Hürrem Sultan’ın ölümü

“Muhteşem Yüzyıl” dizisi nedeniyle Hürrem Sultan’ın nasıl öldüğü tartışılıyor. Yorgun ve ızdıraplı hayatı fazla taşıyamadı. Bilinen o ki 50’li yaşlarda kalp hastası olarak bu dünyadan ayrıldı

Hürrem Sultan “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde bu hafta öldü. Münakaşa yine alevlendi. Acep bu nasıl öldü diye. Osmanlı hanedanında kadının eskiden adı vardı, sonra tamamen yok oldu.
II. Bayezid çocuklarını muasır hükümdarların çocuklarıyla evlendirmeye gayret eden son hükümdardır. Osmanlı sarayında mavi kan ananesi ondan sonra kesilir. Belki de İslam dünyasında hızlı ve aşırı büyüme gösteren ve
ilk defadır ki Batılı devletlerle şedid bir mücadeleye girişen Osmanlı’nın bu tip evlilikleri yapmamasında kendince haklı sebepler vardır.
Bir Türk hanedanın yönettiği devlet ve orduda Türk beylerinin olduğu, tebaada sadece İran bölgesinin Oğuz Türklerinin değil, Anadolu’dan oraya geçen Türkmenlerin de yaşadığı İran Şahlığı, Osmanlı’nın
baş düşmanlarından biriydi. Avrupa saraylarındaki Türk aleyhtarı entrikanın ve diplomatik girişimin arkasında İran’a rastlamak bir sürpriz sayılmamalıydı. Nihayet 1699 Karlofça Antlaşması’nda karşımızda bütün Hıristiyan dünya ile birlikte İran devletinin de bulunduğunu unutmamalı. Siyaset din tanımaz. Bizim tarafımızda da İsveç vardı.

Zekasıyla öne çıktı
Türk hakanları Kanuni Sultan Süleyman’dan beri açık şekilde cariyelerle evlenirler. Bilinçli olarak bu durumu değiştirmek isteyen
II. Osman çıktı. Şeyhülislam Esad Efendi’nin kızıyla evlendiği zaman bu seçimi doğrusu kimse ciddiye almadı, kayınpederi dahil. Bazı ahvalde Venedik aristokratlarından
Bafo ailesi kızının Haseki Valide Sultan olması gerçeği vardır. Ancak gelenin menşei ile ilgili kayıtlar o kadar kayıtsızdır ki (!) ünlü Bafo Nurbanu mu, yani II. Selim’in eşi, yoksa Safiye Sultan mı, yani III. Mehmed’in eşi...
Hürrem Sultan yani Batılı kayıtlara göre Roksalana bugünkü Galiçya bölgesinden esir alınan bir papazın kızı. Ortodoks da olabilir. Evliliğin papaz olanlar için mubah olduğu Uniat Kilisesi’nden Grek- Katolik mezhebindedi. Genç yaşta Kırım hanının saraya yolladığı bu hediye zekasıyla tebarüz etti. Tabii ki bütün harem kızları gibi İslam dinini çok iyi benimsedi ve ortalama aydınımızın galat bilgisinin aksine çok iyi de okuma yazma öğrendi. Hürrem zeki bir kızdı. Kanuni’nin gözdesi olduğu zaman yazdıkları ve terennüm ettiği şiirlerle milletin alay konusu olmak bir yana büyük şairler asrında kendinden bahsettirecek nitelikteydi.
Hürrem Sultan bizim ekranda gençliğini gördüğümüz Türk-Alman güzeli Meryem’e benzemiyor. Venediklilerin yaptığı portreye bakarsak Baltık-Galiçya bölgesinde çokça rastlanan ince yüzlü güzel tipine giriyor. Burunlar kendine göre hafif kemerlidir. Venediklilerin portresini küçümsemeyin. Bugün hâlâ Amerika’da çokça rastladığımız mahkeme ressamları gibidirler. Bir kere gördükleri yüzü kısa bir bakıştan sonra derhal
güzel bir şekilde resmedebilirler. Hürrem gerçi valide sultan olamadan öldü. Şehzade Mustafa’nın acı kaderini kendi oğlu Şehzade Beyazıd ve torunları da yaşadı. Öbür iki oğlu Şehzade Mehmed ve Şehzade Cihangir hastalıkla gittiler. Yorgun ve ızdıraplı hayatı fazla taşıyamadı. Bilinen o ki 50’li yaşlarda kalp hastası olarak bu dünyadan ayrıldı. Bununla birlikte cariyelere nikah kıymak âdet olmadığı halde Sultan Süleyman bu çok sevdiği gözdesine nikah kıydı ve valide olmadan sultan unvanını ona yakıştırdı.

Tarihimizde fesad eksik olmaz
Hürrem Sultan’ın devletin entrikalarında bizim abarttığımız kadar yüksek rolü olduğu tartışmalıdır. Bir monogam olan, tek eş seçen Süleyman Han karısını dinlerdi ama öz oğlunu öldürtecek kadar değil. Sebepler ayrıdır. Türkiye tarihinde fesad eksik olmaz ve fesad her zaman kendine bir baş arar. Bu kural bazen Şehzade Mustafa gibi cevherlerin hayatına da mal olur.
Hürrem’in bütün kudretli padişah eşleri
ve anaları gibi hayır eserleri de vardır. Sultanahmet’teki hamam, bugün bile kullandığımız Haseki Hürrem Hastanesi, Kudüs’teki vakıfları bunlar arasında sayılır.
Pek dikkatinizi çekmeyen ama doğuşuna sebep olduğu en önemli eser ise Topkapı Sarayı’nın Harem bölümüdür. Topkapı’da harem yoktu
ve yeni mimari kompleks sarayın simetrisini de bozdu. O vakte kadar Harem Halkı bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu Eski Saray’da otururdu. Süleyman Han, sevgili hasekisi ısrar edince onu kırmadı, Mimar Sinan’a Harem ısmarlandı. Koca Osmanlı saltanatının Mimar Sinan’dan görüp göreceği eser de bu olacaktı. Onun tersim ettiği başka bir padişah sarayı veya ikametgâh yok. Harem geometrik yönden hoş bir yapıdır ama pek görkemli ve rahat bir yer sayılmaz.
Ölümünde sevgili padişahının yanına defnedilen Hürrem Sultan’ı ziyaret etmek bugün Ukrayna devlet ve hükümet reisleri için adeta protokoler bir sorumluluktur. Etrafında dolaşan bol acılı, az hakşinas hükümlere rağmen Hürrem Sultan hem Osmanlı hem de Avrupa tarihinin gözde saray kadınlarındandır. Ve hiçbir Osmanlı harem kadını Catherine de’ Medici yahut Agustus’un Livya’sı kadar meşum rol oynamamıştır.

DİĞER YENİ YAZILAR