Mütevazı hayaller

Django Django imzalı “Glowing in the Dark” pandemi sonrası hayallerimin fon müziği. Hayal dediysem, beklenti çıtasını hayli düşürdüm

Pandemi pek çok şey gibi hayallerimizi de değiştirdi. Geleceğe yönelik beklenti çıtamızı aşağılara çekti. Bende böyle oldu en azından. Artık gelecekten büyük şeyler beklemek çok büyük bir lüks. Ayrıca yorucu ve yıpratıcı. Ne gerek var? Pandemide anladık ki hayat kısa ve hiçbir şekilde can sıkmaya değmez. Gelecekten tek beklentim kalabalık bir yere gidip bir şeyler içmek. Kalabalık bir yerde güneşin altında bir masaya oturmak. Gelen geçene bakmak. Ve dans etmek. Kalabalık bir yerde dans etmek. Herkesin dans ettiği kimsenin kimseyi yargılamadığı, ahkâm kesmediği bir yerde. Gene hayaller çıtası yükseldi. Elimizde değil yetinmeyi bilmiyoruz. Her neyse o mekânda, işte o mekân ve zaman neresiyse, o güzel insanlar kimse, orayı bulabilirsem fonda çalan müzikler arasında bu albüm de olabilir.

Onlar sahneye çıkınca ortam parti gibi oluyor

Django Django’nun dördüncü stüdyo albümü “Glowing in the Dark”tan söz ediyorum. Eklektik, sofistike ama kesinlikle hafif, yormayan üzmeyen bir albüm. Brit usulü “escapism” de diyebiliriz. “Hayat, biraz sana ara verip kafamı dağıtmak istiyorum. Bütün gerçeklerini, dertlerini ve sorunlarını üzerime döküp duruyorsun bi dur” rahatlığı içinde dinlenmesi gereken, bu şekilde hazırlanmış bir albüm. Açıkçası benim bu albümden aldığım keyfi sizin de almanızı beklemiyorum. Ama belki bunu sevecek birileri varsa aramızda belki birlikte dans edebiliriz. Şimdilik sadece evlerimizde. Ya da parti kurup kongresini yapabilir ve bu kongrede bir araya gelerek hayli eğlenebiliriz. Bizim kurduğumuz partinin tüzüğü de dans etmek olabilir. Milletvekili çıkaramadan ve 81 ilde örgütlenemeden ilk olağan kongremizde kendimizi kapatırız. Dans ettikten sonra!

Django Django, Edinburgh Sanat Koleji’nde tanışan dört müzisyen/öğrenci tarafından Londra’da 2009’da kuruldu. Köklerinde doğal olarak farklı disiplinlerin estetiği var. Beatlerin, loopların karmaşık ilişkisiyle şekillenen müziklerini yıllardır dinliyorum. Bir kere de canlı izlemiştim. Onlar sahneye çıkınca ortam parti gibi oluyor.

Mini konserler başlamıştı bile

2018’deki “Marble Skies”ın devamı niteliğinde “Glowing in the Dark”. İlk iki albümden hem sound hem ağırlık olarak farklı bir yerde. “Beat”lere daha fazla odaklı  “Django Django” (2012) ve “Born Under Saturn”e (2015) kıyasla bir sonraki seviyeye geçilmiş ve yolculuk devam ediyor. Albümün dramatik yapısı daha inişli çıkışlı. Salt enerji patlaması değil.

Son bir yıl içinde Because Music etiketiyle yayınlanan, sanırım Christine and the Queens’in “La Vita Nuova”sından sonraki en önemli albüm bu. Pandemi olmayan şartlarda yayınlanmış olsaydı şu anda sanırım yaz festivalleri öncesi mini konserler çoktan başlamış olurdu. Ama dedim ya beklentilerimizi düşük tutmamız gereken bir dönemdeyiz. Bu yaz mutluluğun anahtarı bu.

