Süreçsizlik özlemi

Şu an Türkçe’deki en popüler kelime süreç olabilir. Süreçsiz hiçbir şey yapamıyoruz. “Önemli olan vardığın yer değil, gittiğin yol” misali, sürecin sonunu değil sürecin kendisini seviyoruz

Geçen gün televizyondaki bir tartışma programında bir konuşmacı “halkımız görüşme sürecini izleme sürecine girdi” dedi. Evet, bunu dedi. Sürecin karesini alarak evrenin sonsuzluğunda bir kara delik açmış oldu, hepimiz bu “süreçleme” karesinin yarattığı girdaba kapılıp döne döne o deliğe çekilip gözden kaybolup gittik gibi geldi bana.
Bu düşünme “sürecinde” aydınlandım. Hayatımızda artık çok fazla süreç olduğunu fark ettim. Belki de “fark etme sürecine” girdim. Ya da “fark etme sürecine giriş noktasında olumlu bir adım attım” emin değilim (televizyon konuşmacılarına bayılıyorum).
Hayatımız süreç. Her şey sürüncemede yani “süreçlemede”. Hiçbir şey tam ve tamam ve dört başı mamur değil. Hiçbir şey hemen, çabucak, olması gerektiği anda, küt diye olmuyor, olamıyor. Her şey çoook uzaklarda, çoook uzun süreçlerin ardında. Kaf dağını aşmak bu süreçleri aşmaktan daha kolay.
Kaderimiz süreçlerle örüldü, hâlâ da örülüyor ve süreçler hiçbir zaman bitmeyecek çünkü biz “süreçlemeyi” seviyoruz. Süreçlerin sonunda bizi ne beklediğini unuttuk gitti. Böyle yaşıyoruz.

Süreçler 1071’de başladı
Anadolu’ya 1071’de girdik ve süreçler başladı. Anadolu’yu Türkleştirme süreci, Müslümanlaştırma süreci, göçebelikten yerleşik hayata geçiş süreci, Fetih süreci, devletleşme ve imparatorlaşma süreci. Rumeli’ye açılma süreci, Avrupa’ya açılma süreci, Viyana’ya dayanma süreci, duraklama, gerileme, çökme süreçleri, Batılılaşma süreci, aydınlanma süreci, işgal süreci, kurtuluş süreci, cumhuriyet süreci, ikinci cumhuriyet süreci...
Bitti mi? Hayır.
Demokratikleşme süreci, terörle mücadele süreci, darbe süreci, darbeyle mücadele süreci, dağa çıkma süreci, ateşkes süreci, dağdan inme süreci.
Toplumsal kutuplaşma süreci, köyden kente geçiş süreci, kentleşme süreci, gecekondulaşma süreci, soylulaştırma süreci, kentsel dönüşüm süreci...
Çok sesli müziğe geçiş süreci, arabeskleşme süreci... Ağaçlandırma süreci, çölleşme süreci, betonlaşma süreci...
Kadına şiddet küt diye oluyor mesela. Ama bununla mücadele hemen olamıyor. Kadına şiddetle mücadele süreci var. İnsan hakları ihlalleri küt diye, araştırması hesap sorması süreçle.

Süreç: Valla o iş zor hacı
Avrupa’ya girmek süreçle. 50 yılı çoktan geçti. Ama süreç devam ediyor. Sonunda ne olacağı kimin umrunda artık bilmiyorum.
Olayı “kokoreç yasak olacakmış” noktasında algılıyoruz zaten (başmüzakereci Egemen Bağış, “kokoreci afiyetle herkes yiyebilecek” dedi yüreklere su serpti geçenlerde).
En sevdiğim süreçlerden biri kalkınma süreci. Kalkın kalkın bitmiyor.
Muhafazakarlaşma sürecinden endişe edenler var. Etmesinler, zira bu da bir süreç. Öyle de kalacak.
Süreçler olmasa hepimiz işsisiz, açız, perişanız. İşlerin sonuçlanmasına alışık değiliz.
Âşık olma süreci, flörtleşme süreci... Süreç bir ömür sürer ama sevişmek bir dakika. Sonrasında ayrılık süreçle. Yaraları sarma süreci...
Her işimiz “süreçlemede”.
Süreçler sona ermez, hedefe ulaşmaz, nehirler gibi denizlere kavuşmaz. “Süreçleme” sonsuza kadar devam eder.
Süreç ne demek biliyor musunuz Türkçe’de?
“Valla o iş zor hacı ” demek. “Şimdi olmaz ” demek.
“Zamanla olursa olur, sıkboğaz etmeyin, ilerde bakarız, okul bitsin bakarız, yılbaşı gelsin bakarız, yaz geçsin bakarız, kış geçsin bakarız, çocuklar büyüsün bakarız, sabah olsun bakarız, akşam olsun bakarız” demek...
Hepimize iyi pazarlar, hayırlı süreçler. Daha da iyisi, hedefine ulaşan, sona eren, hayırlara vesile olan süreçler...

Süreçsizlik özlemi

Süreçsizlik özlemi

Nilüfer, albüm kapağında elide tuttuğu kırbacın Alice Cooper’a ait olduğunu söyledi.
İşte o kırbaç!

