Mehmet Tez

Mehmet Tez

mehmet.tez@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

50’ler yeni 30’larmış. Böyle deniyor. 60’lar yeni 40’lar, 70’ler yeni 50’ler oluyor bu hesaba göre. Ama insanlar hâlâ 70 yaşında küt diye ölüyor. Doğa anne ya da doğa baba “50’ler yeni 30’lar, o zaman 90’lar da yeni 70’ler olsun” demiyor.

Geçen hafta Mory Kante öldü mesela 70 yaşında. “Yeke Yeke” isimli şarkısı 1988’de popüler olmuştu. Ben 18’mişim. Şimdi olsa herhalde 18’ler yeni 0’lar olacaktı. Bebek olmasam da çocukmuşum o kesin.

Size garip gelecek ama bu yazıyı yazma fikri Mory Kante’nin ölüm haberiyle aklıma girdi. “Yeke Yeke”’yle yeni dünyanın yaş matematiği arasında ne gibi bir ilişki var ben de bilmiyorum. Mory Kante’nin yaşının beni müziğinden daha çok ilgilendirmesi de herhalde bir tür yaşlanma belirtisi olmalı.

Bir aydır 50 yaşındayım. Ve 50’ler yeni 30’lar falan değil. 50’ler düz 50’ler arkadaşlar. Aklınızda olsun. Size yalan söylüyorlar.
Takip ettiğim köşe yazarlarından Simon Kuper, sene başında 50 yaşına girdi ve bununla ilgili bir yazı yazdı Financial Times’ın hafta sonu ekindeki köşesinde. Gerçekçi bir yazıydı. Dürüst bir yazıydı. 50 yaşındaki bir başka arkadaşı lise toplantısına gitmiş, gördüğü hiçbir arkadaşını tanıyamıyormuş. “Vah vah, ne kadar da yaşlanmışlar” diye düşünüp üzülüyormuş. Ama işin ilginci onu da tanıyan da pek çıkmamış. İnsan her sabah aynada aynı yüzü gördüğünü sanıyor.

Pek çok arkadaşımın beyaz saçlı, kel, göbekli versiyonlarını görmeye alıştım. Sevdiğim büyüklerimin yaşlanmasına, ölüp gitmesine de. Devamlı görüştüklerinizin değişimi fark edilmiyor. Gözden ırak olanlarla karşılaşmalardaysa bayağı şok yaşanıyor.

Hayat fiziksel anlamda daha farklı bir boyut kazandı. Kuper’in de anlattığı gibi, artık her şeyi yapacak fiziksel güce sahip hissetmiyor insan kendini. Artık akşamdan kalmak demek, yarı yarıya ölmek demek. “Ertesi gün komple iptal. Sonraki gün öğlene doğru normal yaşama dönüş” şeklinde gelişiyor olaylar.

Gece uykusuz kalmanın faturası ağır hissediliyor. Abur cuburla beslenmek (ki yaşam tarzımın bir parçasıydı yıllarca) zorluyor. Günlük planlarımın arasına artık doğru dürüst yemek yemek, uyumaya dinlenmeye zaman ayırmak gibi yepyeni konseptler girmiş durumda.
Her şey bir yana, her türlü “50’ler artık yeni bilmem kaçlar” zırvalarının aksine, artık her şey için sonsuz zamanınızın olmadığını kavrıyorsunuz. Zaman yönetimi diye bir şey hayatınıza giriyor ister istemez. En sevmediğim şey “plan yapmak”. “Evet, plan ne”yi duyduğum an ortamdan uzaklaşan biriyim. Hayat boyu plansız programsız yaşadım. Bundan da çok memnunum. Ama şimdi planlar kendini dayatıyor. Sınırlı bir zamanda sınırlı şeyleri yapacak vaktim olduğunu ben ancak 50 yaşında anladım. Her şeyi olmasa da bazı şeyleri planlamak iyi oluyormuş meğerse.

“Yaşlanmak değil yaş almak” falan bu tip şeyleri duyunca cidden sinir oluyorum. Yaşlanmak yaşlanmak demek. Başka türlü bir şey beklemeyin. Sevgili dostum Mete Avunduk’un bir sohbette belirttiği gibi, “Bir sabah kalkıyorsun, lan benim neden belim ağrıyor!” diyorsun. Budur.

Birçok araştırmaya göre yaşamdan en az tatmin alınan dönem 50 yaşa denk geliyormuş. Sanırım insanın artık eskisi gibi olmadığını en fazla fark ettiği yaş 50. Sonra alışınca işler düzeliyor herhalde (umarım.)

Aslında bu yaş konularına kafayı takan biri değilim hiç. Robinson Cruseo gibi kendi adamda yaşıyorum. Yaşımı falan bilmem. Ama aynen Robinson’un adaya gelen yabancılara izahat verirken yorulması gibi (Michel Tournier’nin “Cuma ya da Pasifik Arafı” adlı kitabını tavsiye ederim bu noktada) ben de bazen yoruluyorum.

50’nin en iyi yanı, henüz ölmek için çok erken. Sınırsız zaman yok ama hâlâ bayağı zaman var. İnsan bu zamanı sevdiği şeylere ayırmak istiyor. Telefonla oynamayı, sosyal medyayı, çöp eğlence endüstrisini boş ver. Daha fazla kitap oku. İyi müzik dinle (bu kısım benim için kolay) iyi film izle. Sevdiğin insanlara daha fazla vakit ayır. Sevdiğin şeyleri yapmak için yollar bul.

Simon Kuper’in yazısında bazı bilgiler vardı. İnsanın 50’sinde aslında hayatının zirvesinde olduğunu anlatmak için “Britanya Parlamentosu’nda yaş ortalaması 50, en büyük 500 şirketin CEO’larının yaş ortalaması 53 gibi bilgiler veriyordu. Bunlardan bana ne diye düşündüm okurken. Keith Richards 76 yaşında ve hâlâ yaşıyor. Benim idolüm odur. 53 yaşındaki CEO sıkıntıdan patlıyordur.

Velhasıl, bayram değil seyran değil ama hepinize sağlıklı günler dilerim. Yaşınız kaç olursa olsun sevdiğiniz şeylere ve sevdiklerinize zaman ayırın. Biliyorum, söylemesi kolay, yapması zor.