Kimine sefa kimine cefa

Eskiler,  “Ayva bol olursa / kavak yaprakları tepeden dökülmeye başlarsa, ya da karıncalar toplu dolaşırsa kış soğuk geçecek ” derlermiş.

Her hafta pazara gidiyorum.

Valla bu sene ayva baya çok.  

Pek bi lezzetli.

Mutfak tezgahımın üstü micro karıncalarla doldu.

Başa çıkamadığım toplu istila söz konusu.

Kavak ağaçlarının durumu hakkında bilgim yok ama deyişlerin 3/2’sine şahit olduğuma ve son bir haftadır yapılan meteoroloji açıklamalarına ve de yurdun büyük kesimine yayılan kalın beyaz yorgana bakacak olursak, ‘bu kış çetin geçecek!’ 

Öte yandan doğalgaza, elektriğe, akaryakıta gelen zamlara bakacak olursak da, sadece çetin geçmekle kalmayıp-Allah esirgesin-ezip geçecek gibi duruyor.

Dondurucu soğuklarda ısınabilmek için daha fazla doğalgaz ve elektrik kullanımı, daha fazla odun, kömür tüketimi olacak.

Bu daha fazlalar da itinayla faturalara yansıyacak tabii ki…

***

Bu yıl Bodrum da dondurucu soğuklardan nasibini alıyor.

Sokak hayvanları için koyduğum suların donmasına ya da bahçemde kar görmeye pek alışık değilim.

Bugün böyle bir Bodrum sabahına uyandım.

Buradaki evlerin çoğunda kalorifer sistemi yok.

Zaten gerek de yok zira Bodrum’da doğalgaz yok!

Bazıları elektrikli kaloriferlerle ısınmaya çalışırken, büyük çoğunluk klimalardan medet umuyor.

Isıtma sistemlerinin hemen hemen hepsi elektriğe dayalı olunca, vatandaşın ortak kabusu yeni gelecek faturalar oldu.

Herkes birbirine aynı soruyu soruyor; “Bu ay elektrik ne gelir acaba?”

***

Klima dediğin şey de çalıştığı sürece etkili.

Kapattığın anda kıyafeti püff diye uçup gidiyor.

Hava o kadar soğuk ki klimayı kapatmaya izin yok.

Nerdeyse 24 saat mesai mecburi.

Keza elektrik sayaçları da fazla mesaide.

Dön babam dön!

Tabii bu dönüşler hiç hayra alamet değil.

Yapılan son zamlara sadece yüzde 50 maruz kalmak için ayda 150 kilovatsaatten az tüketmek gerekiyor.

Bu şartlarda ayda 150 kilovatsaatin altında kalmak mümkün değil.

Ve maalesef bu da gelecek ilk faturada yüzde 125 zamla tanışacak olmamız anlamına geliyor. 

***

Zaman zaman “Ayy…! ya elektrikler giderse. Amanınnn ya uzun sürerse, işte o  zaman vay halimize!” deyip dururdum ki, geçen pazartesi bizim sitenin elektrik aldığı trafonun, siteye elektrik veren hattının sigortası atıverdi.

Trafo Aydem’e ait olduğu için müdahale etmek söz konusu değil.

Site yönetimi ve  sakinleri olarak bizler, saat 16.00 itibariyle Aydem’i aramaya başladık.

Geldik, geliyoruz, ekipler çıktı, yarım saate ordalar vs…

Gelen giden yok! Taaaa sabah 07.00 ’ye kadar gelen giden olmadı.

Tam tamına 15 saat sürdü gelmeleri. Vayyyy halimize!

***

Bir yanda kar yağışı nedeniyle çok sayıda yol kapandı, seferler durduruldu, insanlar mahsur kaldı.

Diğer yanda tüm bu olumsuzluklara rağmen kayak merkezlerindeki doluluk oranı turizmcilerin, lapa lapa yağan kar ise tatilcilerin ve özellikle çocukların yüzünü güldürdü.

Kar kimine sefa olurken, kimine cefa oluyor.

Kimine sefa kimine cefa

Şinanay

Gençlik yıllarımın vaz geçilmez şarkılarının sahibi Sezen Aksu.

Gençlik başımda dumanken hemen hemen her şarkısını aşkla, aşk acısı çekmeyle, aşkla coşmayla, terk etme ve edilmeyle,   vazgeçmeyle ilintilendirir, bazen ağlar, bazen oynar ve bazen duygularımın bir başkası tarafından böyle seçmece dizilerde hayat buluyor olmasına şaşırır kalırdım.

**

Fonda Sezen çalarken eşlik ettiğim bazı parçalarda, pamuklara sarılıp sarmalanan mesajların derinliğini daha ileriki yaşlarda anlamaya başladım.

Mesela o Melih Cevdet Anday’ın sözlerini yazdığı ve Onno Tunç’un bestelediği, “Şinanay”ı söylerken ben vur patlasın, çal oynasın kafasında şıkkıdı şıkkıdı bir algı türbülansındaymışım…

“Müslümanı, Yahudisi, Urumu” dizelerinin birlik ve beraberliğe çağrı irtifasında olduğunu veya, “Eller günahkar”ın bir aşk şarkısı olmadığını fark etmem biraz zaman aldı.

Kim bilir belki yaşım, belki de başım, pamuklara sarılıp sarmalanan dizelerin bazılarının vermeye çalıştığı mesajları doğru okumaya hazır değildi.

Gençlik işte…

***

Sezen’in yazıp söylediği, Sezen’in yazıp başkalarının söylediği, başkalarının yazıp Sezen’in söylediği şarkıların hiçbirinde anlamı olmayan, saçma sapan, sadece kafiyesi tutsun diye sallanan sözcüklere rastlayamazsınız.

Söz yazmak her yiğidin harcı değil tabii ki.

Şimdilerde birçok şarkı sözü öyle tuhaf ki, yazana sorsanız ne demek istediğini ne kendi anlar ve ne de anlatabilir.

Minik Serçe’nin dizelerinde, şarkılarında kendinden bir şeyler bulmayan/bulamayan yoktur sanırım.

Sezen Aksu hepimizin iftihar ettiği büyük sanatçıdır.

Merkezinde insanın olduğu alanlardan biri, toplumsal niteliği ağır basan hukuk iken, bir diğer alan ise bireysel niteliği olan sanattır ve hukukun aksine kuralsızdır.

Hukukun, kişiyi diğer bireye ve kamuya karşı koruma niteliği, sanatçı olan bireyi de korumayı kapsar.

Sosyal devlette SANATIN VE SANATÇININ KORUNMASI 1982 Anayasası’nda, “SOSYAL GÜVENLİK HAKKI” başlığı altında düzenlenmiştir.

Madde 64:  Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur.

Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.

Belirtilen Anayasa hükmü ile sosyal devlete sanat faaliyetlerinin ve sanatçıların korunması görevi verilmiştir.

Kimine sefa kimine cefa