RP'nin öyküsünü yansıtan bir
TV belgeseli hazırlamıştım.
Belgesel,
Erbakan'ın çocukluk yıllarını anlatmasıyla başlamaktaydı:
"Babam ağır ceza hakimiydi.Büyük bahçeli bir evde otururduk. Orası benim devletimdi.
Mahallenin çocukları bizim bahçeye gelirlerdi.
Kendi adıma küçük kağıt kırpıntılarına rakamlar yazarak, para bile bastırmıştım.
Oyunlarımızda bu paralar geçerdi."
Devlet geleneğimizde kendi adına para bastırmak egemenliğin simgesidir.
Bu anı,
Necmettin Erbakan'ın daha çocukluk yıllarında yüreğine düşen
"devleti yönetmek" ateşinin işaretidir.
Bu ateşin sonraları alev alev yangına dönüşmesi, bazen hem kendini hem çevresini yaktı.
Sonun başı
Dün
DGM'nin
Necmettin Erbakan'a verdiği
"1 yıl hapis kararı" çocukluk çağlarından başlayan bu alevli tutkunun bir bakıma sonudur.
Yargıtay'ın da cezayı onaylaması halinde,
"son" kesinleşebilir.
Daha önce sadece
Ziya Gökalp'den okuduğu mısralar nedeniyle aynı maddeden mahkum olan
Recep Tayyip'in cezası
Yargıtay'da onanmıştı.
Erbakan'a onay da sürpriz olmaz.
Bu durumda
"Erbakan siyasi partilere üye olamayacak. Seçimlere bağımsız dahi katılamayacak."Ancak
3 yıl sonunda
Erbakan'ın başvurusu üzerine mahkumiyet kararı veren mahkeme, onun pişman olduğuna kanaat getirirse, siyaset yolu yeniden açılabilir.
Ama zor...
Erbakan galiba treni kaçırıyor.
Gerçeği görmek
Suç varsa, suçlu kim olursa olsun ceza da olacaktır.
Ancak...
Günümüzde söylemler nedeniyle hapis ve ömür boyu siyaset yasağı çok ağır bir ceza.
Ancak söylemde
"ırkları, mezhepleri, dinleri birbiri aleyhine kin ve düşmanlığa sevk edecek tahrikler" bulunması hali ise çok farklı.
Buna benzer maddeler
Batı demokrasilerinde de var.
Erbakan'ı
DGM'de yakan da zaten
RP dışındaki bütün partileri
"gavur uşağı" olarak tanımlaması... Ve
Türkiye vatandaşı olan herkesin
Türk olduğunu görmezlikten gelerek
"Müslüman bir Kürt'ün 'ben de Kürdüm, daha doğruyum... Daha çalışkanım'
deme hakkı doğar" gibi tehlikeli sözleridir.
Hem ırk hem de din açısından, söylemi yasa sınırlarını zorlamaktadır.
Aslında...
Prof. Uğur Alacakaptan, Prof. Süheyl Donay ve
Odalar Birliği Başkanı Prof. Eralp Özgen'e göre
"TCK 163. madde kaldırılmasaydı, Erbakan'ın söylemi, o maddenin kapsamına girerdi. Şimdi 163. madde suçları, 312. maddenin içinde yorumlanıyor."Özal'dan bu yana
Erbakan, bu konuşmasında ayrıca
Türk - Kürt ya da başka etnik ayrımların,
İslam potasında eriyebileceği mesajını veriyor.
Turgut Özal'dan da
Güneydoğu sorununa
İslam'ın birleştirici bir unsur olabileceğini dinlemiştim.
Özal, "dinin veya dini hissiyatın, dince mukaddes tanınan şeylerin alet edilmesini" yasaklayan
TCK 163'ü bu amaçla kaldırmıştı.
Hatta aynı paketin içine
dinin siyasette istismarını da kapsayan 1925 tarihli
Vatana İhanet Kanunu'nu da koyarak, yürürlükten kaldırtmıştı.
Sınıf diktasını amaçlayan
TCK 141 ve
142'nin kaldırılması da o paket içindeydi.
Sovyetler Birliği çökerken bu doğaldı.
Ama dünyada siyasi
İslam tırmanışa geçmişken,
163'ün daha demokratik bir şekilde yeniden düzenlenmesi yerine, arkasında boşluk bırakarak tümden kaldırılması yanlış oldu.
Sonuç...
Her olayda perakende görüşlerle bir yere varılmaz.
Türk hukuk sisteminde bütünüyle bir düzenleme yapılmalıdır.
Suçun iyi tanımlanacağı, cezasız kalmayacağı ama çağdaş demokrasi ilkelerinin de yansıtılacağı bir düzenleme...
Yazara E-Posta: gcivaoglu@milliyet.com.tr