Tanrı ve güçlü

Bugün "Tanrı tarafından görevlendirildiğimi hissediyorum."Bu ifade "patolojik vaka" alarmını verse de önemlidir.Çünkü...Bush kendi iradesine, özellikle Kuzey Irak politikasına uyum göstermeyenleri -gene Albright'ın yorumuyla- "Tanrı'nın isteklerine karşı koyanlar" olarak görüyordu.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Beyaz Saray ziyareti böyle bir sicilin silinmesi anlamını da taşıyor.1 Mart tezkeresi sürecinde Abdullah Gül başbakandı.ABD'nin Türkiye üzerinden Irak savaşını yürütebileceği yolunda yeşil ışıklar yakılmıştı.ABD, bu amaçla Mersin Limanı'nı büyük gemilerden boşaltma yapılacak şekilde yeniden yapılandırmıştı.Diyarbakır'da ve Güneydoğu'da lojistik yığınak için binalar ve araziler kiralanmıştı.Mersin açıklarında ABD gemileri boşaltma yapmak üzere tezkerenin geçmesi için haftalarca bekletildiler. ABD'nin Clinton dönemindeki eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, "TANRI VE GÜÇLÜ" adlı kitabında Başkan Bush'un şu söylemini yansıtır: V e... 1 Mart tezkeresi TBMM'de takıldı. Beyaz Saray'da büyük hayal kırıklığı ve öfke patlamaları medyaya yansıdı. Bush ateş püskürüyordu.Kendini aldatılmış hissediyordu.Albright'ın kitabından sonra anlıyoruz ki, "1 Mart tezkeresinin geçirilmeyişi, Tanrı'nın isteğine karşı geliş" gibi de yorumlanmış.Bütün bu şimşekler, dönemin başbakanı Abdullah Gül'ün üzerinde çakıyordu.AKP hükümeti ile Beyaz Saray'ın ilişkileri uzun süre buzdolabında kaldı. Yeniden ısınması için köprülerin altından çok sular akması gerekti.Beyaz Saray'da, Bush ve Gül'ün bir araya gelmeleri, Washington ile Ankara arasında "yaranın" kabuğunun da düştüğünü, dokunun kendini yenilediğini gösteriyor olabilir.Bazı görüşlere göre, "Gül'ün zamanlaması yanlış... Beyaz Saray'a , seçim sonrası yeni başkanı ziyarete gitmeliydi."Türkiye-ABD ilişkileri olağan bir süreçte ise bu görüş doğrudur.Oysa...Bush'un daha etkin olacağı sorunlarda Türkiye'yi de çok yakından ilgilendiren aylar var önümüzde...Gül, Erdoğan'ın PKK'ya karşı elde ettiklerini perçinleyecek ve daha geniş açılı bir vizyona oturtacak bir görüşme için çıktı bu geziye.Bu satırların yazarı, "1 Mart tezkeresinin geçmesi gerekiyordu" görüşündedir ama Bush'un "Tanrı'nın isteğiyle başkan seçildiğine inanması, Tanrı'nın kan dökülmesini istediği anlamına gelmez." Tanrı'nın gazabı(!!) BEYAZ MELEK 'BİS' İlk görüş kesmez, bazı filmlere 2. kez giderim.Konserde tekrar için "bis" yapmak gibidir.Mahsun Kırmızıgül'ün "Beyaz Melek"ine de "bis" yaptım.Filmin ilk gösterimi üzerinden 7 hafta geçmiş... Pazar günü salonu gene doluydu.Neden bu ilgi?7 haftada 2 milyonu aşkın seyirciyle müthiş bir gişe...Çoğu yapımda gerdan-göğüs, popo, bacak, göz süzmeler varken Beyaz Melek'te sadece yaşlıların dramı...Bir huzurevinin duvarları arasında feri kaçmış gözler, kırışmış yüzler, beli bükükler...Böyle bir film, önce cesaret ister. Sonra da sımsıcak yürek... İnsanlığa açılmış güçlü kollar...Senaryo, yönetim Mahsun'un... Oyuncular da gerçekten iyi.Önce Mahsun... Kendini oynamış. Yetmiş.Arif Erkin, baba rolünde daha da yücelmişti. Yıldız Kenter, beyaz bir meleğin yeryüzüne inmiş ikizi gibiydi. Erol Günaydın, Gazanfer Özcan, Nejat Uygur "ustalara saygı" söyleminin simgeleriydi.Fadik Sevin Atasoy, Yavuz Bingöl nasıl da doğaldılar.Zeynep Tokuş adını yadırgamıştım. Başka bir önyargım vardı. "U" çiziyorum. Çok iyi oynadı. Meğer o da konservatuvar kökenliymiş. Oyunculuk eğitimi almış.Ivır zıvır gösterilerde yer almamalı. Onun yaşam yolu, eğitimini aldığı sanat olmalı.Mahsun'u yürekten kutluyorum.Filmin sonunda "huzurevlerinin büyük kentlerde olduğu, Anadolu'daki 4 huzurevinin ise kimse aile yaşlılarını oralara bırakmadığı için kapandıkları" yolunda siyah zemin üzerindeki yazı, yumruk gibi vurdu. gunericivaoglu@milliyet.com.tr