Mütevazı hayaller

Global bir star: Serhat Durmuş

Serhat Durmuş adını trap âlemini takip etmeyenlerin duymaması çok normal. Durmuş, bütün dünyada büyük popülerlik yakalayan ama adı ülkesinde pek bilinmeyen bir isim. “Hislerim” adlı parçayla ilk çıkışını yaptı. Bu şarkı dünya çapında 40 milyon stream, YouTube’da farklı versiyonları 200 milyon izlenme aldı. Ne kadar çok mecrada paylaşılmış anlatamam. Shazam ve TikTok Global Top 100 listelerinde uzun süre tepede yer aldı. YouTube kanalında 1.8 milyon üyesi var Durmuş’un. Spotify’da ayda 1 milyon dinleyici sayısına ulaşıyor. Durmuş’un müziği trap ayakları üzerine oturuyor, ancak kullandığı diller, melodiler ve etkilendiği kültürler çok çeşitli. Oryantal egzotik unsurlar müziğinde hep ön planda. Bu da ona Avrupa’dan Uzak Doğu’ya çok geniş bir coğrafyada popülerlik sağlamış gibi görünüyor. “La Calin”in videosu mesela 90 milyonu geçmiş. Bu hafta yayınlanan yeni parça Georgia Ku’nun vokallerde yer aldığı “My Feelings”, yeni bir hit adayı. 20’lerinin başında çok genç İzmirli bir prodüktör/DJ’in yerelden globale yolculuğunu ve duygusal trap’in kendine has bir tür olarak yükselişini ilgiyle izliyorum.

Mütevazı hayaller

Haftanın yenileri

Selin Sümbültepe’nin “Ben Estim Sen Esme” adlı albümü bu hafta piyasaya çıkıyor. Son yıllarda çok çalışan, kendini Türk müzik sahnesindeki en nitelikli çağdaş besteci/şarkıcılar arasında gördüğüm Sümbültepe’nin şarkıları ustaca hesaplanmış minimal düzenlemelere sahip. Son dönem dinlediğim en iyi albümlerden.

Mütevazı hayaller

Burak Altuni imzalı “Crying Rain” dört şarkılık bir EP. Enstrümental dinlendirici klasik gitar besteleri ilgiyi hak ediyor. Nitelikli ve özel bir dinleyici kitlesine hitap eden bu tip albümlerin daha fazla yayınlanması ne kadar iyi olurdu.

Ari Barokas’ın 2018 tarihli “Lafıma Gücenme” adlı albümünün bu hafta canlı versiyonu yayınlandı. “Lafıma Gücenme (Stüdyodan Konser)” albümün adı. Ari’nin şarkıları canlı daha da güzel olmuş.

Hadise’nin üç şarkılık mini albümünün adı “Aşka Kapandım”. “Olsun” adlı şarkı siz bu yazıyı okurken listeleri zorlamaya başlamıştır diye tahmin ediyorum. Duygusal nitelikli şarkılara odaklanmış Hadise son dönem belli ki. Ama pop müziğimizin eğlenceli yaz şarkılarına ihtiyacı var. Pek hareket olmasa da şu aylar yaz şarkılarının ufaktan ortaya dökülme zamanı olmalı.

Cihan Mürtezaoğlu’nun yeni şarkısı “Belli Olmaz”ı haftanın müziği ilan edebilirim. 70’lerden Türk usulü funk esintiler, Orhan Gencebay arabeski, Barış Manço soundu birbirine karışmış. Bir süredir değişik soundlar deniyor Mürtezaoğlu. Aradığını bulmuş gibi geldi bana. Devamını merakla ve heyecanla bekliyoruz.

Dolu Kadehi Ters Tut’un yeni şarkısının adı “Yangın”. Bu duygusal şarkı elektronik altyapılar ve elektrogitar sounduyla hemen dikkatleri çekiyor. Beatlerin başrole geçtiği, keyboard soundunun daha sık duyulduğu yeni bir müzikal anlayışla farklı bir seviyeye atlama hedefindeki indie ekiplerimiz arasında kendine has müstesna bir yere sahip Dolu Kadehi Ters Tut.

KÖFN, ilgiyle izlediğim bir diğer ekip. Bu hafta “Olan Olmuş” aldı yeni bir şarkıyı internete verdiler. Halen kulaklığımda loopta.