‘Hipersonik’ vs nükleer başlık

Rusya’nın ardından Çin’in de hipersonik füze denemesi gerçekleştirmesi, Brüksel’de toplanan NATO’ya üye ülkelerin savunma bakanları tarafından uzunca bir şekilde tartışıldı. Hipersonik füze tartışması yeni değil. Zira 2000’li yılların başından bu yana müttefikler ile Rusya ve Çin’in üzerinde çalıştığı bir silah. Malum, konvansiyonel başlıklı ve ses hızı altındaki füzeler ile ses hızının iki hatta üç katı seyreden füzelere karşı geliştirilen füze savunma sistemlerini etkisiz hale getirmek amacıyla geliştirilen bir teknoloji. Ayrıca, kâh nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip füzeleri etkisiz hale getirmek amacıyla, kâh hasımlara karşı kullanılabilecek olan karadan, denizden ve havadan karaya ve havaya fırlatılan savunma aygıtları geliştirilmeye çalışılıyor.

Çin’den önce Rusya, biraz da Hindistan’la birlikte ses hızından neredeyse 5 kat hızlı hipersonik füze geliştiren neredeyse öncü niteliğinde bir ülke. Moskova hipersonik füze kategorisine giren U-71, Brahmos II, 3m22 Zircon ile ses hızının 10 katında seyredebilen, 3200 kilometre menzilli, havadan fırlatılan Kh-47M2 Kinzhal ile denizden ve karadan fırlatma imkanına sahip olan 3k22 Zircon’u geliştirdi. Buna karşın ABD, Fransa ve İngiltere, bu alandaki çalışmalarında henüz harekatta kullanılabilecek niteliğe sahip bir füze geliştirmediler. Müttefiklerin test çalışmaları kısmen başarılı geçti ancak henüz istenilen seviyeye gelemedi. Buna rağmen NATO üyesi ülkelerin biraz geri kalmasının ‘haydut devletleri’ sevindirmemesi gerekiyor. Zira İngiltere ve Fransa’nın Deniz Kuvvetlerinin 2011’de başlattıkları ortak çalışma 2030 yılında meyvesini verecek gibi görünüyor. Harpoon’ların yerine geçecek olan FC/ASW isimli çok güdümlü, titreşimli hipersonik füze çalışmaları İngiltere’nin AB’den ayrılmasına rağmen hummalı bir şekilde devam ediyor.

ABD karar vermedi

ABD de başta Boeing’in X-51 projesi olmak üzere birçok cephede çok önemli çalışmalar gerçekleştiriyor. Takvim konusunda biraz geriden geldiğini de kabul etmiyor değil. Buna karşın elindeki konvansiyonel silahlar ile nükleer imkân ve yeteneklerin şimdilik caydırıcılık açısından hala bir önemi var. Ancak orta ve uzun vadede, nükleer silahların hipersonik silahlara karşı etkileri hız farkından dolayı çok sınırlı. ABD, muhtemelen nükleer başlıkların caydırıcı etkinliğini biraz olsun sürdürmek amacıyla kısa adı DPR (Defense Posture Review) olarak bilinen Savunma Konumlaması gözden geçirme sürecinde, bugüne kadar var olan ihtiyati amaçlı nükleer silah kullanma hakkından vazgeçebilir. ABD Başkanı Joe Biden henüz kararını almadı. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere NATO müttefikleri ABD’nin bu tutumundan oldukça rahatsızlar ve bunu dile getirdiler. Washington ise teoride nükleer silahlardan ve tehditten arınmış bir dünya için bu adımı attığını dile getiriyor. Ama konunun uzmanları, ABD’nin bu eğiliminin Washington’un ani çiçek, böcek ve çevre kaygısından kaynaklanmadığını biliyorlar.

Zira Pentagon, ihtiyati tedbir amaçlı ilk nükleer silah kullanma hakkının hipersonik füzelere karşı etkisiz bir girişim olduğunu biliyor. Çünkü ilk fırlatan ülke ABD olursa, hasım ülke hipersonik füzelerle nükleer başlıklı füzeyi etkisiz hale getirebilir. Ayrıca ABD var olan füze savunma sistemlerinin de hipersonik füzelere karşı etkisiz olduğunun bilincinde. ABD muhtemelen bu yüzden nükleer başlıkla ilk vurma hakkından feragat etmeyi hedefliyor. Buna karşın ABD, hipersonik füze tehdidi ile karşı karşıya kaldıktan sonra, hem konvansiyonel silah gücüyle, hem de topyekün ve çok odaklı nükleer kapasitesiyle caydırıcılığını sürdürebilecek. Zira ABD’nin konvansiyonel ateş gücü müthiş. Müttefikler ise ABD’nin gerçekleştireceği DPR’da nükleer savunma konusundaki konumlamasını yapıcı bir müphemiyetle yani belirsizlikle ifade etmesini talep ediyorlar. Bu çerçevede ABD Başkanı’nın alacağı karar henüz kesinlik kazanmadı.

