Beyoğlu’nu kurtarma planı

Adı bu değil. Beyoğlu Kültür Yolu Planı olarak açıklandı. İçeriğine baktığımızda yine bir sürü tadilattan söz ediliyor. Tadilat ve inşaat ile Beyoğlu’na ve genel anlamda kültüre herhangi bir katkıda bulunulması mümkün değil. Ben, yetkililer bunu son 10-15 yılda yaşanan tecrübelerle anladılar diye düşünüyordum ama sanırım yanılmışım. En azından yetkililer arasında sayıları az da olsa birileri bunca yıl sonra “O masaları sokaktan kaldırmayacaktık, Beyoğlu’na hiç ilişmeyecektik” diye düşünüyordur diye hayal ediyordum. Ama durum
öyle değil.

Bir defa planlama konusuna itirazım var. Ülkeler plan yapabilir. Ekonomi, sağlık, eğitim planlanmalı. Ama her şey planlanamaz. Kültürel hareketler planlayabildiklerimizden değil, planlayamadık-larımızdan ortaya çıkar. Zapturapt altına alamadıklarımız bize kültürel hareketler olarak geri döner. Bizi zenginleştirir ve dönüştürürler. Çünkü kültürel hareketler tepkiden doğar. Tepkinin nasıl olacağını kestirmek, nereden filiz vereceğini bilmek zor.

Dadaistleri kimse öngöremedi. Fotoğraf makinesi icat edildiğinde bunun resim sanatında yaratacağı değişiklik planlı değildi. Olamazdı da. Picasso’dan Breton’a  geniş yelpazede çok yönlü bir akım ve bu akımın yarattığı insanlar olmayacaktı belki. Kim tahmin edebilirdi bu isimlerin ekol olacağını, kendilerinden sonra         kuşaklar boyu etkilerinin devam edeceğini.

90’ların en bariz şekilde Nirvana ve grunge ile tarif edilen derin nihilizminin elbette siyasi nedenleri var. Reagan ve Thatcher’ın 80’lerin sonunda gerçekleştirdikleri sağ devrimlerinin etkilerini göz ardı edebilir miyiz? Grunge’ı kim planlayabilirdi?

90’lar Türkiye’sinin siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmeleri 2000’lerde rock müzikteki yükselişin temelindeydi. 2000’lerin ortalarından itibaren rock zirvedeyken rap gelişiyordu. Rap müziğin yükselişi ve 2010’ların sonunda yarattığı büyük patlama planlanabilir miydi? Son 20-30 yılın siyasi ve ekonomik kırılmalarının yaratacağı etkiler ve tepkilerin doğası hesap edilebilir miydi? Rock, rap ya da indie müzik nasıl yükseldi, belediyeler rap okulları mı açtı, ilkokulda indie müzik mi okutuldu? Ya da bakanlıklar dev rap merkezleri mi açtılar?

Beyoğlu’na da bakış bu şekilde olmalıdır. Beyoğlu’na ekonomik bir meta olarak değil, yaşayan bir kültürel hayvan gibi bakmanız lazım. Vahşi bir hayvan. Evcilleştirilmesi imkânsız bir hayvan. Onu planlamak, düzeltmek, desteklemek veya geliştirmek işe yaramaz. Bu şekilde tarif edilen hiçbir müdahale Beyoğlu’na yaramaz. Devlet eliyle, belediye eliyle olacak işler değil bunlar. Yapılması gereken plan yapmamaktır. Ellememek, ilişmemek, dokunmamaktır. Temel hizmetleri götürün, güvenliği, asayişi sağlayın, geri çekilin. Beyoğlu kendini toparlar. Şu anda toparlıyor da.

Buna ters herhangi bir turistik hamle Beyoğlu’nun yaralarını sarmasını zorlaştırır. Geciktirir. Galata Port deniyor. Galata Port Beyoğlu değildir. Galata Port’tan bir kültür doğmaz. Turistlerin gelip göreceği steril bir yer olur Galata Port o kadar. “Ne kadar Avrupai” denecek bir yer. Bugün dünyanın bütün büyük şehirlerinde bu tip çabalar duvara tosluyor. Atina’da, Roma’da, Lizbon’da, Detroit’te, Stockholm’de durum hep benzerdir. Beyoğlu’na dair plan yapmak buzul gölünün suyunu boşaltmaktır. Uzungöl’ün çevresine beton dökmektir. Tarihi yarımadaya gökdelen dikmektir. Beyoğlu, bakış açımızı değiştirirsek önemli bir değer olarak hayatını sürdürür ve hizmetlerine devam eder.