibi. Her yer delik deşik. Burası oldukça işlek bir cadde ama maalesef işleyemiyor; işliyemiyor çünkü araçlar umarsızca bırakılan çukarlar yüzünden ilerliyemiyor. Mücadele ve dayanma gücünün sınandığı ‘Camel Tropy’ off road parkurundan farksız. Camel Trophy, 4×4 araçların boy gösterdiği ve çok zorlu şartlarda yarıştığı bir mücadele örneğiydi.

Şimdi bu mücadelenin bir benzerini “Umurça Parkuru’nda” normal binek arabalarla vermeye çalışıyoruz. Dev çukurlara girip çıkmaktan arabamın her yerinden acayip acayip sesler gelmeye başladı bile.

Şimdi ilgililere ve yetkililere sormak istiyorum:

Boru döşenmesi biten yerlerin üzerini daha muntazam bir şekilde kapatmak çok mu zor?

Bu işleri takip eden bir usta başı, şantiye şefi veya mühendis yok mudur?

Yoksa ‘Benim işim boru döşemek, gerisi beni ilgilendirmez’ diyen bir zihniyetle mi karşı karşıyayız?