Demirel’i kaçıracaklarmış (2)

Dünkü yazımda yazar ve hukukçu Mahmut Övür’ün çok ilginç bulduğum yazısında (*) yer alan birkaç “iddia/itirafı” yansıtmıştım.

Bir sol örgütün önde gelenlerinden olan ve sonra ayrılan nükleer fizikçi İrfan Uçar’ın, Övür’e anlattığına göre, “Amerikan işbirlikçisi olduğu gerekçesiyle dönemin Başbakanı Süleyman Demirel kaçırılacakmış. İrfan Uçar bir şekilde engellemiş.”

ABD’nin “afyon ekibini durdurma” dayatmasına karşı koyan... Sivas Demir Çelik ve Aliağa rafinerisini Ruslara yaptırtan Süleyman Demirel’in aslında “Amerika’nın hışmına uğradığı gerçeği” sol kanatta sonraları anlaşılmıştır.

İtalya’da da Kızıl Tugaylar 1970’li yıllarda eski Başbakan ve Hıristiyan Demokrat Parti Başkanı Aldo Moro’yu kaçırmış ve öldürmüş.

Aldo Moro olayı İrfan Uçar’ın sözünü ettiği “Demirel’i gerçekleşmeyen kaçırma planına” esin kaynağı oldu mu? Bilemem.

Ancak onu da “işbirlikçi” diye niteleyerek kaçıranlar Moro’nun “İtalya Komünist Parti’siyle” ortak bir hükmet kurma temaslarını...

Bir kâğıtta da onun el yazısıyla “kurulacak hükümette yer alacak Komünist Parti milletvekillerinin isimlerinin yazılı olduğunu” bilmiyorlardı herhalde.

ROMA’DA BAHAR SABAHI

16 Mart 1978...

İtalya’da en uzun süre Başbakanlık yapmış olan (bu da Demirel’le bir başka benzerlik) Hıristiyan Demokrat Parti Başkanı ve eski Başbakan Aldo Moro evinden parlamentoya gitmek üzere çıktı.

Yakın korumalarının güvencesi altındaydı.

Fani Caddesi’ne geldiğinde önü kesildi, korumaları taranarak öldürüldü.

“Kaçırıldı.”

55 gün tutsak kaldı.

9 Mayıs 1978’de cesedi bir otomobilin bagajında bulundu.

Olay sırasında Fani Caddesi’ni üstünde iki kişi olan bir motosiklet kesmişti.

Demirel’i kaçıracaklarmış (2)

55 UZUN GÜN

Olay, İtalya ve dünya medyasında büyük ses getirmişti.

Bu arada Aldo Moro’yu kaçırmayı İtalyan “Kızıl Tugayları (Brigat Rosse)” üstlenmişti.

Örgüt, devlete “Aldo Moro’nun hayatına karşı hapisteki arkadaşlarının serbest bırakılması” şartını koşuyordu.

Devlet ise hiçbir şekilde pazarlık yapmamakta kararlıydı.

Bu süreçte Aldo Moro da partisinin ileri gelenlerine ve hükümetine mektup yazıp örgütün şartlarını yerine getirmelerini istiyordu.

Örgüt de mektubu devlete ulaştırmıştı.

Tabii hiç iz bırakmadan.

O çok dramatik mektubu da köşemde -biraz kısaltarak- yayımlıyorum.

Demirel’i kaçıracaklarmış (2)

DERİN DEVLET Mİ?

Aradan uzun süre geçti 2011 yılında emekli polis müfesttişi Enrico Rossi’ye bir mektup geldi.

Aldo Moro’nun kaçırılması sırasında Fani Caddesi’ni kesen motosikletin arkasındaki kişi tarafından yazılmıştı.

Gerçekten Fani Caddesi, kaçırma olayı sırasında mavi renkli bir Honda marka motosiklet tarafından kesilmişti.

Müfettiş Rossi, Ansa Haber Ajansı’na şöyle anlattı...

Her şey Moro kaçırıldığı sırada Fani Caddesi’ndeki Honda’nın arkasında oturan adamın yazdığı anonim bir mektupla başladı. Motosikletteki iki kişi, Kızıl Tugaylar’ı olası bir aksilikten korumakla SİSMİ’den (Askeri İstihbarat ve Güvenlik Servisi) görevlilerdi.

SİSMİ’den Albay Camillo Guglielmi’ye bağlılardı.

Guglielmi de kaçırma eylemi sırasında aynı caddedeydi...

Emekli Müfettiş Rossi, “isimsiz mektubu yazan kişinin, kanserden ölmek üzereyken, bu itirafı kaleme aldığını” söyledi.

