Milletin tekzibi

Dengir Mir Mehmet Fırat’ın Atatürk devrimlerinin Türk milletinde “travma” yarattığı yolundaki sözlerini önce o aileye yakıştıramadım.
Dedesi Hacı Bedir, İstiklal Savaşı’na katılmış, kırmızı yeşil-şeritli İstiklal Madalyası sahibi. O nedenle Atatürk tarafından milletvekili seçtirilmiş. İlk Meclis’te üç dönem milletvekilliği yapmış.
Aklıma, “İnsanlar arkadaşlarını, dostlarını, siyasi partilerini seçebilir de oğullarını, torunlarını, komşularını seçemez” söylemi geliyor...
Öte yandan...
Bu travma iddiasıyla ilgili tekzip de var.
Arşivlerdeki 10 Kasım 1938 sonrasının Türkiye’sinden insan manzaralarına bakınız... Bütün bir ulusun hıçkırarak ağladığını, yürekten yas tuttuğunu yansıtan fotoğraflar, filmler daha o günlerden şimdilere uzanan ulusal tekziptir.

BU BÜYÜ TUTARMilletin tekzibi
Sahnede dört keman sanatçısı yan yana.  Birincisi, Ermenistan’dan sarışın, uzun boylu, hoş bir kadın olan Narine Simonyan. Yanında Azerbaycan’dan Ruşen Muzafferov. Üçüncüsü, ünlü bir keman sanatçısı olan İsrailli Elina Gürewitz, o da kumral uzun boylu güzel bir kadın. Dördüncü Tataristan’dan Dzhamil Sharifullin.
Amaç, birbirleriyle çatışmış ve ilişkileri hâlâ sert olan dört ülkeden sanatçıları “müzik üzerinden barış” mesajı veren konseptte bir araya getirmek.
Aslında dördüncü keman için Arap ülkelerinden ya da İran’dan bir sanatçı planlanmıştı. Nedense, sonradan onlardan biri yerine Tataristan’dan sanatçı konuldu.
Belki de devreye “Rufailer” girmişti.
Büyük sorun değil. Çünkü bir gün sonra zaten üç denizin büyüsü konseptinde aynı orkestrada çalacaklardı.
Bu da önemli aşama.
Dört kemancının “mini konseri” Tekfen’in ortağı ve Tekfen Uluslararası Filarmoni Orkestrası’nın kurucusu Nihat Gökyiğit’in Boğaz’a bakan bahçesinde düzenlenmişti.
Tekfen Orkestrası için kısa bir bilgi...
Bölgedeki Karadeniz, Hazar ve Doğu Akdeniz kıyılarındaki ülkelerden seçilmiş 70 sanatçıdan oluşuyor. Konseptin adı “Üç Denizin Büyüsü”.
Vivaldi, Anderson ve Mozart’tan lezzetlerle keyif dolu bir saat. Ardından Şirin Pancaroğlu, 350 yıldır kullanılmayan ve arpa benzeyen Türk sazı çeng çaldı.
Çengin yapımcısı yok, elde örneği de yok. Tarihi belgelerden yararlanılarak yeniden yapıldı.
Hasan Uçarsu’nun düzenlediği eseri Şirin Pancaroğlu yerde oturarak çaldı.
Vücut dili, müziğine estetikle de katkıda bulunuyordu.
Konser, birkaç saatliğine hepimizi Türkiye’nin sancılarından çekip aldı.


ÇİFT KAT KAYMAKLI KADAYIF
Bugün İsviçre’nin Basel kentine uçuyorum. Gerçi Viyana’ya gidecektim ama Türkiye yarı finale çıkınca plan program kalmadı. Umumi Neşriyat Müdürümüz Sedat Ergin’in bu maçı izleme ikramı çift kat kaymaklı ekmek kadayıfı...
Maç bitince gece yarısından sonra Türkiye’ye uçacağız. Cumartesi ise Viyana’ya...


BEŞER ŞAŞAR
İki düzeltme yapayım.  1) Geçen hafta cuma akşamı Habertürk’te Balçiçek Pamir’in konuğuydum. Keyifli bir söyleşiydi. Birkaç saat sonra Türkiye, Hırvatistan’la oynayacaktı. Yarı finale kalması için dua ediyorduk. O heyecan içinde Balçiçek Pamir’in “Finali kimler oynasın?” sorusunu, -aklım gece yapılacak maçta olduğu için- “Yarı finali kimler oynasın?” gibi algıladım ve “Türkiye-Almanya” cevabını verdim. Bizim gazeteci milletinden bir ikisi bu cümleye sarmış, hadisenin bir şeyi düşünüp başka şey söylemek diye adlandırılan “lapsüs” olduğunu belirteyim.
2) Kemer’den Antalya’ya doğru yol alıyorduk. Konyaaltı’ndan geçerken “Konyaaltı Belediyesi Halk Plajı” levhasını ve kumsaldaki modern tesisleri, bikinili kadınları görünce direksiyondaki dostuma, “Burada belediye hangi partinin?” diye sordum.
Cevabı, “AKP” oldu. Epeydir tanıdığım bir Antalyalı olduğu için “doğru” kabul ettim. Bu sütunda Konyaaltı Belediyesi’nin AKP’de olduğunu yazdım. Oysa CHP’ninmiş. Antalya’daki CHP’lilerden, hatta Ankara CHP Merkezi’nden düzeltme mesajları yağdı.
Haklılar. Durumu düzeltiyorum.