Uluslararası vals

Uluslararası vals bize yabancı değil. Ne zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya lideri Putin ile baş başa görüşecek olsa, Rus güvenlik ve diplomasi çarkı döner ve Suriye’nin kuzeyinde, Esad aleyhtarı güçlere saldırır. Suriye’nin çeşitli yerlerinden gelen ve İdlib vilayetinde konuşlandırılmış olan rejim aleyhtarı muhalefeti Türkiye’nin desteklediği bilindiği için, bu gruplara karşı yapılan (ama gerçekte masum sivillerin katledildiği) saldırılar bir anda Erdoğan-Putin zirvesinin ana gündem maddesi olur. Oysa Türkiye, sadece, Rusya’nın terörist dediği, aslında sadece rejim aleyhtarı olan muhalefete yapılan saldırıları değil, bu muhaliflerin de katılacağı adil ve serbest seçimlerden tutun, ABD’nin Suriye’yi bölme planından, ABD’nin desteğinde, PKK’nın güdümünde ülkeyi bölmeye çalışan YPG ve PYD gruplarına Rusya’nın verdiği desteğe kadar tüm Suriye meselesini görüşmek istiyor. Ama bu valsin kuralı şu: İdlib’e iki bomba salla, Türkiye “Suriyeli teröristler” konusunu açmak zorunda kalsın.

Bu arada vals müziği olarak da fazla adı bilinmeyen bir gazeteye “Türkiye’yi artık ABD de istemiyor. Türkiye’yi savunan tek Ukrayna kaldı” gibi abuk sabuk bir mesaj ve bolca hakaret içeren bir makale yazdırtmak da bilinen yöntem oldu.

ABD’ye gelince, Suriye’deki PKK grupları üzerinden Türkiye’ye “ayar vermeyi” kendi valsinin parçası olarak, oynuyor da oynuyor. Bu arada ABD, Türkiye ile Rusya arasındaki Suriye ve S-400’lerin ikinci partisi gibi gelişmeler olması ihtimaline karşı, yeni bir figür denemeyi de hiç ihmal etmez. Göreve geldiğinden beri, etrafındaki NeoCon çemberinin sadece bir kere görüşmesine izin verdiği Erdoğan, ta New York’a kadar gelmiş olduğu halde Washington’a dönen Biden’ın, Soçi’den bir gün önce görüşme planları açıklamaları, ABD valsinin yeni ayak oyunları. Türkler ve bilhassa Rus bürokrasisi etkilensin diye davete bir de “baş başa” kelimesini eklemek de bir müzik oyunu.

Biden’ın adamlarının kendi aralarında “30 Ekim’e daha çok zaman var...” dediklerine bahse girerseniz, kaybetmezsiniz.

Tabii şimdi soru şu: Bu işin sonu ne olacak?

MHP lideri Bahçeli’nin önceki gün ifade ettiği, “Türkiye seçeneksiz değildir” sözünü Washington ve Moskova İngilizce ve Rusçaya çevirip, duvara asmalıdır. Moskova bilmelidir ki Suriye’yi parçalamaya ABD’nin de kendisinin de gücü yetmeyecektir. Baas rejimi diye bir şey kalmadı Suriye’de. Sadece, yeğenleri, kuzenleri ile bir Beşar Esat diktası vardır ve o da süratle kan kaybetmektedir.

ABD de, İsrail’in güvenliğini Suriye ve Irak’ı üçe bölerek ortasında kendisine müttefik olacak bir PKK devleti kurmakla sağlayamaz. Biden değilse bile Demokratik Parti, temel ilkelerine dönmeli ve bölgede kalıcı bir barışın ancak Obama’nın ifadesiyle “1967 hattına geri dönmek” yani Filistin topraklarındaki İsrail işgaline son vermek olduğunu idrak etmelidir. Vakit çok geç olursa, “1967” değil “1947” hatları telaffuz edilmeye başlanacaktır.

Bu dengeler ve hatlar arasında Türkiye’ye gelirsek: Türkiye seçeneksiz değildir.