EFTELYA VE NÂZIM

Bir efsanedir yıllardır dile dile anlatılır.

Şudur: Atatürk Dolmabahçe Sarayı’nda bir gece edebiyatçılarla ve şairlerle sohbet etmektedir. Genç şair Nâzım Hikmet’ten söz edilince, “Çağıralım, onu da dinleyelim” der. Nâzım’ın evine gecenin ilerleyen saatinde iki polis gönderilir. Nâzım Hikmet kendisine daveti ileten polislere sözde:

Paşa’ya benden selam söyleyin, ben Deniz Kızı Eftelya değilim der.

Eftelya malum, devrin en ünlü şarkıcısıdır.

Yine efsaneye göre, Nâzım’ın cevabını duyunca Mustafa Kemal şöyle der:

- Aferin çocuğa. İşte şair dediğin böyle olur.

Anlatılan budur. Peki, acaba böyle bir olay var mıdır?

1960 yılında bir kongre izlemek için Moskova’ya giden gazeteciler; Ömer Sami Coşar ile Orhan Karaveli, Nâzım Hikmet’le uzun uzun konuşma fırsatı da bulurlar. Ömer Sami bir ara sohbet arasında : “O hikâyenin aslı astarı var mıdır?” diye sorar.  Gerisini Orhan Karaveli’nin kaleminden okuyalım:

“Birden ciddileşti Nâzım:

- Bakın cancağızlarım! Elbette aslı yoktur. İşin doğrusunu da Türkiye’de iken yakın dostlarıma kaç kez anlatmışımdır. Ama dünyanın her yerinde halklar efsane uydurmaya bayılırlar. Bir kez ‘tutunca da’ kimse kimseyi işin doğrusuna inandıramaz. Şimdi, Mustafa Kemal dünyanın en nazik ve efendi adamlarından biriydi. İnsanları gece yataklarından kaldırıp, keyfi öyle istedi diye ayağına çağırtmak onun yapacağı bir şey değildi...”

Nâzım böyle bir olayın kesinlikle vaki olmadığını, eğer olsa davete gideceğini söyler.

Deniz Kızı Eftelya’yı küçültücü deyimlerin kendisine yakışmayacağını hatırlatır.

Sözü “Allah aşkına unutun artık şu Eftelya hikâyesini” diye bitirir.

Orhan Karaveli ağabeyimiz hayattadır, bu hikâyeyi soranlara anlatır.

ÇOCUK

İnsanımız hâlâ eski tavırlarda.

Çocukları seviyorum sanıyor.

Sevdiğini zannederken onu rahatsız ediyor.

Ama bunun farkında değil.

Pedagoglar usanmadan hatırlatıyor.

Aşağıdaki basit kuralları lütfen öğrenelim.

Çevremize öğretelim.

Bakın neler:

- Çocuk kendisini öptürmek istemiyorsa “Öpüversin bir kere” deyip zorlamayın...

- Güldürmek için ısrarla gıdıklamayın

- O istemedikçe vücuduna kimsenin dokunamayacağını öğretin.

- Kalabalık araçlarda “Otur teyzenin kucağına”, “Sıkış amcanın yanına” diyerek yabancı biriyle bağını kuvvetlendirmeyin.

- “Garson amca kızar şimdi bak”, “Teyzeyi kızdırma” diyerek çocuğunuzda ona herkesin kızabileceği, bağırabileceği imajı yaratmayın.

- Yaşına uygun olmayan oyuncaklar eline vermeyin. Onu başarısız olabileceği yarışlara sokmayın, kurslara göndermeyin. Böylece kendine güvenini kaybetmesine yol açmayın.

BAYKAL

Kimsenin anlam veremediği bir gelişme bu. Siyasette hiçbir iddiası kalmayan Deniz Baykal birden gündeme geldi ve dört bir yandan topa tutulmaya başlandı.

Bu arada Baykal’ı biraz daha yere batırmak için gerçek olmayan suçlamalar da gündeme dâhil edildi.

Baykal neden gündem oldu?

Doğrusu kimse bu soruya net yanıt veremiyor.

Baykal’ın yakınlarına göre...

Amaçlardan biri gündemi değiştirmek ve suçlamaların yönünü CHP’ye çevirmektir.

Böylece kamuoyuna CHP de AKP’den farksız izlenimi vermektir

Bir başka yoruma göre...  Amaç, CHP’de zaten tasfiye edilmiş olan Cumhuriyetçi çizgiyi biraz daha kazımaktır.

Ne olursa olsun, garip bir durum var ortada.

Evet, Baykal’ın siyaseten günahı çoktur. Ama bugünkü ortamda bunların gündeme gelmesi için sebep yok. Neden bu saldırı kampanyası? Anlam vermekte zorlandık.

MODERN 

Modern futbolun sanat ve estetikten uzaklaştığını, mekanik hale geldiğini, seyircinin izlerken sıkıldığını yazdık.

90 dakikanın neredeyse yarısı yan pas ve geri pasla geçiştirilir oldu.

Futbolu canlandırmak için ne yapmalı? Bir dostumuz:

- Tek çözüm basketbol kuralı uygulamak diyor.

- Yani?

- Bir takım 24, bilemedin 30 saniye içinde topu kendi yarı sahasından karşı sahaya geçirmeli. Eğer bunu yapamazsa top rakibe verilmeli. Keza bir takım santra çizgisini geçtikten sonra o çizginin gerisine dönerse top yine rakibe geçmeli.

Basketbol bu kurallarla hızlandırıldı. Futbolda yan pas uyutmacası devam ederse FIFA benzer tedbirler almalı.

REST

Gazetelerin yazdığına göre, Fatih Terim, boş sözleşmeyi imzalayıp kulübe göndermiş. GS Başkanı Burak Elmas da bu jeste jestle karşılık vermiş. Ücret boşluğuna yıllık 3 milyon euro yazmış.

Merakımıza gelince... Fatih Terim bu jesti yaparken karşı tarafın jestine jestle karşılık vereceğini biliyor muydu? Yoksa, Burak Elmas’ın, “Hoca, senin artık paraya ihtiyacın yok, kulübe biraz da amatörce hizmet et” diyebileceğini de göze aldı mı?

Başkan, jeste 3 milyonluk jestle karşılık vermeseydi Fatih Terim’in tavrı ne olacaktı?

Burak Elmas’a gelince... Fatih Terim’e yaptığı jestin bir bölümünü kulübe de yapıp, hocanın alacağı paranın bir bölümünü kendi cebinden karşılamayı düşünür mü?

Kulübün ve taraftarın parasından yapılıyorsa, bu jestlere jest demek ne kadar doğrudur?