Avrupa Birliği ve cesaretsizlik

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda çok kapsamlı bir önlemler paketi sundu. En önemli hedef karbon salınımının düşürülmesi. 1990 yılındaki karbon salınımını esas alan Komisyon 2020 yılına kadar Co2 miktarını %55 oranına düşürmeyi hedefliyor. Bunun için de fosil yakıtla çalışan otomobillerin satışını 2035 yılından itibaren yasaklamayı hedefliyor. Çelik gibi enerji yoğun ürünlerin ithalatına ek vergi getirmeyi amaçlayan Avrupa Komisyonu, ‘Fit for 55’ isimli paketiyle iklim değişikliğini tersine çevirmeyi hedefliyor.

Komisyonun bu paketini oluşturma usulü, perde arkasında yaşanan tartışmalar, AB kurumlarının içinde bulundukları cesaret eksikliğine de bir kez daha işaret ediyor.

Zira AB kurumlarının nabzını iyi yoklayan Politico haber sitesi, iklim değişikliğiyle mücadele paketinin yayınlanması için Komisyon üyeleri ve Komisyon üyelerinin özel kalem müdürleri arasında yaşanan çetin tartışmalara çok geniş yer ayırdı. Fransız AFP haber ajansı da aynı şekilde Komisyon çalışanlarına dayanarak özel kalem müdürleri arasında saatler süren tartışmalara yer veriyor. Gözlemciler, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ve özel kalem müdürü Björn Seibert’in de tutumlarının da AB’nin önemli konularda karar almasını engelleyen nitelikte olduğuna dikkat çekiyorlar.

Nitekim geri dönüp bakıldığında, Kovid -19 önlemleri, aşı seçimi, AB’nin kurtarma paketi gibi konularda AB Kurumları ve özellikle Avrupa Komisyon karar almakta, cesur davranmakta güçlük çekiyor. Zira Türkiye ile bir türlü Gümrük Birliği anlaşmasının güncelleştirmeye yönelik olarak start düğmesine basamayan AB, Türkiye dosyasında da korkuyla hareket ediyor. AB kurumlarının   tutumu Türkiye’ye özel değil, Türkiye’yle de sınırlı değil.

İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid 7 yıllık bir aranın ardından ilk kez AB dışişleri bakanlarıyla Brüksel’de bir araya geldi. Netanyahu döneminde İsrail ile teması sınırlı tutan AB, Tel Aviv’de yaşanan hükümet değişikliyle birlikte ilişkileri yeniden canlandırmayı hedefliyor. Ancak yapılan görüşmelere rağmen, Brüksel, AB-İsrail ortaklık konseyinin yeniden toplanması konusunda karar alamadı. AB kurumları, Naftali Bennett hükümetini Netanyahu dönemine son verdiğini kanıtlamasını talep etti. İrlanda, Lüksemburg, İsveç ve Belçika da AB-İsrail Ortaklık Konseyinin toplanması için henüz çok erken olduğunu dile getirerek yeşil ışık yakmadılar.

Avrupa Birliği ve cesaretsizlik

Türkiye ile Gümrük Birliği’ni canlandırma konusunda da cesaretsiz davranan AB, modernizasyon çalışmalarına start verilmesi için, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de gerilimi sürdürülebilir bir şekilde artırmayacağını kanıtlaması, mültecileri barındırma konusunda iradesini yinelemesi gerektiği gibi taleplerde bulunuyor. Ayrıca Gümrük Birliği’nin güncelleştirme çalışmalarına başlanması için Almanya’daki genel seçimlerin geçmesini beklemek gerektiğini savunuyorlar. Oysa Türkiye, neredeyse 9 aydan bu yana AB ve üyesi olduğu NATO, Avrupa Konseyi, OECD ile AGİT gibi kuruluşlara Batı kulübünün değerlerine önem verdiğini gösteren çok önemli adımlar attı. Doğu Akdeniz’de gerilimi sonlandıran Ankara, Güney Kıbrıs Rum kesimi lideri Anastasiadis’in ülkenin kuzeyinde yaşanan yangın felaketine yönelik olarak yaptığı yakışıksız benzetmeye karşı sessiz kalmayı tercih etti. Yunanistan’la istikşafı görüşmelerine başlayan Türkiye Kıbrıs sorununun çözüm süreci için bir model önerisiyle geldi. ABD ile ilişkileri yeniden pekiştirmek için kolları sıvayan Türkiye, NATO nezdinde de müttefik olarak üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmeye hazır olduğunu gösterdi.

Yetmedi, İsrail ile ‘backdoor diplomasi’ olarak adlandırılan alternatif diplomasi ve doğrudan görüşmeler ile ilişkilerini yeniden pekiştirme iradesini sergileyen Ankara, Türkiye’nin Paris anlaşmasındaki yükümlülüklerinin önemli bir kısmını kapsayan ve AB’nin yeşil mutabakatıyla doğrudan örtüşen Yeşil Mutabakat eylem planını açıkladı. Yetmedi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı bir genelgeyle de iradesini pekiştirdi. Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapmaya devam eden Ankara, Afganistan’dan İran üzerinden Türkiye’ye giriş yapabilecek    Afgan mülteciler konusunda da senaryo çalışmaları gerçekleştiriyor. Kopenhag kriterleri ile temel hak ve özgürlükler alanındaki eksikliklerin bilincinde ve farkında olan Türkiye, yargı reformunu yasama organına taşıdı.

Buna rağmen, Brüksel, Türkiye gibi ülkelerin samimiyet karinelerini sorgulamaya devam ederken, ilişkileri pekiştirecek ve cesaret gerektirmeyen adımları atmakta bile sanki aciz. Dost acı söyler misali, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ile Komisyon üyelerinin içi sığ, her şeyi ben bilirim misali davranışları sadece AB-Türkiye ilişkilerine değil, AB’nin üçüncü ülke ve kurumlarla olan ilişkilerini de sekteye uğratabilir. Diğer kurum ve ülkelere ısrarla göz hizasından ısrarla bakmayan, kendisini aşırı derece önemserken eleştirileri asla kabul etmeyen Avrupa Komisyonu ya isteksiz davranıyor ya da beğenilmeme riski karşısında bir türlü karar alamıyor.

Aslında Brüksel, Türkiye ile Gümrük Birliği’ni güncelleştirme çalışmalarını başlatarak, hem Ağustos 2020’de vermiş olduğu sözün eri olduğunu gösterir, hem de Türkiye’ye bir motivasyon sağlayarak, temel hak ve özgürlükler başta olmak üzere çeşitli alanlarda reform sürecini ivmelendirecek önemli bir ivmeye kıvılcım oluşturur. Bu konuda AB’nin cesur bile olmasına gerek yok. İstekli olması yeterli.