Gururla, onurla, sevinçle Cumhuriyet’in 101. yılını kutluyoruz...
29 Ekim 1923 aynı zamanda Çağdaş Türkiye’nin doğum günüdür.
Cumhuriyet baştan sona titizlikle planlanmış ve Atatürk’ün sağlığında adım adım uygulanmış bir uygarlık projesidir.
Samsun’a ayak basarken kafasında var olan projeyi Nutuk’ta şöyle anlatır:
“Efendiler… Bir tek karar vardı, o da milli egemenliğe dayanan kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.”
Atatürk, Dünya Savaşı’ndan ağır kayıpla çıkan, Mondros Antlaşması’yla orduları dağıtılan, ağır silahları elinden alınan, demiryolları, tersaneleri ele geçirilen, toprakları işgal edilen, sanayisi olmayan, şekeri bile ithal eden, savaş yorgunu, yıkık ve perişan bir ülkeyi bağımsız ve çağdaş bir ülke haline getirmeyi başarmıştır.
Atatürk, önce bir vatan, sonra bir millet sonra da bu millete çağdaş ve uygar bir gelecek projesi uyguladı.
Anti depresan (ruhsal çöküntüyü giderici) ilaçların tüketiminin çok arttığını hangi eczacıyla konuşsanız söylüyor.
Bu ilaçların fiyatları 120- 140 lira dolayında. İçlerinde 30 gün gidecek kadar hap var. Hapın tanesi dört liraya geliyor.
Reçetesiz de satılan bu haplar en ucuz sakinleştirici sayılıyor. Ancak pek de masum değiller. Bakınız birinin içindeki tanıtım broşüründe ne yazıyor:
“...antidepresan ilaçların çocuklar ve 24 yaşına kadar olan gençlerdeki kullanımlarının intihar düşüncesi, girişimi ya da kendine zarar verme davranışlarını artırma olasılığı bulunmaktadır.”
İnternet sitelerinde bu ilaçların zararsız olduğu ömür boyu kullanılabileceğine ilişkin bilgiler var. Ama uzmanlar bu bilgileri paylaşmıyor.
Depresyon bir hastalık ve bu ilaçlar depresyonu tedavi amacıyla oluşturulmuş. Eğer hasta değilseniz, ilacı günlük sıkıntıların üzerini örtmek için kullanıyorsanız durum değişiyor.
Nöroloji Uzmanı Prof. Derya Uludüz bakın ne diyor:
Depresyona uzman tarafından tanı konulduğunda iyi
Eşim: “Tarla domatesinin mevsimi bitiyor, beş on kilo alıp domates sosu şişelemek lazım” deyince Göztepe pazarının yolunu tuttuk.
Malumunuz orası ayrı bir dünya, gerçek bir tiyatro...
Satıcıların her biri tiyatro aktörü...
Her biri kadınların ruhunu okumakta usta birer psikolog...
Pazarda dikkatimizi çeken... Müşteri ürünü seçip alıyor, satıcı tartıp ücretini söylüyor. Ancak tartıyı müşteri görmüyor. Hemen her tezgahta tartı müşterinin görmeyeceği bir yerde. Oysa bakkal ve marketlerde malın gramajı ve fiyatını ışıklı ekranda müşteriye de gösteren elektronik tartılar var. Belediye pazarcıların böyle tartılar kullanmasını şart koşmalı. Kimse kimsenin dürüstlüğünden kuşkulanmamalı.
Pazardan domatesleri yüklenip dönerken internette şu haberi görüyoruz:
“Hırvatistan’a ihraç edilmek istenen domateslerde ağır metal tespit edildi!
AB Gıda Güvenliği Sistemi RASFF’ten yapılan duyuruya göre içeriğinde 0,094 mg oranında Kadmiyum tespit edilen ürünler sınırdan geri çevrilerek ia
Tarım Bakanlığı’nın yurt içinde üretilen hileli gıda ürünleriyle ilgili açıklamaları faydalı uyarı ve tartışmaları gündeme getirdi. Üretim hileleriyle bir kez daha tanıştık.
Peki yurt dışına ihraç edilen ancak sakıncalı bulunarak geri gönderilen ürünler ne oluyor?
Örneğin Gıda Dedektifi adlı sitede gördüğümüz şu haber:
“Türkiye’den Bulgaristan’a ihraç edilmek istenen narlar sınırdan geri çevrilerek iade edildi.
Narların içeriğinde izin verilen limitin 4 ila 8 katı Fenpropathrin, Pyriproxyfen ve Lambda-cyhalothrin maddeleri bulundu.”
★★★
Bu narlar hangi bölgenin ürünü, hangi firma tarafından ihraç edilmiş, bilinmiyor. İade edilen ürünler ne oldu, meçhul.
