Gece hayatının sonu mu?

Müzik sektörünün çöküşe geçmesi artık haber değil, herkesin malumu. Konsere dayalı ekonominin devamı olup olmayacağı tartışılırken yeni bir tartışma da kulüpler ve kulüp kültürüyle ilgili. Bugün gelinen noktada kulüplerin tekrar açılıp açılmayacağı, açılsa bile eskisi gibi bir eğlence ve gece hayatından bahsedip bahsedemeyeceğimiz tartışılıyor. 

İngiltere’de gece hayatı ve bağlantılı sektörlerde 1.3 milyon insan çalışıyormuş. Aileleriyle birlikte düşünürsek, milyonlarca insanın geleceği şu an belirsiz. Gece hayatının merkezlerinden biri olan Londra’da yaşanan bu kriz elbette buraya özgü yerel bir durum değil. Bütün dünyada eğlence sektörü aynı krizi yaşıyor.  

Bazı tahminlere göre, artık eğlence sektörü eski haliyle asla geri dönmeyecek. Kısaca, parti bitti, şimdi yeni çareler aranıyor. Kulüpler mart ayından beri kapalı ve bunun kulüp ve gece hayatı kültürünün çıkışından bu yana yaşadığı en büyük kriz olduğu belirtiliyor. Peki, çare ne?

Bazı kulüpler yüksek volümlü müzik ve parti temasından sakin müziklere ve masalı düzene geçiyormuş. Bu şekilde temas azalıyor ve gece hayatının bir şekilde devam etmesi hedefleniyor.

Doğu Londra’nın renkli gece hayatına sahip semtlerinden biri olan Dalston’da bir süre önce gittiğimiz “Brilliant Corners” böyle bir yerdi. Bir tür kokteyl bar, sushi restoranı ve mini gece kulübü. Masalarda yemek yiyenler ve barın çevresinde ellerde kokteyller sohbet edenler var. DJ kabininde her akşam farklı bir isim (çoğu zaman plaktan) house, funk, disco ve bu türlerin altındaki sonsuz alt türlerde takılıyor. Belli bir saatten sonra masalar ve servis bittikten sonra hafif kulüp ortamına geçiliyor. Brilliant Corners Kovid dolayısıyla tarzını değiştirip dönüşen bir yer değil. Baştan beri bu şekildeydi. Sanırım yakın gelecekte gece hayatının nasıl olacağına dair güzel bir örnek.

Bütün bunlar olurken, Türkiye’de neler yaşanıyor? İstanbul’un gece hayatı 90’ların sonu ve 2000’ler boyunca çok hareketli ve dünyanın herhangi bir yerinden bakınca çok cazipti. Bugün gelinen noktada Kovid sanırım son çiviyi çakmış oldu. Ama İstanbul’un bitmeyen ve devamlı kendini yenileyen bir enerjisi var. Gece hayatı da bu şekilde. Nasıl ve ne şekilde kendini yeniden keşfedecek merakla beklemedeyim. Ve gayet pozitifim gördüğünüz gibi.

Evde arıcılık

Kovid dönemindeki yeniliklerden biri evde arı beslemek. Yani ev kovanları. Bugünlerde nereye gitsem bahçede bir arı kovanı görüyorum ve meğer tesadüf değil, özellikle Kovid sonrası evden çalışmaya başlayanların yeni hobisiymiş. Mahallede kahvaltıya gittiğimiz bir mekân vardı. Birkaç aydır bahçede bir kovan duruyor. Leyla’yla birlikte kovana ve vızırdayan arılara bakmak çok hoşumuza gidiyor. Meğer evde arıcılık yeni bir trende dönüşmeye başlamış. 

Hollywood yıldızları bir işe giriyorsa zaten evde arıcılık çoktan yaygınlaşmış demektir. Meğer Morgan Freeman, Scarlett Johansson, David Beckham, Ed Sheeran, Chris Hemsworth,  ve daha bir sürü isim bu işe girişmiş.

Balın üst solunum yolları enfeksiyonları için doğal ve ucuz bir tedavi olduğunu Oxford Üniversitesi’nden tıp insanları açıklamış. Yani bunun tedavi amaçlı mı yoksa enteresan bir hobi mi olduğunu tam bilemiyorum ama yaygınlaşmaya başladığı kesin. İnsanlar balkonlarında, bahçelerinde, apartmanların ortak teras alanlarında arıcılık yapıyor. Arılar bir şekilde nerede olursa olsun çiçekleri buluyor ve bal yapıyor. Britanya Arıcılık Birliği başkanı olan Anne Rowberry, Guardian’a yaptığı açıklamada, arı yetiştirmenin bir tür terapi etkisi yarattığını söylemiş. Giderek daha fazla üye kaydediyorlarmış. 

Bu bir tür zengin hobisi mi yoksa cidden herkesin becerebileceği bir uğraş mı, kestiremiyorum. Ama kızım kovan izlemeye bayılıyor ve bu bayağı dinlendirici, onu biliyorum.

Kovid ve uçak yolculuğu

Son haftalarda İngiltere-Türkiye arasında farklı havalimanlarından iki kez uçtum. Aksıranlar, öksürenler, burnunun çekenler vardı. Ben görevliyi çağırıp yerimi değiştirmek zorunda kaldım çünkü arkamda ciddi grip olmuş bir kişi vardı. Kovid miydi bilmiyorum ama bayağı hastaydı. Eğer ateş ölçmeler, kontroller işe yarıyor olsaydı hastalığı kolayca gözlemlenen bu kişinin uçağa alınmaması gerekirdi ama yarım yamalak takılı maskesiyle burnu açık bir şekilde uçuyordu işte. Her yerde sosyal mesafe diye uyarılar var. Ama uyarısı var, kendisi yok sosyal mesafenin. Türkiye’de yolda arabaları çevirip içindekilere zorla maske taktırmalarını garipsemiştim, bu ne sıkı ve ne anlamsız bir kontrol diye. Uçaklarda ise her şey serbest. Birer koltuk arayla oturmalı bir düzen geliştirilememiş. Muhtemelen bunun maliyeti ağır gelmiş. Özetle söylemem gerekirse, insanlar devamlı gergin olmak ve birbirlerine bağırıp çağırmak dışında Kovid bilincine sahip değiller. Check-in’de ya da uçağa binişte ensenize kadar gelip duruyorlar. Uyarınca da bozuk atıyorlar. Kişisel Kovid gözlemlerim böyle. “Yanlış, böyle bir şey yok” diyen buyursun yazsın, tartışalım.