‘Bir Başkadır’ benim memleketim

“Bir Başkadır” ile ilgili o kadar çok yorum okudum ki bir tane daha yoruma, analize gerek var mı cidden emin değilim. Ama yazan çizen herkes böyle düşünseydi ortaya ne bir yazı, ne bir kitap çıkardı. Okuyacak bir şey de kalmazdı. İki çift laf edeceğim sanırım. Çünkü “Bir Başkadır” insan iki çift laf etmeden bırakmıyor. Aynı Meryem gibi kimseyle konuşamadığımız şeyleri bir vesileye konuşmaya başlamaya benziyor sanırım “Bir Başkadır”ın insanlar üzerindeki etkisi.

“Bir Başkadır” Türk insanını ve toplumunu çarpıcı, gerçek ve olabildiğince adil ve üst düzey empatiyle ele almaya çalışan ilk yapım değil. Yeşilçam’dan günümüze önemli bir gelenek bu. Hatta daha yakın sayılabilecek dönemlerde “Çoğunluk” filmini ya da Krek ekibinin mesela “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” oyununu izleme fırsatı bulduysanız “Bir Başkadır”a da aşina başlıyorsunuz.

Dizi baştan sona bir görme ve görülme şöleni. Kim kimi nasıl görüyor, hangi mesaj kime, anlatılan hikâyenin adresi kim, bu metinleri, göndermeleri kimler anlayabilir? Bana kalırsa, “Bir Başkadır”ı ilginç yapanlar bunlar.

“Bir Başkadır”, kendi karakterleriyle ifade etmeye çalışırsam, Peri tarafından Peri’lere anlatılmış bir hikâye gibi geliyor bana. Bu bir eksiklik mi? Hayır. Peri’lerin kendi hesaplaşmaları, değişen dünyayla, zamanla başa çıkma yolları. Bunu ne kadar başarıp başaramadıklarıyla ilgili. 

Meryem ve çevresi, geleneksel dar gelirli Türk insanının hayat felsefesi de ancak Peri’nin Meryem ve çevresini gördüğü, anladığı idrak ettiği kadarıyla bize yansıyor. Meryem’in dünya görüşünü, hayata bakışını, hayatını ele alma ve onunla başa çıkma biçimini Meryem’in gözünden değil Peri’nin olabildiğince gerçekçi ve dürüst empati yaklaşımıyla görüyoruz.

Peri derken dizideki Peri’nin kendisini değil, Türkiye’de Peri gibi olan insanları kastediyorum. Peri’lerin bakışıdır diziye hâkim olan.

Dizinin jeneriklerinde yer alan Ferdi Özbeğen başta, muhtelif müzikler, eski Türk filmlerinin efsane müziklerini, mesela “Selvi Boylum Al Yazmalım”ı anımsatan bölümler eşliğinde verilen eski İstanbul görüntüleri günümüzün Meryem’lerine değil olsa olsa Peri’lerine bir şey anlatmak için varlar. Bu şekilde toplumsal meselelere odaklanan eski Yeşilçam melodramlarıyla da bir bağ kurulmuş. O zaman ele alınan aynı meselelere bugünün bakış açısından bir bakış ve yorumla.

Zengin evinde hizmetçi olan kızlar o filmlerde de var. O filmlerde de evin zengin kızlarının oğlanlarının yaşayışıyla şehre gelmiş Anadolu insanının yaşayışı, değerleri çatıştırılıyor. “Bir Başkadır”ın farkı, artık o çatışma büyük bir kültürel iç savaşa dönüşmüştür, yıkım olmuştur ve “Bir Başkadır” adeta büyük nükleer felaketin ardından yeşerecek yeni umutlar hakkındadır. Konu aynı, dönem ve dinamikler farklıdır.

“Bir Başkadır”, değişen Türkiye’yle, değişen değerlerle farklı kesimlerden ve çevrelerden insanların nasıl başa çıkmaya çalıştığını anlatmaya girişen bir yapım. Bunu yapmaya çalışan başka yapımlar arasında özel bir yere sahip olacağı da açık.

“Bir Başkadır”ın çok doğrudan bir etkisi var insan üzerinde. Bu kadar analize, detaya da gerek yok aslında. Bu etki şudur: “Bir Başkadır”ı izleyince insan memleketini ve insanını ne kadar sevdiğini anlıyor. Ve memleketinin “ya o ya bu”ya indirgenmiş iki seçenekten çok daha fazlası olduğunu. Sorunların çözümü de zaten orada gizli.

Sanırım Berkun Oya şu an Türkiye’deki en keyifli insanlardan biridir. Çayından bir yudum alıp arkasına yaslanıp eserine gelen yorumları inceliyordur. Sanatın amacı ve başarısı insanları tartıştırmak, düşündürmekse eğer, son zamanların belki de en başarılı sanat eseri

“Bir Başkadır”.