Rossi ilginç iddialarda bulundu.

“Motosikletteki diğer adamı bulmaya çalıştığını ama önüne hep engellerin çıktığını... Mektubu yazan kişinin öldüğünü... Olay sırasında kullanılan silahın da imha edildiğini...”

Rossi, daha fazla ilerleyemeyince emekliliğini istemiş.

“Öldürülen Moro ve korumalarına olan saygısından dolayı” bunları açıklamaya karar vermiş.

....................

Müfettiş Rossi’nin iddiaları üzerine Roma savcılığı harekete geçti ve soruşturma başlattı.

Ve ilk kez “NATO’ya bağlı Gladyo Örgütü, ABD parmağı” gibi söylemler telaffuz edildi.

Acaba...

Soğuk savaşın sürdüğü yıllarda “NATO üyesi İtalya’da Komünist Parti’yle ortak bir hükümet kurulması, bütün NATO sırlarının Komünist Parti’ye sızma olasılığı Aldo Moro’nun hayatına mı mal olmuştu?”

................

Aldo Moro’nun kaçırılıp katledilme olayı dünya siyaset tarihinde acı ve kan yüklü karanlık sayfalardır.

................

(*) Sabah gazetesi, 20 Haziran 2020

ALDO MORO’NUN MEKTUBU

Hıristiyan Demokrat Parti’nin Başkanı ve İtalya’da en uzun süre Başbakanlık yapan Aldo Moro’nun, Kızıl Tugaylar’ın elinde hapisken, kendi partisine ve hükümetine yazdığı mektup, gerçekten acı verici.

Hayli uzun olan mektubu kısaltarak aşağıda yansıtıyorum...

KANIM ÜSTÜNÜZE SIÇRAYACAK

.... Ben bir “siyasi tutukluyum.”

Sizin “hiçbir pazarlığa girmemek” hususundaki katı kararınızın, tahammül edilemez bir duruma soktuğu bir siyasi tutuklu...

Zaman hızla geçmekte ve ne yazık ki yeterli zaman yok.

Her an çok geç olabilir.

Burada tartışılan konu soyut hukuk değil (hem onda da mecburiyet hali hakkında kurallar vardır), tartışılan, insani ve siyasi bakımdan neyin uygun olduğudur.

Gerçekçi davranıp “her iki taraftan da tutsakların serbest bırakılması” imkânının göz önüne alınmasıdır.

Siyasi bir vakanın kendine mahsus şartlarında, benim meselemin mümkün olan tek müspet yoldan halledilmesi olanağının bulunup bulunmadığıdır.

Kararlılığı elden bırakmamak en uygunu gibi görünse de taviz vermek yalnızca adil değil, aynı zamanda siyasi bakımdan yararlı olur.

“Hükümet sapasağlam ayakta duruyor.

Başka yığınla teşebbüsüm gibi bundan ötürü de bana edilen teşekkür bu oluyor!

Yakınlarından bir veda bile edemeden uzaklaştırılıp, ölüme mahkûm edilmiş bir siyasi tutsağın yapayalnız, bir okşamanın tesellisi bile olmaksızın can vermesi...

Eğer siz müdahale etmeyecek olursanız, İtalya tarihine tüyler ürpertici bir sayfa yazılmış olacaktır. Kanım sizin üstünüze, partinin üstüne, memleketin üstüne sıçrayacaktır.”

Demirel’i kaçıracaklarmış (2)

İtalya’nın en uzun süre Başbakanlık yapan ve Kızıl Tugaylar tarafından kaçırılarak öldürülen siyasetçisi Aldo Moro.

PARTİM “ÖL” DİYORSA

Partim “ölmeme” karar verecekse, yüreğim Hıristiyan imanımla dopdolu, taptığım ve umuyorum ki arşın yüceliklerinden her zaman korumayı sürdüreceğim örnek bir ailenin muazzam sevgisiyle dolup taşar halde ölürüm.

Daha dün eşimin, çocuklarımın, torunumun, sevgiyle dolu sıcak mektubunu okudum.

Bana o mektubu getiren kişi -merhamete gelerek- gazetede “eğer Hıristiyan Demokrat Parti bir mucizeyle kendine gelip de mesuliyetini üstlenmeyecek olursa ölüm hükmümü veren” haberleri silmişti.

Ama...

Bu “kan gölü”ne Andreotti’nin (Giulio Andreotti dönemin Başbakanı), ne Hıristiyan Demokratların, ne memleketin hayrına olacaktır. Her biri kendi mesuliyetini yüklenecektir...