- Savaşların siyasi hedefi olur ve amacı olur...
- Doğru…
- Peki ABD’nin İran’a saldırmasının amacı nedir?
- Yani?
- Yani Donald Trump hangi sonuç alınırsa biz bu savaşı kazandık diyecek... Neyi elde ederse başarıdan söz edecek?
Soruları E. General Nejat Eslen soruyor ve devam ediyor:
- Bu savaştaki amacı Trump’ın bildiğinden de emin değilim... Ya da elinde makul bir gerekçe yok.
Amaç önceleri İran halkını dini yönetime karşı ayaklandırmak olarak tanımlandı. Oysa saldırı İran’da halkı ayaklandırmak yerine dış düşmana karşı birleştirdi. Nükleer potansiyeli yok etmek, dendi. İran’ın nükleer silah yaptığı hâlâ kanıtlanmış değil. Rejimi değiştirmek dendi. Rejimin değişmeyeceği anlaşıldı.
ABD’nin İran saldırısı tarihi bir güne, 1 Mart tezkeresinin 23. yıldönümüne rastladı.
ABD ordusunun Irak’a saldırmak üzere Türk topraklarına yerleşmesini öngören o tezkere ile Türkiye’nin kaderi oylanmıştır.
Tezkere, Irak’a saldıracak olan ABD ordusunun Türkiye’de önemli limanlar, havaalanları ve stratejik noktalarda üslenmesini öngörüyordu. Gelişme kuşku vericiydi. Önceleri görüşmelerde Mersin ve İskenderun limanlarını kullanmayı isteyen ABD sonra bunlara Samsun ve Trabzon limanlarını da katmıştı. Önceleri sadece İncirlik, Diyarbakır, Adana, Antalya havaalanlarını isteyen ABD bunlara Sabiha Gökçen dahil 10 havaalanı daha eklemişti. Tezkereye göre Silopi merkez olmak üzere Türk topraklarına 255 uçak ile 65 helikopter ve 62 bin asker konuşlanacaktı. 6 ay geçerli olacak bu tezkereyle... Askerlerden 23 bini Irak’a geçecek 37 bini Türkiye’de kalacaktı.
Bu kadar çok asker ve silahın Türkiye topraklarına yerleşmesi kuşkular yarattı. AKP grubu ikiye bölündü.
1 Mart 2003
Ülkemizde okul öncesi eğitim tartışma konusudur...
İmam hatip lisesi ve ilahiyat fakültesi mezunu bir akademisyen olan Prof. Niyazi Kahveci “Sistematik Düşünme” adlı kitabında bize eğitimle ilgili düşüncelerini aktarıyor... Mesela:
“Zihinsel yaşamın yüzde 90’ından fazlası bilinçaltındadır. Bilinçaltının temeli, insanı ana rahmindeki beş aydan sonra ve 6 yaşa kadar almış olduğu verilere göre yaşatmaktır. Bilinçaltı ve bilinçli zihin ikilisi kişinin hayatta kalması için yardımcıdır. Ölene kadar geçici olan ve geçici olmayan her şeyi kaydeder ve hiçbir şeyi silmez.”
Bilinçaltındaki malzemenin insan istemese de sonraki yıllarda onun zihnini işgal edeceğini anımsatan Kahveci devam ediyor:
“... Geçmişe bağlı koşullanmalar, dogmalar bilinçaltına yerleşerek kişinin temel karakterini, inanışını ve duygularını oluşturur.
Bu nedenle bu yaşlarda çocuklara cin, peri, şeytan, cehennem gibi soyut korkutucu şeyler öğretmek bütün hayatını çok negatif ve zararlı şekilde etkileyecektir. Kişisel çabası
Milyonlarca emekli haklı olarak emekli aylıklarının az olduğundan yakınıyor ama kimse Avrupa ve özellikle Amerikan sendikalarının uyguladığı Özel Emeklilik Fonundan (Pension plan) söz etmiyor.
Nedir bu fon?
Emekli Milletvekili Engin Ünsal bu konuda bizi aydınlatıyor...
“Bu fon sendika üyesi işçilere ek ve özel bir emekli aylığı verebilmek için işçi sendikaları tarafından kuruldu. Fon toplu sözleşmelerin eki olarak müzakere ediliyor ve işveren her ay (bazen işçilerin de katkısıyla) sendika üyesi işçiler adına fona bir prim yatırıyor. Fonu sendika yönetiyor ve işçilerin ne zaman ve ne kadar ek emekli aylığı alacağına gene sendika karar veriyor.
