Mehmet Tez

Mehmet Tez

mehmet.tez@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Alex Turner’ı Richard Hawley ile birlikte gördüğümden bu yana Arctic Monkeys hakkındaki görüşlerim yeni bir seviyede. İlk yıllarında YouTube’a koydukları performanslarla ünlenen genç tıfıl alternatif rock grubu olarak bildik biz Arctic Monkeys’i. Bu çok uzun sürmedi. Belki iki albüm. Ergen enerjisiyle Brit parti kültürünü birleştiren, İngilizlerin kendine has rock geleneğini yeniden üreten gruplardan biriydi Monkeys ama Alex Turner kesinlikle sıradan değildi. Hem vokali, hem sözleri, makineli tüfek gibi art arda gelen cümleleri, aynı anda gitar ve davulun yarattığı dinamik havayı yakalıyordu hatta öteye taşıyordu.

Haberin Devamı

Ama işte 10 yıl önce gelen Richard Hawley ortak çalışması “You and I” çok acayipti. Her şeyiyle oturmuş dört dörtlük bir işti. Brit müziğinin en sevdiğimiz karakterlerinden Richard Hawley’nin işin içine girmiş olması ve rol model olması süperdi. Bu durum bana grubun daha potansiyelinin çeyreğini bile kullanmadığını gösteriyordu. Bu dönemin ardından “A.M.” albümü geldi. Bu albüm Arctic Mankeys’i stadyumlara taşıdı ve hâlihazırda bu kadar büyük çapta turneler yapabilecek sayılı gruplar arasına soktu.

Bu bir zirve ve kırılma noktasıydı. Grup çağımızın en büyüklerinden biri olmasına rağmen çağın kuralları gereği her hafta bir şarkı yayınlamıyordu. Devamlı düetler, türler arası denemeler yapmıyordu. Dört yılda bir albüm yapmak ‘70’lerin bir alışkanlığıydı ama işte Monkeys bu alışkanlığı “A.M.”in ardından sürdürdü.

“Tranquillity Base Hotel and Casino”,” A.M.” den beş yıl sonra geldi. Bir konsept albümdü ve grubun sound’unda büyük bir dönüşümü ifade ediyordu. Kariyerine 19-20 yaşında başlayan grup erken olgunlaşmıştı. Bambaşka bir yöne doğru savruldular ve bu noktada tartışmalar başladı. Kimi bu yeni soft, eski usül, bol keyboard’lu daha az gitarlı, slow ritimli şarkıları sevdi, kimi itiraz etti. Arctic Monkeys, Alex Turner’ın bizzat tasarladığı ve Apollo 11 uzay istasyonu taslağından hareketle hazırlanan albüm kapağının da altını çizdiği şekilde uzaya açıldı. Saykodelik sound’lar ve sözler denedi. Adeta The Shining’in barı gibi bir hayali ve tekinsiz ortam yaratarak şarkılarını burada icra etmeyi tercih etti.

Haberin Devamı

Daha derin, daha duygulu 

Ardından, beş yıl sonra dün, yeni albüm geldi. Adı “The Car”. Bir önceki albümün izlerinden gittiği kesin. Arctic Monkeys son iki albüm itibarıyla o tanıdık alt rock grubu değil. Başka bir yerdeler. Hikâyeler çok daha varoluşsal meselelere odaklı. Genel olarak gençlik sorunları, partilemek, gece hayatı, ilişkiler, günlük meseleler yerine huzursuz, arayış içinde bir grup var karşımızda. Varlığını sorgulayan ve bunu ince, narin, derin bir müzikle yapmaya çalışan bir grup. Alex Turner’ın vokalindeki değişimle bile bunu anlamak mümkün. Turner daha derin, duygulu, iniş çıkışlı bir vokale sahip. Bağırmıyor, sesini yükseltmiyor.

Grubu yaz sonunda Reading Festival’da izledim. Sahnedeki sound da çok farklıydı. Keyboard çok ön planda. Minimal bir anlayış yerleşmiş. Karışık bir gitar sound’u yerine davulun bire aşırı sadeleştiği bir yeni sound hâkim. Elbette eksi şarkılarda bu farkı anlamak ve ayırt etmek güç. Yeni şarkıları çalarken fark hemen ortaya çıkıyor. Alex Turner sahnede çok enteresan bir havadaydı. Bambaşka ve dışa kapalı bir dünyada yaşıyor gibiydi. Seyirciyle çok az iletişim kurdu. Çoğu zaman kendi kendine konuştu, daha doğrusu mırıldandı. Bunlar bana göre albümü de dinleyince resmi tamamlayan parçalar.