Nilüfer’in kırbacı Alice Cooper’ınmış

Geçen hafta Nilüfer’in “13 Düet” isimli yeni düet albümüne dair yazmıştım, kendisi sağolsun mesaj atmış şöyle diyor: “12 Düet o kadar başarılı oldu ki 13 Düet’i de devam albümü olarak yapmaya karar verdik. İyi ki yaptım diyorum, çok zevkliydi ama devamı gelmez.”
Devamında ne var diye merak ediyorsanız söyleyeyim; Nilüfer bundan sonra bir solo albüm yapacak, yeni şarkılar söyleyecek. Onun hazırlıklarına başlamış.
“Neden kırbaç?” diye sormuştum. Onun da yanıtını vermiş Nilüfer. “Mehmet (Turgut) elinde kırbaçla gelince önce güldüm. Ama Alice Cooper’ın kırbacı olduğunu öğrenince poz verdim. Fotoğraftaki meydan okuyan hal hoşuma gitti” diyor. Bilginize...

Süreçsizlik özlemi

Ruhuna el fatiha!

Tamamen yıkılması ve yok edilmesi söz konusu değil.”
“Orijinali korunarak üst kata taşınıyor.”
“Birkaç kat yukarı taşınarak askı sistemiyle korunuyor.”
“Güçlendiriliyor.”
“Restore ediliyor.”
“Aynı işlevi sürdürmesi için daha da güçlendiriliyor.”
Bunlar Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in aynı açıklamada Emek Sineması’nın başına ne geleceğini anlatmak için sarf ettiği cümleler. “Yıkılıyor” dememek için türlü teknik ifadeler kullanmış ama bana kalırsa o da tam olarak ne olacağını kestiremiyor.
Ben insanlar gibi mekanların da ruhu olduğuna inananlardanım. Bir şeyi yıkıp, yok edip aynısını yapamazsınız. Aynısı olmaz. Çünkü ruhu yok olur. Bir ormanı betonlaştırıp “aynı sayıda fidan diktik ya” diyemezsiniz. O ormanın ruhu ölür. 100 yıllık binayı yıktık ama aynısını yaptık ya diyemezsiniz. Aynısı değildir. Göz yanılır ama kalp yanılmaz.
Binaları taş, ormanları tahta olarak görmek ruhu yok saymaktır.
Kısaca Emek sizlere ömür, ruhuna el fatiha.

PAZAR ALBÜMÜ

“Mala” / Devendra Banhart

BU yıl karşıma çıkan en güzel şeylerden biri. Anahtar kelimeler Latin, folk, saykodelik, rock. Banhart bunların hepsini bir şef edasıyla soslayıp baharatlayarak sunmayı çok iyi başarıyor. Âlemi sallamaz bir yanı var, en çok da bu hoşuma gidiyor. “Daniel”, “Für Hildegard Von Bingen”, “Mi Negrita”... Bunlar hep şahane şarkılar ama bence bu albüm baştan sona bir ahenk içinde dinlenmeyi hak ediyor. Bu yaz kulaklığımdan eksik olmayacağı kesin.

Gizli ajanda

* Kendin için güzel bir şey yap, bir-iki adet Tarkan Güveli heykelciği al. Güruh isimli sergisi 20 Mart’ta başlıyormuş.
* Krek’in yeni oyunu “Babamın Cesetleri”ni izle (evet izle artık).
* Wild Nothing konserine git (28 Mart), sote
bir yer bul, sırtını duvara yasla, kalabalığa fazla karışmadan şarkıların tadını çıkar.
* Bahar gelmeden arabaya atla, gaza bas, güneye bir yerlere git, yanında muhakkak Devendra Banhart, Metronomy, Conor Oberst, Tame Impala ve Caetano Veloso albümleri olsun ama...

İTİRAF EDİYORUM

* Tek kelimelik grup isimleri trendi geri dönsün istiyorum. Hayır Edward Sharp and the Magnetic Zeros da güzel isim ama ne bileyim Radiohead, Metallica, Nirvana, Rammstein, Muse, Oasis, Blur daha heybetli isimler sanki. Grup isimleri ve grupların müzikal anlayışları arasındaki ilişkiyi araştıran bir makale okuyorum da... Bitince haber veririm.
* Hiçbir şeyi atamadıklarından evleri yavaşça çöp eve dönüşen insanlar gibi elektronik cihazlarımdan hiçbir şeyi silemiyorum. Bilgisayarım çöp bilgisayar, telefonum çöp telefon oldu. Ev, içi kullanılmayan belgelerle dolu hard disk çöplüğü gibi. İmdat!
* 90’ların adı sanı bilinmeyen Fransız hip hop ve house DJ’lerini dinlemeyi seviyorum (evet, ne yapayım…)
* “Best of 1996-2013” isimli derleme albümü yayımlanan
Jay-Jay Johanson’un Türkiye’ye yerleşip vatandaş olmasını ve belediye başkanlığına adaylığını koymasını istiyorum. En azından her tarafa beton dökmeyeceğinden emin oluruz. Oyum Jay-Jay’e.