Lig aslında ne zaman bitti biliyor musunuz? Fenerbahçe Trabzonspor’u yendi, Galatasaray Konya’ya yenildi ya... İşte o zaman bitti.
Galatasaray Kulübü hakem hocalarının yüzde 90’ının ofsayt dediği pozisyon üzerinden müthiş bir algı yürüttü. Türkiye Futbol Federasyonu ile “fake war” başlattı. Yani sahte savaş.
Bu tabii benim görüşüm. Çünkü o karşılıklı atışmanın hiçbir şekilde ciddi olduğunu düşünmüyorum.
Bakın şu anda Galatasaray Kulübü’nün sesi çıkıyor mu? Çıkmaz çünkü mutlu ve huzurlular. Yeni sezona da “TFF’ye güveniyoruz” diyerek başlarlar. İşte Trabzonspor ve Konya maçından sonra Fenerbahçe’nin puan kayıpları ardı ardına geldi.
Galatasaray’ın oynadığı maçlarda sırasıyla sayıyorum; Eren Elmalı, Sane, Osimhen, Torreira ve Singo gibi kilit oyuncuların kırmızı kartları göz göre göre verilmedi. Hele Beşiktaş maçında Osimhen’in ikinci sarı kartı, Sane’nin erken kırmızı kartı yine göz göre göre
Futbolda kaleciler için söylenen çok önemli bir söz vardır. “Herkesin hata yapabileceği zamanlarda arkada güvenilir birisi olmalı.”
Tam da Uğurcan için söylenen bir söz. Ama tabii Galatasaray’ın bu galibiyetini sadece Uğurcan’a bağlamamak lazım. Özellikle 2. yarı Galatasaray ruhunu ortaya koydu. O ruhla ve o mücadelesi ile maçı da kazanmayı bildi. Bana göre şampiyonluk yolunda yüzde 80’lik yolu kat etti.
İlk yarı tamamen Galatasaray’ın kontrolü altındaydı. Tamam belki fazla gol pozisyonu bulamadı ama bir büyük takım gibi oynadı. Doğru paslar, ön alan baskısı, Osimhen’in çapraz ve derin koşuları ve sürekli kendine pozisyon araması, Lemina ve Torreira’nın orta alanı tamamen eline geçirmesi Beşiktaş’ı bu yarıda çaresiz bıraktı. Tabii bu yarıda Jakobs’u unutmamak gerekir. Öyle kademelere girdi ki Beşiktaş’ın doğru pas opsiyonlarını gol pozisyonları doğmadan önledi. Barış Alper’in sağ kanattan yaptığı koşular yine rakibi yıpratırken Beşiktaş bu etkisizliğinin acısını 90 dakika sonunda
Zor bir derbi olacak. Özellikle Galatasaray için. Beşiktaş kadrosunu güçlendirdi artık prestij için oynuyor. Sahaya rahat çıkacak. Galatasaray hem deplasmanda hem de iki gün sonra Liverpool maçı var. Üstelik bu sene derbi kazanamadılar. Ve yine üstelik bu maçtan üç puan çıkarması halinde ligde en büyük engeli aşacak. Ama kolay olmayacak. Sınırlarını zorlamalı. Daha oturmuş kadroya ve daha yetenekli oyunculara sahip olsa da oyun sistemi kolaylıkla bozulabiliyor. Barış ve Sane dışında alternatif yok. Sane de son haftalarda düşüşte. İşin büyük bölümü Barış’a kalacak. Beşiktaş ilk planda Osimhen’i durdurmak isteyecek. Bunu yaparsa maçı kazanabilir. Bir de şu var... Galatasaray kaybederse lig çok enteresan hale gelir. Ama tabii Fenerbahçe yine hata yapmazsa... Bir de o tarafı var. Hakem Ozan Ergün piyangodan çıkmış gibi bu maça atandı. Ağırlığı kaldırabilir mi, bilmiyorum. Pek güven vermiyor. Maç sonunda umarım olmaz ama yine hakem konuşulacaktır. Özetle bir yanda tecrübeli
Bir Skriniar yok, hem Avrupa’yı kaybettin hem de iki maçta ligde büyük yara aldın. Eğer koca bir takım, bir tane stoper yüzünden bu hale düşüyorsa o zaman yönetimin de oturup düşünmesi gerekiyor.
Aynı Kasımpaşa maçı gibi ilk yarıyı heba eden bir Fenerbahçe vardı. Üçlü savunma ile çıkan Fenerbahçe, özellikle kanatları doğru dürüst hiç kullanamadı. Bu yarıda sadece Kerem’in çabası ile gol aramaya çalıştı. O da ilk yarıda iki net pozisyondan yararlanamadı.
Asensio ilk yarıda sahada hiç yoktu. Bir kere bile sorumluluk almadı. Asensio’nun belki de geldiğinden bu yana en kötü 45 dakikası diyebiliriz. Tabii onun gibi bir kalite oyuncu olunca, beklentiler de farklı oluyor. O çok kötü olunca da Fenerbahçe yaratıcılıkta büyük sıkıntılar çekti.
Orta alanda İsmail çırpınırken, Kante yine zayıf kaldı. Belli ki henüz buraya alışamadı. Bildiğimiz Kante’den çok uzak. Guendouzi de savunmanın göbeğinde oynayınca, İsmail ilk 45’te yalnızları oynadı. O da nereye
Fenerbahçe, Kasımpaşa ile iki maç oynadı, ikisinde de 10 kişilik rakibi yenemedi, dört puan verdi. Bunu oturup düşünmeleri lazım.