Haberin Devamı

Monkeys yepyeni bir döneme girmişti. Bu dönemde yoluna devam ediyor. Paldır küldür rock çalan bir alternatif gruptan çok daha derinliği olan başka tür bir seviyeye geldiler. Bunun sonuçlarını turnede göreceğiz. Bakalım yeni şarkılar eskileri kadar ilgi görecek mi?

Gene Richard Hawley’den örnekle bitireyim. Alex Turner’ın kuşkusuz en büyük idolü olan Hawley’yi de önceki sene 2019’da çıkan son albümünün turnesinde izledim. Onun da şarkıları ve müziği zamanla derinleşip koyulaştı, bilgeleşti. Sanırım Alex Turner bilinçli ya da bilinçsiz, üstadının izinden gidiyor. Grubunu (ve bizi de) peşinden sürüklüyor.

Arctic Monkeys’in yeni albümüne dair

Teoman, Çakal düeti pek yakında

Olmaz demeyin oldu. Drill aleminin en popüler isimlerinden Çakal’la Teoman düet yaptı. Şarkıyı geçen hafta bir konser için Londra’ya gelen Teoman bizzat dinletti. Aralık’ta gelecek bu şarkı hayli eleştiri alacak gibi duruyor. Yakın çevresindekiler dahi “Emin misin?” diye uyarmış Teoman’ı. Ama Teoman gördüğüm kadarıyla ve bildiğim kadarıyla herkesin dediğini, yaptığını yapan biri değil. Kafasının dikine gitmeyi seven biri. Ayrıca yeni müzikleri, yeni sanatçıları yakından takip ediyor. Onlara destek olmak ve onlardan öğrenmek istiyor. Çok olumlu özellikler bunlar onun gibi büyük bir isim için.

Bu ikili nasıl buluşmuş derseniz, Teoman Çakal’ın “Gostoso”sunu dinlemiş ve çok beğenmiş. “Eskiden sözlerini bile anlamadan metal dinlerdik ve kafa sallardık, buna benzer bir his yaşadım” diye anlattı. “Gostoso”da gerçekten göz gözü görmüyor kimin ne dediği belli değil. Ama müthiş bir enerjisi olan bir parça. Anlıyorum Teoman’ı. Bakalım bu ikili nasıl bir etki yaratacak kulaklarda. Ben beğendim. Sıra dinleyicide.

Haftanın yenileri

Gazapizm ve Melike Şahin’in ortak çalışması “Olur Mu?” herhalde bu haftanın en dikkat çekici işlerinden. Her ikisi ayrı ayrı çok özel ve sadık bir dinleyici kitlesine sahip iki sanatçı. Yılın en doğru düetlerinden biri olmuş.

Taylor Swift’in “Midnights” adlı albümü bu haftanın global anlamda en büyük çıkışı. Albümden ilk öne çıkan şarkı “Anti-Hero” sanırım siz bu yazıyı okurken stream rekorları kırıyor olur.

Türkçe Rap’in Trap kanadından İzmirli iki büyük isim bu hafta bir düetle geldi. Ben Fero ve Khontkar bir süre önce solo işler yayınladılar ama çok büyük bir etki yaratamadılar doğrusu. Birlikte bakalım drill rüzgârını dindirebilecekler mi?

Yaşlı Amca’nın “Keşke Herkes” adlı yeni albümü, bu haftanın önemli rock olayı. “Hep De Yorgun” albümün açılış şarkısı ve ilk single.

Ezgi Alaş ve Güneş’in düeti “İmdat” bu haftanın en güçlü şarkılarından. Mesajı, müziği ve videosuyla dört dörtlük. Gözden kaçmasın.

“Sen Benim Mağaramsın”, Gaye Su Akyol’un yeni şarkısının adı. Akyol’un rock yönü ağır basan enerjik şarkısı alışık olduğumuz tarzından daha farklı. Devamı da var mı göreceğiz.