60 idam baskısı

Dün 27 Mayıs 1960 ihtilalinin 59’uncu yıl dönümüydü.

Demokrasi tarihimizin kara bir sayfasıdır.

“İhtilal, darbe, muhtıra...”

Milli iradeye silahlı müdahalenin her türü demokrasi katlidir. Taammüden cinayettir.

...................

27 Mayıs bu ülkenin seçilmiş Başbakanı Adnan Menderes’i, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı idam sehpasına götürmüştür.

Dehşet ve çok acı verici barbarlıktır bu.

27 Mayıs ihtilalini yapan 38 subay kendilerini MBK (Milli Birlik Komitesi) ilan ederek 27 Mayıs 1960 sabahı yönetime Türk Silahlı Kuvvetleri adına el koyduklarını radyolardan açıklamıştı.

Açıklamayı yapan MBK üyesi Kurmay Albay Alparslan Türkeş’ti.

Ankara’da, Kızılay Karanfil Sokak’taydı evimiz.

Evimizin arka balkonundan Atatürk Bulvarı görünürdü.

Bir baktık ki Bulvar Kara Harp Okulu öğrencileri tarafından tutulmuş.

Sokağa çıkma yasağı var ama kimse dinlemiyor.

Ankara halkı sanki ikiye bölünmüş gibiydi.

DP iktidarına yakın olanlar ve DP yanlıları evlerine kapanmıştı.

Karşıtları ise ellerinde limonata, ayran, su sürahileriyle, Harp Okulu öğrencilerine içecek sunuyor, onları alkışlıyorlardı.

Bu arada Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın, Çankaya Köşkü’nden bakanların, Meclis Başkanı’nın, DP milletvekillerinin evlerinden toparlanıp Kara Harp Okulu’na götürüldükleri haberleri yayımlanıyordu.

Başbakan Menderes de Eskişehir’den otomobille Kütahya’ya giderken durdurulmuş, gözaltına alınmıştı.

...................

İktidardaki DP kapatılmıştı.

Kısa süre sonra hepsi ve bazı müsteşarlar, genel müdürlerle birlikte Yassıada’ya götürüldüler. Oradaki koğuşlarda kalacaklar ve Yassıada’da kurulan Olağanüstü Yüksek Adalet Divanı’nda yargılanacaklardı.

Sonraları orgeneral rütbesiyle İzmir NATO komutanlığı da yapan ablamın eşi Ragıp Ulubay o zamanlar yüzbaşıydı.

Onun aracılığıyla Yassıada’daki duruşmaları da bir gün boyunca izledim. Çok üzüntü verici sahnelerdi.

Kendimi DP’ye yakın bulmuyordum ama İş Bankası çalışanları olan annem ve babamın nişan yüzüklerini Celal Bayar takmıştı.

Bir bakıma dünyaya gelişimde onun da bir dokunuşu vardı.

İleriki yıllarda, 1970’lerde merhum Bayar’la bunları konuşmuştuk.

Mahkemede son derece vakur ve dikti.

....................

Yassıada komutanı Albay Tarık Güryay’dı.

Emin Çölaşan, Tarık Güryay’la yaptığı röportajdan ibret verici bazı satırları yayımladı.

Yazının başına dönelim.

Meğer MBK’ya 3 idam bile az geliyormuş.

Bakın Çölaşan’a ne demiş:

Yassıada’da Yüksek Adalet Divanı 15 kişi için idam cezası verdi. Kararı önceden öğrendik ki ona göre tedbir alalım......... Kararlar açıklanmadan önce komitenin iki üyesi Mucip Ataklı ve Suphi Gürsoytrak odama yemeğe geldiler. Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol’u da çağırdık. İki komite üyesi Başol’a dediler ki “Reis bey, kararlarda 60’tan aşağı idam çıkarsa biz komite olarak gayrimeşru duruma düşeriz. Yani 59 kişi bile bizi meşru kılmaz.”

Başol çok bozuldu.

“Kararları tek başıma ben verecek değilim” dedi.

Sonra 15 kişilik idam listesi geldi bize.

Komite, idamların İmralı Adası’nda yapılmasına karar vermiş.

Darağaçları falan oraya vaktiyle gönderilmişti.

......................

Tüyler ürperten kelimeler bunlar. Yani...

MBK -yaptığı ihtilalin meşru olması için- “halkın seçtiği Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri dâhil en az 60 kişinin idam edilmesi gerektiğini” mahkeme reisine söylüyor, dayatıyor.

Komutan Tarık Güryay’a gelince...

O da Emin Çölaşan’a “Öğrenince insan ve komutan olarak acıdım tabii... Efendim ben asılmalarına taraftar değildim” diyor.

İnsani bir tavır izlenimi alıyoruz ama arkadan cümleyi bakın nasıl noktalamış.

“Bence MBK ya hepsini asmalıydı ya da 3 kişiyi de affetmeliydi. Ya hep ya hiç gibilerden...”

Burası “sözün bittiği yer.”

.....................

27 Mayıs yazısını yarın da sürdüreceğim.

İbret alınacak çok şey var.