Mehmet Tez

Mehmet Tez

mehmet.tez@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Kovid sırasında bir sürü sorunumuz vardı ama trafik bular arasında değildi. Londra 12 Nisan’da karantina tedbirlerinin hafiflemesini beklerken şehir de ufaktan hareketlenmeye başladı.

Mart başında okulların açılmasıyla birlikte, sabahları sadece koşucuları ağırlayan sokaklar gerçek sahiplerine iade edildi. Çocuklara. Okul yollarına düşen çocuklar ve veliler karantina sonrası sabahları ve akşamüstleri bir tür festival havası yaratıyor. Cidden bu kadar durgunluktan sonra gelen
bu cıvıl cıvıl harekete ve enerjiye bayılıyorum. Servislerde değil ama sokaklarda bu kadar çok çocuk olmasının bir açıklaması var.

Haberin Devamı

İngiltere eğitim sisteminde devlet okulları adres esasına göre öğrenci kabul ediyor. Evinize en yakın okuldan başlayarak en uzağına kadar bir dizi tercihte bulunuyor ve sonra merkezi yerleştirme sisteminin sonuçlanmasını bekliyorsunuz. Merkezi sistem sizi tercihleriniz arasındaki en yakın okula, olmazsa ikinci yakın, olmazsa üçüncü yakın okula yerleştiriyor. Tercihlerinizden hangisinde yer varsa oraya yazılmış oluyorsunuz. Okula en yakın oturan en avantajlı. Yani çocukların servislerle saatlerce süren yolculuklarla gidecekleri okullara taşınması gibi bir durum yok. Her çocuk yürüyerek gidebiliyor okuluna.

Bu elbette başka parametreleri devreye sokuyor. İyi okulların çevresinde emlak fiyatları hemen yükseliyor. Kısaca OFSTED olarak bilinen (Office for Standards in Education/Eğitimde Standartlar Ofisi) resmi kuruluş belli aralıklarla okulları teftiş ederek bağımsız raporlar oluşturuyor. Bu denetleme sonucunda en başarılı orta başarılı ve başarısız okullar derecelendiriliyor. Bu sistem sanırım İngiltere’deki emlak fiyatlarını belirleyen en önemli etken. Özel okullar tabii ki bu sistemin dışında, her birinin farklı sınavı ve beklentileri var.

Lafı şuraya getirmek istiyorum: Her şey birbirine bağlı. İyi okul, kalabalık nüfus ve cazibe alanı demek. Bunların olduğu yerde de trafik var. Okullar kapalıyken görünür olmayan bu durum benim gibi nispeten yeni Londralı Türklere “İstanbul’un trafiği mi daha kötü yoksa Londra’nın mı?” sorusunu sorduruyor şu günlerde.

Haberin Devamı

Londra’da otomobil kullanan biri olarak gözlemlerim var. Bir defa İngiliz sürücüler Türklerden daha kibar. Daha az korna, daha fazla yol veren insan. İlk geldiğimde şaşırıyordum bu kibarlığa. Kibarlık bir kural. Yani insanlar trafik kurallarına uyuyor aslında. Ancak trafikte zaman geçirdikçe sürücülerin her yerde olduğu gibi burada da canavarlaştığına tanık oluyorum. Londra dışında çok daha kibar olunuyor. Londra’da biraz daha cangıl havası hâkim. Londra dışında korna hiç duymadım. Londra’da kornaya bayağı basılıyor. Elbette İstanbul’daki gibi bir şey değil. Yanlış anlamayın. İstanbul’da korna bir yaşam şekli. Burada mecbur olunca başvurulan bir şey.

Tali yoldan ana yola bağlanırken bizde kafayı çıkaralım, nasılsa yol verilir inancı vardır. Burada bunu yapana anında çarparlar. Çünkü kimse yolunda giden bir aracın önünün kesilebileceği ihtimalini düşünmez. Ehliyet eğitiminde de bu özellikle belirtilen bir konu. Yol sendeyse bas git. Yandan bir araba çıkacakmış gibi tedirgin olma! Çünkü çıkmaz. Herkes kurallara uyar. Ben yan yollardan yaklaşan araçları görünce yavaşladığımda ehliyet kurusundaki hocam hemen “Bas gaza, ne duruyorsun. Onlar duracak, sen değil” diyordu. Biz Türkiye’de karşı tarafa hiç güvenmeyiz, burada güveniliyor.

