Geçmişi açmanın ne yararı var?

Kişilerin hayatında olduğu gibi, devletlerin hayatında da acılı dönemler vardır. Katar’ın ortadan kaldırılması için, Trump’ın parlayan iki yıldızı, Zayed’in ve Selman’ın oğulları (biri Birleşik Arap Emirlikleri’nin diğeri Suudi Arabistan’ın veliahdı olan) iki Muhammed’in yaptıkları komplo gibi. Ancak, kişilerde olduğu gibi, devletlerin belleklerinde bu kötü dönemler sürgit yer etmiyor; kolayca unutuluyor. 2017 Haziran ayında, Trump’ın ajitasyonu sonucu Arap Birliği’nin kararıyla Bahreyn Katar’ı işgal edecek, BAE ve Suudi Arabistan asker gönderecek ve Katar ortadan kalkacaktı. Güya Katar, İran ile ortak işlettiği petrol ve doğal gaz kaynaklarının gelirini paylaştığı için teröre destek vermiş oluyordu. Trump’ın kısa aklıyla bu gelir kesilince İran’da rejim değişecekti.

TBMM’nin gece yarısı kabul ettiği Katar Tezkeresi’ni de hatırlıyor musunuz? AK Parti ve MHP’nin 240 oyuyla “Katar'ın askeri kurumlarının modernizasyonu suretiyle bölgesel ve küresel barışa katkı sağlanması amacıyla” sembolik bir sayıda Türk askerinin Katar’da konuşlandırılması kabul edilmişti. Türk birliği o gece Katar’a ulaşmış ve Bahreyn işgali başlamadan sona ermişti.

Şimdi bu kararın ne kadar basiretle alınmış olduğunu, biz değil, BAE ve Suudi Arabistan yazarları söylüyor. (O zaman Arap dünyasında Katar siyasetini eleştiren sadece Washington Post yazarı rahmetli Cemal Kaşıkçı idi; bu cesaretini canıyla ödedi.)

Ama olan oldu; sadece Katar değil, tüm Arap Birliği kurtuldu. Hafta başında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BAE ziyareti dolayısıyla sadece başkent Abu Dabi’de değil yedi emirlikte yapılan kutlamalar sadece dost ve kardeş bir halkın, öngörü sahibi liderine hoş geldin demek için değil, adeta Arapların kardeş kanı dökmekten kurtuluşunun da kutlanmasıydı.

Türkiye, hiçbir zaman, Katar planları yapılırken de hiçbir Arap ülkesine düşman değildi. Bu satırların yazarı da dâhil, iki veliaht Muhammed hakkında görüş ifade edenlerin çoğu, zaman zaman sert ifadelerle, sadece aklıselimin yoluna işaretle yetindiler.

Arapları bir uçurumun eşiğine iten Trump gitti; ardından gelen Joe Biden, ülkesinin askeri üslerini ve askeri yardımlarını toplayıp, Arap coğrafyasını terk ediyor. Başka bir deyişle, Araplar, kurmaya çalıştığı akıl ve mantıktan uzak Şii Hilali sevdasıyla Yemen’den Lübnan’a bu coğrafyayı bir mezhep savaşının içine atmak üzere olan İran’la karşı karşıya bırakılmış bulunuyor. Bu kaostan, ABD’nin planladığı gibi Müslüman’a Müslüman kanı döktürerek çıkılamaz. Bu kaos, siyasal birlik, ekonomik istikrar ve samimi diyalogla aşılabilir.

Türkiye, bölgenin birlik ve istikrarının (İsrail dâhil) tüm bölge halkının diyaloğuyla sağlanacağı inancıyla çok taraflı çabalarını sürdürüyor. Bu çabaların, bölge barışına, kanayan Filistin yarasının tedavisine ve İsrail’in 73 yıldan beri aradığı güvenliğe kavuşmasına ve mezhep savaşı denen ilkelliğin tamamen ve ebediyen yok olmasına imkân sağladığı görülünce, uluslararası desteğe de kavuşacağı şüphesizdir.