Bu narların ihraç edilmeyen bölümü de elbet yurt içinde satılmış olup vatandaşlarımız tarafından nar suyu olarak iştahla tüketilmiştir.
Köfteye domuz eti karıştırılıyor haberleri üzerine saf saf sormuştuk:
- Domuz eti danadan daha pahalı hangi akıl köfteye domuz karıştırıyor?
Anlaşıldı ki...
1.At, eşek sakatatı yanında domuz sakatatı da ithal edilmektedir... Karıştırılan varsa muhtemelen sakatattır.
2.Köfte gibi gıdalara karıştırılan evcil domuz değil yaban domuzudur... Yaban domuzu Anadolu’nun her yanında bol miktarda avlanmaktadır.
Tartışmaların odağına ünlü Köfteci Yusuf’un iki lokantasında domuz etine raslanması yerleşti.
Yusuf’un köftesinde domuz eti 8 ay önce saptanmış. Ama nedense 8 ay açıklanmamış. Araya Ramazan da girdiği halde yaptırım uygulanmamış. Acaba neden? Firma domuz eti kullandığı iddiasını yalanlarken bir başka soru doğuyor. Yurt çapında 278 satış mekanı bulunan ve her gün 100 ton köfte üretip satan bir firma neden domuz eti kullanıp üç kuruşa tenezzül etsin?
Yoksa karanlık odaklardan şirkete yönelik bir sabotaj mı söz konusu?
Tarım Bakanlığı iki yıl aradan sonra gıdada taklit ve tağşiş (hileli) üretim yapan firmaları tekrar açıklamaya başladı.
Analizlerde kıymada tavuk taşlığı, zeytinyağında tohum yağı, tereyağında bitkisel yağ, dana etinde eşek eti, kaşarda nişasta, pul biberde boya bulunmuş.
Bendenizin anlamadığı köfte ve lahmacunda domuz etine rastlandığı haberi... Ülkemizde çok az domuz üretiliyor. Eti pahalıdır. Nasıl olup da diğer et ürünlerini ucuzlatmak için içine domuz karıştırılır?
Bu yıl 940 bin denetimde 771 milyon TL idari para cezası kesilmiş. 368 firma hakkında savcılığa suç duyurusu yapılmış.
Bu denetimler zaman zaman yapılır. Listeler ve firmalar açıklanır. Ancak sahtecilik bir türlü bitmez...
Neden?
Çünkü vatandaş sahteci firmalardan yeterince haberdar olmaz. Oralardan alışverişe devam eder. Kimi zaman ifşa olan firmalar adlarını veya markalarını değiştirip yola devam eder. Para cezalarına karşı mahkemeye giden firma sahipleri ödemeyi zamana yayar. Bazıları yakayı sıyırır.
Bu arada zararlı veya sakıncalı ürünler saptanıp firmalar açıklanana kadar atı alan Üsküdar&
Geçen ay yurt sathında 35 kadın öldürülmüş...
Bu cinayetler sık sık “Erkek cinayeti” diye adlandırılıyor. Kimi zaman uyuşturucuya kimi zaman psikolojik sorunlara bağlanıyor.
Erkekler geçmişte de vardı. Diğer
ülkelerde de var. Ama başka ülkelerde böylesi cinayetler yok.
Bunlara erkek cinayeti deyip geçmek
sorunu çözmüyor.
Sadece uyuşturucuya bağlamak da mümkün değil...
Bu cinayetlerin temelinde pek çok farklı sebep var...
Kadim dostumuz Güneri Cıvaoğlu’nu sonsuzluğa yolladık…
Geriye kaldı anılar...
Güneri, Güneş Gazetesi’nin küçük ortağı ve genel yayın müdürüydü. Güneş Gazetesi çıkarken biz de kadroda yerimizi almış, prova baskılarda bu köşeyi yapmaya başlamıştık. Gece geç vakitlere kadar çalışıyor, eve gidiyor, az uykuyla sabah erkenden gazeteye dönüyorduk. Necati Doğru aynı durumdaydı. Güneri’ye dedim ki:
- Eve gidip gelmek çok vakit kaybettiriyor, izin verirsen biz Necati ile bir otelde kalalım...
Hiç düşünmeden ‘tabii ki’, dedi... O zamanlar gazeteciler eğer gerekirse bitli sınıftan Stop Otel’de kalırdı. Geceliği 10 liraydı. Ancak Güneş zengin gazeteydi. Yaratana sığınıp Tepebaşı’ndaki 4 yıldızlı Etap otelinde yer ayırttık. Bizi gören bazı arkadaşlar da otele yerleşti... Yaklaşık iki hafta orada konforlu bir hayat yaşadık. Bir gün Güneri sordu:
- Siz nerede kaldınız?
Ben utana sıkıla:
- Tepebaşı Etap’ta...