Komşudan izin çıktı

Komşudan seyahat izni çıkınca geçen yazdan beri sadece Türk karasularında dolaşan özel teknelerin çoğu bunu fırsat bilip adalara doğru dümen kırdı. Seyahat izni var ama şartları da var tabi!

Markası fark etmez ama iki aşılı olmak şart!

İkinci aşının üzerinden 15 gün geçmiş olması şart!

2. aşının üstünden 15 gün geçmemişse PCR testi şart!

Şartlar uygunsa ‘Vira Bismillah’

“Hadi bari biz de gidelim. Biraz değişiklik iyi gelir” dedik arkadaşlarla.

Deniz yolculuğu çok keyiflidir. Huzur veren doğal bir meditasyon yöntemi sanki. Müthiş bir terapi…

Suyun üzerinde süzülüp giderken uçsuz bucaksız mavi, derde, kedere, sıkıntıya ve strese adeta pansuman yapıyor. Zihnimizi ele geçiren tekrarlardan uzaklaşmak ve geçmişi değil de anı yaşayabilmek için iyi bir fırsat.

Sürekli olarak aynı şeyleri düşünmek aynı seçimleri yapmamıza, aynı seçimleri yapmamız aynı aksiyonları alarak aynı davranışları sergilememize, aynı davranışları sergilememiz aynı deneyimleri edinmemize, aynı deneyimleri tekrarlamamız devamlı olarak aynı duyguları hissetmemize, hissettiğimiz duygular da başlangıçtaki düşünce kalıplarının oluşmasına zemin hazırlıyor. Dolayısıyla, alışkanlıklarımızı ve rutinimizi kapsayan davranışlarımız konusunda özgür irademizle değil, zihnimizde o davranışlar için üretilmiş bir programla hareket etmeye başlıyoruz. Etrafımızdaki insanlar, eşyalar ya da yerler sürekli aynı olduğu sürece her biriyle hali hazırda eşleştirmiş olduğumuz duygulardan daha farklılarını deneyimlememiz adeta imkansız hale geliyor.

İşte bu kısır döngü diyebileceğimiz tek düzelikten uzaklaşmak zihinsel değişimin gerçekleşebilmesi için gerek geçmişle ilgili koşullanmaların ve gerekse geleceğe yönelik tahminleri yöneten kayıtlı yazılımlarımızın ötesine geçerek şimdiki zamanda var olabilmemize yardımcı oluyor.

Kos adasından giriş yapmak zor olmadı. Arkadaşlar biraz yavaş hareket ediyor ama daha önceden bu davranış biçimine maruz kaldıysanız idare ediveriyorsunuz. Zaten etmeyip ne yapacaksın. Adamın memleketine giriş yapma arzun var. Tabi bu yavaşlık bizim memlekette olsa vızırdanıveririz orası ayrı mevzu. Giriş yaptıktan sonra aniden havası değişiyor insanın. Bir rahatlık, bir gevşeme bir laylaylom. Tatil kafası mı desek günlük rutinden ve dolayısıyla kısır döngünün uzağında olmanın neması mı desek… Ne dersek diyelim. Tebdil-i mekanda ferahlık vardır!

Neyse… İlk iş bir tavernaya oturup Greek salad ve uzo sipariş etmek oluyor tabi. Domates, salatalık, kuru soğan, dolmalık biber karışımının üzerine oturtulmuş koca bir dilim feta  (beyaz peynir) peynirinden mütevellit salata masaya geldiği an keyifler de daha bir gıcır oluyor. İnsanoğlu hayli tuhaf. Sanki bizim memlekette bunlar yok. Alası var alası! Bizim memleketimizde her şeyin alası var. Keşke sahip olduğumuz güzelliklere, imkanlara ve değerlere daha fazla sahip çıkabilsek. Keşke hak ettikleri özeni daha fazla gösterebilsek. Keşke kıymet bilsek. Keşke özünü ve sözünü koruyabilsek. Ve keşke saygıda kusur etmesek…

4 ada gezdik.

İtalyan ve Fransız turistler çoğunlukta.

Hiçbir plaj veya restoranda sohbetimizi baskılayacak desibelde bangır bangır çalan müzik yok. Mırıl mırıl dalga sesi herkese yetiyor. Yerlerde izmarit, teneke kutu, cam veya pet şişe, hazır gıda paketleri görmek pek mümkün değil. İtiraf edeyim baya kıskandım bu durumu. Bizim güzelim memlekette yerler çer, çöp, izmarit dolu. Beachlerin büyük çoğunluğu ücretsiz. Bir şeyler yiyip içmeniz yeterli.

Dondurulmuş ürün kullanmıyorlar.

Mesela kalamar istediğinizde donmuş kalamarı kızartmaktansa taze taze kızartıp getiriyorlar. Çupra, levrek hepsi taze hepsi denizden… Bizde ise dondurulmuş ürün kullanma enflasyonu var.

Ortak mevzu tabii ki Kovid-19! Sizde nasıl bizde nasıl…? Ne olacak bu işin sonu?