Haksız şart

Çok değil, 1983-93 arasındaki Özallı 10 yılı da dahil ederseniz, Türkiye’nin uluslararası şirketlere kafa tutmaya başladığı dönem 25-30 yılı ancak bulur. Tabii, “kafa tutmak” deyiminden, kişiler düzeyindeki tartışma ve çekişmeyi anlamamak gerekir. Zira Uluslararası düzeyde “niza” ülkeler arasında bile artık, hukuk ve görüşmeler yoluyla açılıyor ve hallediliyor.

Ama bu gerçeğin farkına varamamış uluslararası firmalar yok değil. Bunların sayısı dijital çağın başlamasıyla daha da artmaya başladı. Çoğu, eski kuşak işadamlarının deneyiminden mahrum, genç ve tecrübesiz, ama kazandıkları milyar dolarların verdiği ölçüsüz özgüvenle hareket eden dijital patronlar, sanıyorlar ki ülkelere, hükumetlere kafa tutabilirler. “Alırsan al, almazsan canın cehenneme!” diyebilirler. Çünkü bilişim teknolojisi (BT), sınır-gümrük-liman-polis dinlemeyen bir imkân ve bilgisayarınızı Internet’e bağlayan herhangi bir ülke vatandaşına, o ülkenin ne hükumeti ne polisi ne de mahkemesi engel olamaz.

Bu satırların yazarı, yarım yüzyılı geçen gazetecilik yaşamının yaklaşık yarısını, BT alanında geçirmiş, haber yazdığı gibi program da yazmıştır; dolayısıyla bu alandaki özgürlüklerin sınırsız olmasından tartışmasız, ama’sız, fakat’sız yanadır. Ne var ki, siyaset gibi, ekonomi gibi, BT’nin de konusu insandır; insanın özgürlüğü, bir başka insanın özgürlüğünün, insanın hakları başka bir insanın haklarının başladığı noktada durur.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İran, Rusya, Çin filan gibi Trump yönetiminin verdiği bir iki kirli işe katkısı dolayısıyla bir takım ilişkilere girdiği çok belli olan Jack Dorsey üzerinde geçen yazıda durduk. O bile, Trump ve taraftarlarını Twitter’dan atmakla açtığı mecranın tehlikesinin farkına vardı. Nitekim Türkiye’de bir çok kullanıcı, Twitter’ın bu keyfiliğine karşı bir önlem olarak  Türk Telekom şirketlerinden, Appyap tarafından hazırlanmış  olan Yaay uygulamasına geçti.

Tam o günlerde, Türkiye’yi ilgilendiren bir başka gelişme de Facebook şirketine ait olan Whatsapp hızlı haberleşme uygulamasının, kullanıcı bilgileri üzerinde şirketin haklarını düzenleyen sözleşmeyi yenilemeye kalkması oldu. 2014 yılında asıl sahipleri tarafından Facebook’a satılmış olan uygulamanın ilk kullanım sözleşmesi zaten Türk hukukuna aykırı hükümler içeriyordu. Firma yeni sözleşme ile kullanıcının kendisiyle ilgili her türlü verilerdeki her türlü mahremiyeti tamamen ortadan kaldırıyordu. Türkiye’deki kullanıcılar, Twitter’dan kaçışın sürdüğü sırada, Whatsapp’ı da aynı süratle terk ederek, Türkcell tarafından geliştirilen anlık mesajlaşma uygulaması olan  BiP ’e geçtiler.

Whatsapp kullanıcı sözleşmesini haktan adaletten uzak bir şekle sokmaya karar vermemiş ve Twitter ABD başkanını bile kovarak, güvensiz bir platform olduğunu kanıtlamamış dahi olsaydı, yerli ve milli Yaay ve BiP’e geçmek gerekirdi. Geç bile kaldık.

Whatsapp’ın Türkiye’ye AB ülkelerinden farklı bir kullanıcı sözleşmesini dayatması sadece ulusal izzetinefsi rencide etmekle kalmıyor; yeni sözleşme 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un hükümlerine de aykırı görünüyor. Hukukçularımızın bu aykırılıkları iki metni karşılıklı irdeleyip, bir dava dilekçesine dökmesi ve hepimizin bu dilekçeyle Facebook firması bu sözleşmeyi mayıs ayında uygulamaya başlaması halinde mahkeme başvurması gerekir.

Whatsapp’ın yeni sözleşmeyi kullanıcıların onayına sunması basit bir kişisel tercih meselesi değildir. “Ya bu şartları kabul edersin ya da sana hizmet vermem” şeklinde bir sözleşme şartına Türk hukuku, “Haksız Şart” adını veriyor ve bu Borçlar Yasası ile yasaklanmış bulunuyor.

Whatsapp ve Facebook’un varlığı veya yokluğu, bir ülke için iletişim özgürlüğünün varlığı veya yokluğu anlamına gelmez. Bizim özgürlüğümüzün teminatı,  Mark Zuckerberg ’in ticari faaliyeti değil, yasalarımızın uygulanabilmesidir.