İlkesiz duruşlar

Medya üzerine yazdığımız yazılara çok sayıda tepki geliyor.
Olumlu veya olumsuz tepkileri değerlendirdiğimizde görüyoruz ki sektör kendi içinde bulunduğu krizin hâlâ farkında değil...
Yıllardan beri reklam fiyatlarını artırmamış, artıramamış veya artırılmamış...
Reklam ajansları ve medya planlama ajansları yayıncı kuruluşların başında boza pişirmiş adeta...
İndirim üzerine indirim peşine düşmüşler...
Hak edilen ödemelerin vadesi 120 güne çıkartılmış durumda.
Kâğıt ithal ve dolar ya da euro ile alınıyor.
Yıllardır süren bu tavır her geçen gün medya sektörüne ağır darbeler vurmuş...
Peki, medya nasıl ayakta duracak?
Tek geliri reklam ve sponsorlu yayınlar...
Artık bu çark dönmekte zorlanıyor...

***

Geleneksel medyanın güçlü kurumları tarafından üretilen pahalı içeriklere ücretsiz erişim modeli akıllara ziyan bir durum...
Ve bu pahalı içerikleri pazarlayan internet siteleri ise daha başka bir problem...
Yasaların boşluğundan hemen herkes istifade ediyor...
MESAM, MÜYAP gibi meslek kuruluşları tüm sanatçıların, bestekârların, söz yazarlarının haklarını koruyor...
Geleneksel medya kuruluşları beş saniyelik bir müziğin dahi parasını ödüyorlar. Ödemedikleri zaman ise bu kuruluşların yöneticileri açılan maddi veya manevi davalarla adliye koridorlarında adeta süründürülüyor.
Bizzat bu durumu yaşayan biri olarak diyoruz ki gazeteciler, yayıncılar da bir araya gelerek meslek kuruluşlarını kurmalı.
Basın Konseyi, Gazeteciler Cemiyeti bu konuda oldukça hareketsiz bir pozisyonda...

***

Dünyaya ve ülkeye yön verdiğini zanneden geleneksel medya kendi haklarını savunamaz hale getirilmiş.
Siyasete yön vermek, dizayn etmek, bakanlara akıl vermek, politikaları eleştirmekten başını kaldırıp içinde bulunduğu zararı asgariye indirecek hiçbir adımı atmamış...
Yasal hakları için bir araya gelip TBMM’de bir kanun çıkartamamış...
Telif hakları konusunda çekingen davranmış.
Uzmanlar ise, “Yasaların yetersizliği bir yana, gazetecilik etiği de dijital evrenin haberciliğe girmesiyle artan ‘kopyalama’ sorununu çözmeye yetmemektedir. Türkiye’de internet haberciliği ağırlıklı olarak ‘kopyalama’ ya da gazetelerin adlandırmasıyla ‘içerik korsanlığı’na dayanmaktadır. Elbette bunda dijital evrendeki erişim ve kopyalamanın kolaylığı, yayın ve dağıtımın hızı da etkilidir” diyorlar...

***

“Ancak internet haberciliğinin, bu teknik avantajlarıyla geleneksel medyaya karşı üstünlük sağlarken, bir yandan da hâlâ geleneksel medyanın ürettiği içeriğe dayanması tam bir paradoksa işaret eder” vurgusunu yapan uzmanlar şunu belirtiyor:
- İnternet haberciliği, kopyalama ya da korsanlık yerine içerik üretse hem gazetecilik hem de kamuoyunun bilgilenmesi adına daha yararlı ve etkili bir mecra haline gelecektir. Ama bu haliyle geleneksel medyanın farklı teknolojik alandaki uzantısı durumundadır.

***

Yasal bir düzenlemenin olmadığını belirten uzmanlar, etik kılavuzlarda internet gazeteciliğiyle ilgili özel ilkelerin bulunmadığını, 1998’de uygulamaya konulan Türkiye Gazeteciliği Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde internet haberciliğiyle ilgili ilkenin yer almadığını söylüyorlar...
Uluslararası otorite isimler ise özet olarak şunu söylüyorlar:
- Temel metinlerde internet gazeteciliğiyle ilgili ilkelerin olmayışı internet haberciliğinin kuralsız, ilkesiz işlemesine ahlaki gerekçe olamaz...
İşte, demek istiyoruz ki artık emeğe saygı ve hakların korunması lazım.
Ve hiç kimse bu ilkeli duruşumuzu da kişiselleştirmesin...