Gezegenimiz ısındıkça cepler yanacak

Ateş çemberi her geçen yıl daralıyor. Küresel iklim değişikliğinin etkileriyle er ya da geç yüzleşeceğiz. Önemli olan ne kadar hazırlıklı olduğumuz

Böyle olacağı belliydi. Daha mayıs ayında kavurucu sıcaklarla karşı karşıya kaldık. Birkaç hafta sonra da Sibirya’dan 38 derecelik rekor sıcaklık haberi geldi. Geçen hafta ise bozulmadan kalan Kanada’daki son Arktik buzulunun eriyerek çöktüğünü öğrendik. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayınladığı “İklim Değişikliği ve Tarım” raporu, sıcaklık artışıyla birlikte temel gıda ürünlerinde sıkıntılar yaşanabileceğini haber veriyor. Önümüzdeki 30 yılda kuraklık ve verimsizlik nedeniyle gıda fiyatlarında yüzde 85’e varan artışlar yaşanması olası. Her 1 derecelik artışın buğday veriminde yüzde 6’lık kayba neden olacağı hesaplanmış.

TÜSİAD’ın mart başında yayınladığı raporda da benzer vurgular vardı. Ürün bazında yapılan hesaplamalara göre, 2050 yılına kadar fındıkta yüzde 10, kayısıda yüzde 40, üzümde ise yüzde 20 verim kaybının yaşanacağı öngörülüyor. Yine aynı dönemde buğdayda yüzde 8, mısırda yüzde 9, ayçiçeğinde yüzde 13, pamukta yüzde 5 ve arpada yüzde 2 verim kaybı bekleniyor. Özellikle 2040 sonrası fırtına, dolu gibi aşırı hava olaylarında yaşanacak artışa bağlı olarak verimlerdeki düşüşün daha da sert olacağı hesaplanmış. Tabii bu fiyatlara da yansıyacak. Temel gıda ürünlerini daha da pahalıya satın almaya başlayacağız. Bu da yoksul hanelerin daha da yoksullaşması demek. Çünkü gıda harcamaları, yoksul hanelerin en önemli harcama kalemi. Projeksiyonlar, açlık ve beslenme eksikliği yaşayan çocukların sayısının dünya genelinde iklim değişikliği nedeniyle 25 milyon artacağını gösteriyor.

En yüksek etki Konya’da

Tüm bu hesaplamaların Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC), 2050 yılına kadar ortalama sıcaklık artışının 2.5-3 derece civarında olacağı projeksiyonuna dayandığını unutmamak gerek! Aynı senaryo, yüzyılın sonunda gezgenin bugünkünden 6 derece daha sıcak olacağına işaret ediyor. Bu da buğday ve mısırda yüzde 50’ye varan bir verim kaybı anlamına geliyor. Zaten en yüksek etki de buğday ve mısır tarımının yoğun olarak yapıldığı Konya, Kayseri, Batı Karadeniz, Bursa ve İstanbul bölgelerinde bekleniyor. İzmir, Trabzon ve Güneydoğu bölgelerinin ise iklim değişikliğinden göreceli olarak daha az etkileneceği tahmin ediliyor.

Gıda, su ve ısı stresi

Yüksek olasılıklı senaryo, Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü Batı ve Güney bölgelerindeki yağışlarda belirgin bir düşüşü haber veriyor. Bu da; “su stresi” demek. Henüz farkına varmasak da zaten Türkiye bu stresi yüksek seviyede yaşıyor. Su stresi sıralamasında 189 ülke arasında 32’nciyiz. 10 yıl sonra kişi başı 1500 metreküp olan su varlığımız 1100 metreküpe düşecek. İşte o zaman boşa akıttığımız her damlaya, kuruttuğumuz her göle için için yanacağız. Aynı zamanda fiziksel açıdan da içimiz yanacak! Çünkü hissedilen sıcaklığın 32 derecenin üzerinde olduğu günlerde, bedenimizin “ısı stresi” yaşadığı belirtiliyor. Isı stresi, aşırı sıcak bir ortamda vücudun ısısını sabit tutmak için gösterdiği çaba olarak tanımlanıyor. O çabanın da kalp-damar sistemini yorarak bayılma, sıcak bitkinliği, sıcak döküntüleri ve ısı kramplarına yol açtığı kaydediliyor. Özetle tek çaremiz gezegenimizi kızdırmamak!