Türkiye ABD’nin meydan okumalarına daha ne kadar katlanabilir?

AB, aslında Avrupalı emekli diplomatlara yeni iş kapısı temin ettiği için asla batmaz! Bütün Avrupa ülkelerinin Türkiye’de büyükelçileri var; bir de Brüksel’in kendi temsilcisi var, neye yarıyorsa! Bu büyükelçilerden biri olan Fransız Marc Pierini, şimdi Carnegie kurumunun Avrupa biriminde öğretim üyeliği yapıyor ve kaleme aldığı seviyesiz yazıda, “Türkiye NATO’ya ve AB’ye daha ne kadar meydan okuyabilir?” diye soruyordu. Cevabı belliydi: “Artık yeter! Erdoğan faktörü Türkiye’yi hızla Batı’dan uzaklaştırıyor. AB ve NATO artık Türkiye’ye kuvvet diliyle hitap etmelidir.”

Bir başka Avrupalı, sözüm ona bilim insanı Aurel Sari, bir güvenlik dergisindeki yazısında soruyor: “NATO Türkiye’yi hukuken kovabilir mi?” Onun da cevabı belli: Elbette kovabilir. Yazıyı bitirince anlıyorsunuz ki NATO’nun askeri ittifaktan daha fazlası olduğunu belirten yazar Türkiye’ye -üyeliği askıya alınarak kendisine çekidüzen vermesi için- bir fırsat tanınması aşamasının çoktan geçildiğini belirtiyor; lafı Suriye harekâtları, Libya ile anlaşma imzalaması, Kıbrıs civarında petrol ve gaz aramaları gibi “NATO’nun ruhuna aykırı” eylemleri sebebiyle bırakın üyelikten atılması, nerede ise savaş ilan edilmesi gerektiğini tavsiye etmeye getiriyor.

Böyle daha bir çok bilimsel veya polemik yazısı var. Ama bu yazılarda sorulmayan bir soru var:

Türkiye bu baskılara daha fazla katlanmaz ve NATO’ya kendiliğinden veda eder ve NATO’yu, özellikle ABD’yi Rusya’ya karşı denge siyasetinden mahrum bırakırsa, Batı dünyası buna tahammül edebilir mi?

Türkiye sayesinde NATO, 1950’den beri önce Sovyetler Birliği ve onun Doğu Avrupa’daki müttefikleri, 1992’den beri de Rusya ve onun müttefikleriyle savaşın eşiğine hiç gelmedi. Osmanlı’nın 400 yıl Rusya ilişkileri 12 büyük savaş ve 20’ye yakın küçük çatışmayla bezenmiş bir çatışma tarihi olmuştur. Genç cumhuriyet, Batı yanlısı tutumunu daima Sovyetlere karşı tavır almadan, tersine (o zaman sırf Rusya ile ilişkileri tanımlamak için sözlükten bulunup çıkartılmış kelimeyle), “müzahir” (arkalayan, yardımcı olan) bir siyaset izlemiştir. Prof. Fahir Armaoğlu’nun eşsiz yaklaşımıyla söylersek, bu “muzaheret”, ABD’yi Rusya ile savaştan defalarca kurtarmıştır. Türkiye, “Büyük Rusya” ile dostane ilişkileri sayesinde iki tarafı aklıselimde buluşmaya zorlamış ve bundan kârlı çıkan barış olmuştur.

Şimdi AB’nin monşerleri ile ABD’nin şahinleri bu denge ihtiyacını unutup, ahkâm kesiyorlar. Marc Pierini bilmelidir ki Türkiye-Libya anlaşması Fransa’nın yaptığı gibi Libya’nın petrollerine çökmek için değil, tersine, onu korumak içindir. Senatör Bob Menendez Türkiye’nin hesap vermesini sağlamadan önce çocuk yaşındaki hayat kadınlarıyla ilişkisinin hesabını vermelidir.

ABD’nin hasımlarına uygulanan yaptırımların Türkiye’ye uygulanmasının Türkiye’ye verdiği zararı hesaba katan yok ama kendi yağıyla kavrulmayı bildiği gibi, Türkiye, F-35’lerden sonra “NATO da sizin olsun!” demeyi de çok iyi bilir.