‘Hipersonik’ vs nükleer başlık

NATO’da Türkiye’nin çabaları ve uyarıları

NATO’ya üye ülkelerin Savunma Bakanları’nın iki gün süreyle Brüksel’de bir araya gelmeleri son derece önemliydi. ABD’deki yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana ilk kez yüz yüze toplanan Savunma Bakanları için hem ikili görüşmelerde hem de Kuzey Atlantik Konsey toplantısında görüş alışverişinde bulunmaları ve iletişim kanallarını pekiştirmeleri açısından önemli bir fırsat oluşturdu. Türkiye’nin envanterinde bulunan F-16’ların Blok 70’e güncelleştirilme talebi ve Fransa ile Yunanistan’ın savunma alanındaki stratejik iş birliği, tartışma konusu olmaya devam ediyor. Türkiye’nin F-16’larını modernleştirmek için ABD’ye başvuruda bulunması son derece meşru. Bu, sadece Yunanistan ile Fransa arasında imzalanan anlaşmadan ve Yunanistan’ın olası hava gücü üstünlüğünden kaynaklanan bir mesele değil. Nitekim NATO’nun kurucu antlaşmasının 3’üncü maddesi açık bir şekilde ‘taraflar silahlı bir saldırıya karşı bireysel ve toplu direnme kapasitelerini koruyacaklar ve geliştireceklerdir” diyor. Bir başka deyişle, NATO üyesi her bir ülkenin her şeyden önce kendi güvenliğini üstlenebilecek imkân ve yetene sahip olmaya çalışması gerekiyor. Türkiye F-16’ların modernizasyonunu bu kapsamda ve hem Türkiye’nin güvenliğini hem de İttifak nezdinde güvenlik üreten ülke statüsünü muhafaza edebilmek için gerçekleştirmek istiyor.

‘Hipersonik’ vs nükleer başlık

Fransa’nın Yunanistan’la yaptığı anlaşmaya gelince; Yunanistan geçmişte, 1999 yılından önce de Türkiye’ye karşı üçüncü ülkelerle güvenlik iş birliği anlaşmaları gerçekleştirmişti: Örneğin İran ve Ermenistan’la birlikte. Bu tür anlaşmalar, NATO’nun 8’inci maddesine pek bir aykırı. Zira Washington Antlaşmasının 8’inci maddesi çok açık: “Her bir Taraf, kendisi ile diğer Taraflar ya da üçüncü bir devlet arasında şu an yürürlükte olan uluslararası sözleşmelerin, bu Antlaşma’nın hükümleri ile çelişmediğini beyan eder ve Antlaşma ile çelişen uluslararası sözleşmelere girmemeyi taahhüt eder”. ‘Taraf veya Taraflar’ diye anılan ülkeler aslında NATO üyeleri. Bir başka deyişle ‘İttifak içinde ittifak’ kurma çabalarının özellikle başka bir NATO üyesine karşı olmaması gerektiği ifade ediliyor. Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, Yunanistan ile sağlanan güvenlik anlaşmasının sadece Yunanistan’ın topraklarına yönelik olduğunu ifade ediyor. Ancak Yunanistan’ın zaten sınırları pek belli değil. Buna ek olarak da hava sahaları ve deniz yetki alanları da sınır sayılıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ABD ile Yunanistan arasında sağlanan savunma iş birliği anlaşmasının deniz yetki alanlarını kapsamadığını ilan ederek Yunanistan’ın Fransa ve ABD ile yaptığı anlaşmaları Türkiye’ye karşı test etmemesi gerektiğini de anlatmış oldu. Bu çerçevede ABD ve Fransa, Yunanistan’la Washington Antlaşmasının 3. maddesine dayanarak güvenlik anlaşması yaptıklarına iyi niyetle inansalar da Yunanistan Başbakanı yaptığı açıklamalarla bu dayanağı meşru olmaktan çıkardı.

Türkiye’nin ordusunu modernleştirme çabaları, NATO üyesi ülkelerden tedarik arayışına gitmesi ve İttifak üyesi ülkelerin Türkiye’ye karşı güvenlik iş birliği anlaşmalarına karşı uyarıda bulunmasının hukuki temeli de Washington antlaşmasının 3’üncü ve 8’inci maddesinden kaynaklanıyor. Türkiye, uluslararası hukuki zemin ve taraf olduğu anlaşmalardan uzaklaşmadıkça, haklılığı her zaman kanıtlanır.