Eğer iyi giden kadroyu gereksiz yere bozarsan, takımla oynarsan, macera ararsan bu kayıp puanların suçlusu tabii ki Tedesco olur. Yeri geldiğinde hakkını veriyoruz ama bu sefer hoca resmen iki puanı hediye etti.
Tedesco yine sahaya anlayamadığım bir rotasyon ile çıktı. Trabzon maçındaki kadroyu hoca niye kafasına taktı anlamak mümkün değil. İki maçtır bu kadroyu bozarak oynuyor.
Belli ki perşembe gününü düşünüyor. Ama ben bu maçın o maçtan çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Üstelik Galatasaray sürpriz bir şekilde kaybetmişken Kasımpaşa maçı her şeyin üstünde bir maç olmuştu.
Tedesco sanki bu maç çok umurunda değilmiş gibi davrandı.
Üstelik savunma da üst üste gelen sıkıntılar var. Skriniar zaten yok. Arkadan Çağlar gitti, arkadan da Jayden.
Ve tabii forvet de yok. Talisca durarak oynadı. Hiç hareketli değildi. Ve çok top kaybetti. Haliyle
Kimin söylediğini bilmiyorum... “Kötü futbol Picasso’nun tablosuna patates püresi fırlatmak gibidir.”
İşte Fenerbahçe dün tam anlamıyla öyleydi.
Öyle bir ilk yarı izledik ki Allah hiç kimsenin başına vermesin.
Ben son yıllarda bu kadar kötü bir Fenerbahçe izlemedim. Tamam İngilizler her hattı ile çok iyi oynadılar. Ama karşılarında en ufak bir direnç yoktu. Ne oyun disiplini, ne top tutma, ne oyun kurma, ne mücadele, ne topla çıkma, ne pozisyon, ne organizasyon... Sıfıra sıfır... Onlarca pas hatasını saymıyorum bile.
Yani kelimenin tam anlamıyla meydanı bomboş bıraktılar. Nottingham at koşturdu. Her topu aldılar, her mücadeleyi kazandılar. Pozisyona girdiler ve iki gol attılar. Daha fazla da atabilirlerdi.
Fenerbahçe’nin kadrosuna bakıyorsun yıldız dolu. Ama o yıldızlar bile oyun içinde bir an olsun sorumluluk almadılar. Ne Assensio ne Kante ne Talisca. Biraz Guendouzi o kadar. O da nereye koşacağına şaşırdı.
Tamam Tedesco’nun hakkını her hafta veriyoruz. Ama normal lig düzeninden çıkıp yeni yetme Cherif ile maça çıkmasını
Futbol caz gibidir. Muhteşem başlarsın sonra akışına bırakırsın öyle gider. Fenerbahçe de öyle yaptı. Üç puanın hakkını verdiler. Müthiş mücadele ettiler. Ve usta ayakları ile maçı kazanmasını bildiler.
Öyle bir ilk yarı izledik ki siz Premier, ben Şampiyonlar Ligi diyeyim. Hani başımız döndü desek yeridir.
Birbirinden şık goller, korkunç mücadele, bitmeyen efor. Hepsi vardı.
Fenerbahçe ilk dakikalarda baskıyı kurmuşken bir uzun topla kendine yakışmayacak bir Muçi golü yedi. Bu gol Trabzonspor’un bütün özgüvenini geri getirdi. Ama Fenerbahçe ağırlığını yine koydu oyuna. Önce Talisca sonra Asensio’nun nefis asisti ile Kerem bir anda Fenerbahçe’yi öne geçirdi.
Ancak ev sahibi takımda öyle bir adam var ki durdurmak mümkün değil. Aslında takımının oyununu da basitleştiriyor. Topu at Onuachu’ya gerisini merak etme. Bana göre Türkiye Ligi’nin geçmesi en zor iki stoperi olan Skriniar ile Jayden’i belki yerden değil ama havadan tam anlamıyla ezdi. Önce iki tane vurdu.
Tedesco dünkü karşılaşmada ne kadar önemli bir hoca olduğunu hepimize bir kez daha gösterdi.
İlk yarı sahaya çıkan kadro belki özüne baktığınız zaman kötü bir kadro değildi. Ancak birbirleri ile oynamaya çok alışkın olmayan bir kadroydu. Ama kötü günlerindeydiler. Rakip de 2. ligin en önemli takımlarından birisi. Müthiş top yapıyorlar. Ve bu yönlerine bayıldım. Zaten ligdeki durumları da ne kadar iyi olduklarını gösteriyor. Üstüne üstlük garip bir golle de olsa öne geçtiler.
Normalde bizim Türk hocalar olsa; bunu üzülerek yazıyorum ama doğru olduğunu düşünüyorum. İkinci yarının hemen başında takımdaki genç oyuncuları oyundan alırdı. Ama Tedesco öyle yapmadı. Onları sabit tuttu. Eğer çıkarsaydı ihalenin onlarda kalacağını biliyordu. Çocukların psikolojik olarak sıkıntı yaşayacaklarını düşündü. Onun yerine orta alanda İsmail, Musaba, Oğuz ve Alvarez’i çıkardı. Yerlerine de tabiri caizse birbirleri ile oynama alışkanlığı üst düzeyde olan abileri oyuna aldı.
Bu değişiklik