Zorlu PSM Caz Festivali

Bir gün gene eskisi gibi zengin kadrolu festivallerimiz olacak mı? Bu sorunun yanıtını bazen cidden merak ediyorum. Dünyada festival coşkusu tam gaz devam ederken biz 2000’lerin başında gelişen bu önemli kültürü kaybetmek üzereyiz. Biz kamplı gecelemeli festivalleri memlekette yaşadık. H2000’i, Rock’n Coke’u, Parkorman’daki J&B Techno Festivalllerini, Radar Live’ları güzel anılarla hatırlıyoruz. Z kuşağının böyle bir şansı pek yok gibi. İnşallah “alpha”lar bu tip kültürel zenginlikleri yaşayabilirler. Kuşaklararası dileklerin ardından sadede geleyim.

Yaz festivallerine ait afişlere ve festival kadrolarına dair haberlere göz gezdirirken Zorlu PSM Caz Festivali 2020 kadrosu açıklandı. Heyecan verici isimler var. Zengin kadrolu, türler arası geçişlere izin veren programa sahip festivaller her zamankinden daha önemli bugün. Çünkü dinleyicinin kulağı artık eskisi gibi muhafazakar değil. Her türe ve müziğe açık. “Her Müziğin Caz Festivali” bu bakımdan isabetli bir slogan olmuş. İnsanların yeni müzikle tanışmaları için emin olun algoritmadan çok daha etkili bir yol bu tip festivaller.

Angel Olsen’dan Wishbone Ash’e açıkçası türler ve onyılları birbirine eklemleyen bir kadro olmuş. Bütün isimleri saymaya yerim yok ama şöyle ilk bakışta dikkatimi çekenleri saymak isterim.

Tove Lo şu an kariyerinin zirvesinde alt pop sevenler kaçırmaz. Temples yeni albüm turnesinde, İngiliz usulü psychedelic rock/pop seven buyursun. Alexandra Savior son dönem favorilerimden, yeni nesil Lana Del Rey havasında. “But You”yu dinleyin. Roy Ayers’ı izlemek her caz ve müziksever için görev olmalı. Suede’i eski bir dost olarak görüyorum. Yola yeni albümleriyle şahane bir şekilde devam ediyorlar. Rufus Wainwright’ın vokali, neşesi/hüznü yeter. Deneysel müziğini folktan senfonik standartlara geniş bir yelpzede icra eden çok yönlü Fransız sanatçı Woodkid’in performansı merak konusu. Elbette yeni albümün ardınan şu ara canlı performanslara ağırlık veren Metronomy, fusion/progressive sevenler için Jaga Jazzist, yaratıcı indie These New Puritans, çölden Touareg esintileri getirecek Tinariwen güçlü isimler.

Bunlardan başka Black Midi, Chromatics, Pet Shop Boys, Lisa Ekdahl say say bitmiyor. Festival 30 Nisan-5 Temmuz arası geniş bir zaman dilimine yayılmış. Biletler geçen hafta satışa çıktı. Yerinizi ayırtın ve bu şahane müzik baharından geri kalmayın.

Deneyim!

Dağın zirvesine çıkmışlar. Aşağıda deniz gibi bulutlar. Şahane bir manzara, ruhsal bir deneyim. Biri peynir kesiyor, diğeri çay koyuyor. O ortamda kahvaltı ediyorlar. Ne deneyim ne deneyim. Ve elbette görmediğimiz bir diğeri de telefonu almış eline devamlı fotoğraf çekmekte. Çünkü fotoğrafsız olmaz ki. Fotoğraf çekilecek ki biz de bu metafizik kahvaltıyı twitter’da göreceğiz. Bir deneyim sosyal medyada yoksa ne işe yarar?

Başka bir videoda engin açık mavi bir deniz karşısında bembeyaz kumlara dalmış bir çift ayak var. Sağ köşede palmiyenin sallanan dalları kadraja girmiş. Müthiş bir deneyim. Ama tabii kendi kendine müthiş bir deneyim yaşamak çok sıkıcı. Düşüncesi bile kötü. Biletler alınmış, o sahile gidilmiş, o bungalow kiralanmış, ayaklar denize salınmış o foto çekilmiş. Kimbilir o deneyim için ne fedakarlıklara girişilmiş. Ölmeden önce yapmanız gereken 100 şey listesinden bir kalemin üstü çizilmiş dahi olabilir. E kendimize saklayacak halimiz yok bu kadar emeği, insanlık faydalansın, dost düşman görsün diye basalım post’u.

Afrika’ya gidip gorillerle selfi çektiren var. Köpekbalıklarını gıdıklayarak poz veren var. Aslanlara sarılarak poz veren var. Yakında buna uzay turizimi eklenecek ve sosyal medya arkada dünyalı, aylı selfilerle dolacak. Astronotlar zaten yapıyor. Selfi çekip paylaşmayacaksak uzaya gitmenin ne anlamı var qanqa?
Şu “deneyim” meselesi bitmedi gitti. Her şeyi deneyimleyeceğiz. E sonra? Bu deneyimleme bizim hayatımızı nasıl değiştirdi? Bu deneyimden ne öğrendik de kendimiz ya da insanlık için kullandık? Bu ulvi deneyimlere dünyanın ihtiyacı mı vardı acaba? Hafta sonu deneyimin yaşa, sonra dön evine aynı tas aynı hamam. Deneyim gitti havaya. Deneye deneye burnumuzun ucundaki hayatı ıskalıyoruz sanki.

DİĞER YENİ YAZILAR