Bu fon uygulamaya başlanırsa sendikaların üye sayısında müthiş bir artış sağlanacak ve bu fonlarda çok miktarda birikim meydana gelecek. Bu birikimler ile akıllı yatırımlar yapılırsa hem ekonomi zenginleşir, istihdam olanağı doğar ve sendikalar demokratik toplumların güçlü aktörü olur. Hem demokrasi ve hem de sendika daha güçlenir.
Sendika yöneticileri hem tembel hem de derslerine
Terörsüz Türkiye Raporu’nda yerli yersiz Türk - Kürt - Arap kardeşliğinden söz ediliyor.
Bir yerde de örneğin: “Gayet açıktır ki, Türk - Kürt- Arap kardeşliği coğrafyamızın asli kodudur” deniyor.
CHP’nin İçişleri Politika Kurulu Başkanı Murat Bakan, bu konudaki haklı eleştirisini şöyle dile getiriyor:
“Raporda Türk, Kürt, Arap vurgusunun tekrarı metni yurttaşlık zemini yerine etnik bir çerçeveye kaydırıyor. Bu hem hukuk dili hem siyasal birlik açısından sorunlu. Türkiye Cumhuriyeti etnik kökenler üzerinden değil, eşit hak ve ödevlere dayalı vatandaşlık üzerinden tanımlanır.”
Raporun bir başka yerinde “Türk ve Kürt halkları” ifadesi yer alıyor.
Bu arada CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, raporun ilk beş bölümünde yer alan dilin “son derece sorunlu olduğunu, belirli bir siyasi ve sosyolojik bakış açısını içerdiğini, CHP’yi kapsamadığını” söylüyor.
Madem eleştirileri ve çekinceleri var... O zaman neden CHP’li üyeler raporu (bir
“Terörsüz Türkiye Komisyonu”nun nihai raporu doğal olarak tartışmaları da beraberinde getirdi.
Raporda şöyle bir cümle var:
“ Güç dengelerinin değiştiği, jeopolitik risklerin arttığı bir ortamda Türkiye’nin iç kalesini tahkim ederek bölgesinde kalıcı barış ve istikrarı sağlaması hem kendi güvenliği hem de bölgesel düzen açısından yeni imkân ve fırsatları ortaya çıkaracaktır. Türklerin, Kürtlerin, Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak, bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacak, plânlarını etkisiz hale getirecek bir dönemi başlatacaktır...”
Tarihçi Profesör Yusuf Halaçoğlu cümleyi şöyle değerlendiriyor:
“Aslında çok masum gibi görünen bu cümleden herkesi kapsayan vatandaşlık tanımını etnisiteye indirgeyen bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Zira bugüne kadar ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, din, dil, ırk, mezhep ayırt edilmeksizin Türk denir’
Ülkemizin yetiştirdiği çok değerli bilim adamlarından Niyazi Berkes (1908 - 1988) ‘Atatürk ve Devrimler’ adlı kitabında der ki...
- Geri kalmış ülkelerin geri kalışının sorumlusu yalnızca ileri ülkeler olamaz.
- Atatürk’e göre bağımsızlık için emperyalizme karşı savaş yeterli değildir, o savaşı kazanmak da tek amaç değildir.
- Gerçek anlamda kurtuluş, ulusların kendi istekleri ile kendi güçleri ile yenilenme yollarını bulmalarıyla mümkündür.
- Bu ülkeler ileri ülkelerle aralarındaki boşluğu, yalnız kendi güçleri ile bulacakları yollardan giderek kapatacaklardır.
- Bir kurtuluş savaşı kazanıldıktan sonra zamanı geçmiş geleneklere dönerek, onlara bağlanarak, kendilerini ileri ulusların sömürüsüne bağlamakla geri kalmışlıktan çıkma çabasına dönen ülkeler bunun sorumluluğunu taşıyacaklardır.
- Zamanı geçmiş alışkanlıklara varlıklarını dayandıran, yenilenme duygularından yoksun uluslar, yabancı güçlerin bağımlılığı altına düşeceklerdir.
- İleri ulusların bağımlılığı altına girenler bundan kol
17 Şubat, Medeni Kanun’un kabulünün 100. yıldönümü...
1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun ülkeye en başta kadın erkek eşitliğini getirdi...
Evlilikte, mirasta, siyasi haklarda kadına erkekle eşit hak sağladı.
Kadının erkek himayesinde ikinci sınıf yaratık olma konumuna son verdi.
Kadının daha önce eşiyle nikahta yan yana gelmesi bile mümkün değildi.
Atatürk nikah masasına Latife Hanım’ı oturtarak bu alanda bir ilki gerçekleştirdi.
Ve bir anı...