Haberin Devamı

Araçların trafikteki vücut dili de tamamen farklı. Biz selektör yaparsak, bu “Çekilin önümden, açılın geliyorum” demektir. Burada, “Buyurun geçin, size yol veriyorum demek”. Buna karşılık, gereksiz kibarlık, kural dışı yerde yol vermek de hiç hoş karşılanmıyor. Zaten bu karşı tarafta anlaşılmıyor. Burada temel kural, kurala uy yeter. Kurallar yol ver diyorsa ver, geç diyorsa geç. Kişisel yorumlar kazaya neden olur.

Trafikte ilgimi çeken diğer bir konu; mesela devamlı akan şeride eklemlenmeye çalışmak gibi bir anlayış yok. Bir sağa, bir sola geçiş yapmıyor kimse. Sanırım basit bir kuralı anlamışlar. Herkes olduğu şeritte kalırsa da aynı sürede varıyorsun gideceğin yere.

Yayalara karşı ise Türkiye’yle kıyaslanmayacak ölçüde bir kibarlık ve yol verme kültürü var. Yayalar her zaman her yerde öncelikli. Bu kurallara alışmış biri İstanbul’da iki dakika içinde ezilir.

Bisikletliler ayrı bir konu. Bisiklet İngiliz trafik kurallarına göre yolu paylaştığınız meşru bir taşıt. Yolunuzu tıkayan yabancı bir cisim değil. Yol hakkı anlamında bir otomobilden farksız. Onu tehlikeli biçimde sollamaya çalışmak, yolun kenarına itmek, sıkıştırmak büyük suç. Ne kadar yavaş giderse gitsin güvenli sollama imkânı yoksa arkasında bekleyeceksin. Bazen uzun kuyruklar oluşuyor. Ama kimsenin şikâyet ettiğini duymadım. Bisikletliler de buna güvendiklerinden bisiklet yolu olmayan yerlerde gayet özgüvenli bir şekilde yolun neredeyse ortasından yavaş yavaş gidiyorlar. İstanbul’da aynısını yapan bir bisikletli bir dakika içinde ezilmezse eğer mutlaka öfkeli sürücülerin gazabına uğrar.

Londra trafiği en az İstanbul trafiği kadar bunaltıcı. En az İstanbul trafiği kadar kilitleniyor. Şehrin içinde bir yerden bir yere gitmek saatler sürebiliyor. Bunu için de herkes toplu taşıma kullanıyor. Londra’nın İstanbul’dan farkı her gün uzak mesafelere işe gidip gelen (“commuting” deniyor İngilizcede) insanların daha çok treni kullanması. Bu, genel anlamda araç trafiğini azaltıyor. Burada bu yüzden İstanbul’daki gibi bir servis trafiği de yok. Okullar evin yakınında, iş yeri eğer uzaktaysa da tren var. Cambridge’te oturup, Londra’ya her gün gelip giden arkadaşlarım var. 55 dakikalık bir tren yolculuğu demek bu. İstanbul’da bu sürede bazen sadece köprüyü geçebiliyoruz.

Hangi şehrin trafiği daha kötü? Yanıtım şu: İkisinin de çok kötü. Ama bir fark var. Londra yönetimi bunu çözmeye çalışıyor. Daha fazla toplu ulaşım, şehir merkezinde daha az araç ve özellikle önümüzdeki beş yıl içinde şehir merkezindeki bütün araçları elektrikliye çevirerek bunu yapmaya çalışıyor. Londra’nın çevresindeki Greater London denen bölgeye ulaşımı kolaylaştırıp, şehre yığılmayı önlemeye çalışıyorlar. İşleyip işlemediği tartışılsa da bir strateji var.

Bizim İstanbul trafiği için çözüm stratejimiz nedir? Yerel yönetim bu konuda ne kadar yetkili? Merkezin müdahalelerine rağmen neler yapılabilir? Zor sorular...