BEKİR COŞKUN

Bundan 50 yıl önce... 12 Mart darbesinin sıkıntılı günlerinde, biz 7 Gün dergisinde çalışırken delikanlının biri boynunda asılı fotoğraf makinesiyle koşa koşa gelir, yazı işleri müdürüne bir iki kare fotoğraf bırakır, yine koşa koşa çıkar giderdi. Onun Bekir olduğunu çok sonra öğrendik. O yıllarda serbest foto muhabirliği yapıyordu. Akşamları da müzikhollerde kanun çalarmış. Sonraları Günaydın’da muhabir, ardından büro şefi oldu. Uzun süre birlikte çalıştık. Ankara notları yazarak sütun yazarlığına başladı. Sonra köşe yazarlığına geçti. Türkiye’nin en kısa ama en etkili yazı yazan gazetecisi oldu. Laik cumhuriyetin eşsiz ve yılmaz savunucusuydu. Aynı zamanda insanlara hayvan ve doğa sevgisini aşılayan eşsiz bir kalem.

Bir zaafı vardı; çok sigara içiyordu. Geçen yıl hastanede ziyaretine gittiğimde kardeşleri de yanındaydı. Biraz düzelince sigaraya yine başlayacağını söylüyordu. Öylesine bir tutku.

- Çok şeyler yapabilirdik ama yapamadık, demiş bir röportajında. Bu da onun tevazuu. Talep edilenden çok fazlasını yaptı. Türkiye’yi bekleyen tehlikeleri en güzel o anlattı. Anlayabilenlere...

Ankara’da boynundaki fotoğraf makinesiyle mesleğe sokakta başlayan delikanlı, güzel duygular, doğru düşünceler, zarif bir üslup, gazetecilik dersleri, mutlu dostluklar bırakarak ayrıldı aramızdan. Başta sevgili eşi Andre, tüm sevenlerinin başı sağ olsun. Mevsim artık sonbahar...

İKTİDAR

 

Mülkiye’den değerli sınıf arkadaşımız Tayfun Kalkan, “İktidara yürüyoruz” diyen ama dışarıdan bakınca pek öyle görünmeyen ana muhalefet partisine kimi sorular sormuş:

- Mesela, bakanlıkları izleyen komisyonlar oluşturup, iktidara geldiğinizde hangi kadro ile, neyi, ne zaman, nasıl yapacağınızın ayrıntılarını çalışsanız nasıl olur?

- Mesela, siyasi iktidara tavsiyeler geliştiren düşünce kuruluşu olmak yerine, iktidara geldiğinde neleri, nasıl yapacağını halka anlatan bir siyasi parti konumuna geçseniz nasıl olur?

- Mesela, insanları küçük görmeden, sorunlarının ne olduğunu öğrenmek yanında, düşüncelerini, tavsiyelerini de dinleseniz, sonuç vermeyen yaklaşımlarınız yerine biraz da farklı yöntem ve eylemleri hedefinize alsanız nasıl olur?

- Mesela, kendinizi sonucu belli yeni bir “seçime” değil, “iktidara” hazırlasanız nasıl olur?

AYFON 12

IPhone 12 (Ayfon 12) ABD’de 699 $-1099 $ arası fiyatla satışa çıkıyor.

5 bin ile 9 bin lira arası bir fiyat.

Türkiye’de ise aynı cihaz 23.000 TL’ye satılacakmış.

Arada en az 13 bin lira fark var.

Neden? Devletin paraya ihtiyacı var. Üzerine vergi koyuyor.

Sosyal medyada bu durumdan şikâyet eden mesajlar gördük

İyi de birader... Iphone 12 almaya mecbur musun?

Elindeki Iphone 6, 8 veya 11 modellerinde mevcut dijital imkânları kullanıyorsun da sana yetersiz mi geliyor?

Paran çok da harcayacak yer mi arıyorsun?

Kimi kaynaklara göre 2 milyon, kimilerine göre 3 milyon çocuğun tableti yok. Bu çocuklar dersleri izleyemiyor. Bir tablet 500 liradan başlıyor. Fazladan 23 bin liran varsa 46 çocuğu tablete kavuşturabilir, onları eğitimle buluşturabilirsin. Neden bunu düşünmüyorsun?

MESLEK

KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi “Seçimleri Ersin Tatar kazansın, ben mesleği bırakırım” diyen A&G araştırma şirketi sahibi Adil Gür bir düzeltme yaptı, Ersin Tatar kazanacak dedim ama mesleği bırakırım demedim, dedi...Adil Gür ilginç bir isim...

2017 Anayasa referandumu öncesinde çok iddialı tahminler yapmış, “Evet; yüzde 68.8. Hayır; yüzde 39.2” diye küsuratlı oran bile vermişti. Malum, o seçimde evet oyları yüzde 51.41, hayır oyları yüzde 48.59 çıktı.  Avrupa ya da Amerika’da bu denli yanılan araştırmacı dükkana kilit asar, mesleği bırakırdı.

Ancak Adil Gür hiçbir şey olmamış gibi mesleğe devam etti.

Daha da tuhaf olan... Adil Gür,  ekranlarda, ciddi tahminler yapan anket uzmanlarından daha sık görünüyor.

Televizyoncular iyi tahmin yapandan çok iyi manipülasyon yapanı seviyor...

TUVALET

 

Mekanik sistemler uzmanı Filiz Pehlivan, yabancı uzmanların hazırladığı Kovid-19 rehberindeki kuralları anlatıyor:

“Çocuklarımız tuvalette maskelerini çıkarmayacaklar ve kesinlikle armatürlere eğer fotoselli değilse dokunmayacaklar, muslukları peçeteyle kapatacaklar, oradaki her türlü dokunma noktası risk taşıyor...”

Okul tuvaletleri bu kadar tehlikeli de kafe ve lokanta tuvaletleri tehlikesiz mi? Aynı hatta daha fazla tehlike kafe ve lokanta tuvaletlerinde var. Okul tuvaletlerini müdürler denetleyebilir. Kafe ve lokantaları denetleyen hiçbir merci ve makam yok. Yazıyoruz, kimse oralı olmuyor. Korona bu kafayla önlenmez.

ZWEIG

Stefan Zweig’ın, ülkesinin acılarına dayanamayarak genç denebilecek yaşta (61) eşiyle birlikte intihar eden bu müthiş yazarın pek çok kitabı var piyasada. Koridor Yayınları onun kitaplarını, üstelik harika ciltlerle basıyor. Can Yayınları hemen tüm kitaplarını yayımladı. Bir Zweig rüzgârı esiyor. Kitap ve siyaset severlere bu Avusturyalı yazarın özellikle iki kitabını tavsiye ederiz: “Joseph Fouche” ve “Vicdan Zorbalığa Karşı”.

Bugünü de yakalayabilirsiniz 80 yıl öncesinin satırlarında.

YAZI

“Derinliği anlaşılmasın diye suyu bulandırıyorlar” diyor bir yazısında Nietzsche.

Dolambaçlı cümlelerle yazılan yazılar da öyledir.

Bazıları, sığlığı anlaşılmasın diye dolambaçlı cümleler kurarlar. Ya da yazının çok ama çok derin anlamları vardır, biz anlayamayız.

En iyisi anlaşılır cümlelerden oluşan yazıları okumak.