Suikast gerçekleri

Tahran’da hareket halindeki bir otomobil patlatıldı, içindekiler otomatik silahlarla tarandı.

Hedef bilim adamı Fahrizade’ydi.

İran nükleer silah üretiminin beyniydi.

Görünürde “Devrim Muhafızları üniversitesinde haftada bir kez fizik dersi veren profesördü.”

Ancak...

Asıl işi İran’ın füze filosundan birine sığabilecek “nükleer savaş başlığı”

inşa etmekti.

“Suikastın arkasında İsrail’in olduğu” en kuvvetli ihtimal olarak gösteriliyor.

Böylece İsrail’in bir kez daha “İran nükleer silah projesine darbe vurduğu” söylenebilir.

New York Times’a göre “suikast İsrail

gizli servisi Mossad’ın doğru zamanlanmış bir operasyonu...”

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu “tek bir patlamayla 8 milyonluk İsrail’i yok edecek silahı üretme çabasındaki bilim adamı Muhsin Fahrizade’yi ‘bir numaralı ulusal düşman’ ilan etmişti.”

Suikast gerçekleri

İKİNCİ KOĞUŞ

Suikast aslında “tek taşla iki kuş vurmak” senaryosunun uygulamasıdır.

İkinci amaç ise ABD’nin yeni başkanı Biden’ın, “Obama’nın İran’la yaptığı nükleer anlaşmaya geri dönüşünü” önlemektir.

Çünkü...

İsrail ve başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin ortak inancı şöyledir:

“İran’ın, Başkan Obama döneminde Amerika’yla yaptığı nükleer silahlanmadan vazgeçme anlaşması göstermeliktir.”

İran nükleer silah projesini yer altında sürdürmektedir.

Ve o anlaşma İran’ın nükleer yakıt üretmesine getirilen kısıtlamanın 2030’dan sonra kalkması için kapıyı aralık bırakmıştır.

O halde ABD’nin yeni Başkanı Biden’ın Trump tarafından feshedilen bu anlaşmaya yeniden hayat vermesi -her ne pahasına

olursa olsun- önlenmelidir.

Yani...

Bu suikast Tahran’ın sert bir cevap vermesini tahrik amaçlıdır.

Böylece Biden’ın Washington-Tahran arasında diplomasi trafiğine yeşil ışık yanmamalıdır.

Nitekim...

ABD’nin eski Dışişleri Bakanlığı nükleer silahların yayılmasını önleme yetkilisi Mark Fitzpatrick Twitter’a “Fahrizade suikastının nedeni, İran’ın savaş potansiyelini (nükleer) engellemek değildi, diplomasiyi engellemekti” mesajını attı.

İsrail’in bu hamlesinin amacına varıp varmaması, İran’ın önümüzdeki kısa bir süre içinde suikasta nasıl bir tepki vereceğine bağlı.

TAHRAN SOĞUKKANLI

İran’ın sinirleri bu yılın başından beri üçüncü kez test ediliyor.

Önce...

İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun elit Kudüs Kuvveti’nin Komutanı General Kasım Süleymani Amerikalılar tarafından insansız hava aracı saldırısıyla öldürülmüştü.

Kasım Süleymani İranlıların gözbebeğiydi.

“Yaşayan şehit” diye anılıyordu.

Sonra...

Temmuz başlarında İran’ın “yer altı nükleer yakıt üretim merkezinden” birkaç yüz metre ötesindeki Natanz Santrifüj Araştırma ve Geliştirme Merkezi patlatıldı.

İran her ikisinde de dişini sıktı.

Göstermelik birkaç sözel tepkiyle yetindi.

Trump’ın yerine gelecek Biden’la “Obama zamanında imzalanan nükleer anlaşmanın yeniden hayata geçirilmesinin” şans kapısını kapatmadı.

Ve şimdi 75 yıl önce ABD’nin dünyadaki ilk nükleer silahını geliştiren ve bu amaçlı Manhattan Projesi’ni yöneten bilim adamı J. Robert Oppenheimer’in İran’la eş değeri olarak tanımlanan -karanlık figür- Fahrizade’ye suikast.

Bu damla bardağı taşırır mı?

İran Kurmay Başkanı General Mohammad Bagheri “şiddetli bir intikam alınacağını” söyledi.

Ama...

İran’ı yöneten ruhani liderliğin, Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın daha itidalli oldukları söylenebilir.

Onlar suikastın sadece bilim adamı Fahrizade’ye değil, İran’la nükleer anlaşma için diplomasiye de düzenlenmiş olduğunu görmekteler sanırım.

Suikast nedeniyle İran kamuoyundan gelen baskıyı göğüsleyip, hafiflettikleri ölçüde “diplomasiye suikast”

akim kalabilir.

2015 İran nükleer anlaşmasının müzakerecisi Robert Marley de “Tahran’ın ağırlık merkezi, Biden’ın Cumhurbaşkanı oluncaya kadar beklemek isteyenlerin elinde olduğunu” söyledi.

Sonuç...

İran’da sert bir karşılık için kamuoyu baskısı yükselişte.

Dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in

emriyle “hesaplanmış, limitleri belirleniş

bir tepki” ya da bir milisin plan dışı saldırısı olsa da herhalde diplomasi seçeneği kundaklanmış olmaz.

DÜNYALARIN YOK EDİCİSİYİM

1945’te ilk kez Hiroşima ve Nagasaki’de patlatılan Amerikan nükleer bombalarının altındaki imza J. Robert Oppenheimer’di.

Suikast gerçekleri

Bilim ve teknoloji dünyasında “ilk nükleer bombanın babası” olarak anılıyordu.

Bu Yahudi kökenli Amerikalı fizikçi Prof. Oppenheimer ile Tahran’daki suikastın kurbanı Fahrizade eşleştiriliyor.

Muhsin Fahrizade için İran’ın Oppenheimer’i deniyor.

O İran’ın yer altı nükleer silah ve füze başlığı çalışmalarının başındaki isim.

İran ve İsrail arasında bir nükleer savaş -Allah korusun- olması halinde bütün Ortadoğu felakete sürüklenir.

Dileriz ki böyle bir insanlık faciasını asla yaşamayız.

Oppenheimer ilk nükleer testten sonra “Şimdi de ben dünyaların yok edicisi oldum” demişti.

Filmi de yapılmıştı.

Filmin adı “Manhattan Projesi”ydi.

Oyuncular John Lithgow, Christopher Collet, Cynthia Nixon...