İçimizdeki Bizanslılar!

İktidar Ayasofya’nın sanatsal özelliklerini koruyacağını dünyaya ilan ederken tartışmalarda ikinci etap başladı. Sakarya Üniversitesi’nden tarih profesörü Ebubekir Sofuoğlu şu mesajı geçti: “Camide fahişe olur mu? Fakat ikonlar ortadan kaldırılmazsa Fatih’in emaneti Ayasofya, fahişe ZOE ile fahişenin sergilendiği dünyadaki ilk cami olacak. Bu yönüyle emanetine saygısızlık yaptığımız Fatih’in ortadan kaldırdığı İKON yani PUTLARI koruma saçmalığına bir son verin artık.”

Ayasofya’nın bundan sonraki gündemi muhtemelen budur: “İkonların altında namaz kılınır mı, kılınmaz mı? Mozaikleri tekrar kireçle sıvamalı mı, sıvamamalı mı?”

Sırada Kariye Müzesi’nin camiye dönüştürülmesi var. Danıştay’dan geçen yıl bu konuda karar ve Ayasofya’ya emsal olduğunu geçen hafta yazdık.

Ayasofya’nın müze kalmasını savunanlar, “Çevrede çok cami vardı, Ayasofya ibadete zaten açıktı, müze olarak kalmalıydı” diyor. Onlara isim takılmış: “İçimizdeki Bizanslılar”.

İstanbul, Osmanlı geçmişiyle olduğu kadar Bizans ve daha önceki uygarlıkların da beşiğidir. Yüklendiği miras değerlidir. Bu eşsiz tarihi mirasın her parçası aynı özenle korunmalıdır. Bunu savunanlar neden Bizanslı olsun? Olsa olsa “İçimizdeki İstanbullular” diyebilirsiniz...

Bomonti yıkıldı

Abdülhamit döneminde 1890 yılında inşa edilmiş olan Bomonti Bira Fabrikası geçen hafta yıkılarak yerle bir edildi. Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilen alanda mescit, yurt ve otopark yapılacak.

Fabrika geçen yıl Diyanet’e devredilince mahalle halkı yıkılmaması için imza toplamış, Mimarlar Odası dava açmış, Şişli Belediyesi Diyanet’e çevreye uygun bir tesis projesini ortaklaşa yapmayı önermişti.

Davalar sürerken Çevre Bakanlığı’ndan yıkım kararı çıkarılarak fabrika yıkıldı. Şişli Belediyesi’ne fabrika içindeki makinelerin akıbetini sorduk. Kimse bir şey bilmiyordu. Dünyada, özellikle son yıllarda değer kazanan “endüstri mirası” ve “sanayi arkeolojisi” gibi kavramlar var. Eski fabrikalar da eski eserler gibi kültür mirası sayılıyor. Kimi sembolik olarak çalıştırılıyor, kimi müze yapılıyor.  Tabii çağdaş dünyadan söz ediyoruz...

AŞTİ

Ankara Büyükşehir Belediyesi, eski başkan Melih Gökçek hakkında yeni bir suç duyurusunda bulundu. M. Gökçek’in göstermelik ihaleyle oğlu Ahmet Gökçek’in kurucu başkanlığını yaptığı Osmanlıspor’a belediyenin kasasından 150 milyon dolar (1.1 milyar TL) para aktarımı yaptığı belirtiliyor.
Bir ek yapalım... Melih Gökçek yıllarca AŞTİ’den topladığı harçları Keçiören Spor diye bir kulübe aktardı. AŞTİ’ye her giren ve çıkan araçtan para alınıyordu. Kesilen fişlerin üstünde Keçiören Spor yazıyordu. Bu kulübün başkanı da oğluydu. Bu kulüp asla ikinci amatör kümeye çıkamadı, hep üçüncü ligde kaldı. Bu paraları sordum diye Gökçek 50 bin liralık tazminat davası açtı. Mahkeme reddetti. Umarız, günün birinde şu AŞTİ harçlarının akıbeti de sorulur.

YARADI

Prof. Ahmet Yaramış kimdir?

Atatürk düşmanı İskilipli Atıf Hocayı öven bir Ensar Vakfı yöneticisi.

Ahmet Yaramış geçen ay Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’na atanmıştı. Çok geçmedi... Prof. Ahmet Yaramış geçen hafta bir panelde konuştu:

- FETÖ’cü darbe teşebbüsüne karışmış, pişman olmuş kişilere de sahip çıkmamız, onları kazanmamız   gerekiyor, deyiverdi.

Tabii ortalık karıştı... Ahmet Yaramış açıklama yaptı:

- Darbe teşebbüsüne karışmamış diyeceğim yerde karışmış dedim, üzgünüm, özür dilerim...

Şimdi ne olacak? Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın işareti verdi:

“Başkan Bey’in kendisinin bir muhasebe yapmasında fayda var” dedi.

Ne demek muhasebe yapmak? Sayın Yaramış’ın muhasebeye inerek hesabı kapatması ve ceketini alarak gereğini yapması demek. Yaramadı bu atama, ne ona ne kuruma! Atatürk’ün ahı tuttu.

BAŞAKŞEHİR

Lig şampiyonluğunu Başakşehir kazandı.Bu konuyla ilgili politik tartışmaları bir yana bırakalım. Bu şampiyonluk torpille kazanılmış bir şampiyonluk değildir.

Öteki kulüplerin ders alması gereken bir başarıdır. Başakşehir yalnız ligde değil Avrupa kupalarında da en başarılı kulübümüz.

Tam bir Alman disiplini içinde oynuyorlar. Galip de olsalar yenik de düşseler 90 dakika aynı tempoyu sürdürüyorlar. Takım oyununu aksatmıyorlar. Uyum, özveri, disiplin, özgüven en üst düzeyde. Bu takımın mimarı Abdullah Avcı’dır. Okan Buruk takımı aldı, aynı çizgiyi sürdürdü. Kulüp iyi yönetiliyor. Yöneticiler gereksiz kavgaların odağı olup futbolcuların dikkatini dağıtmıyorlar. Çok küçük bir bütçeyle kat kat zengin kulüplere kök söktürüyorlar.

Büyük bütçelerle yerlerde sürünen sözde “büyük”lere Başakşehir ders olsun...

CORDOBA

Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesini eleştirenlere verilen cevaplardan biri şu:

- Endülüs Emevilerinin Cordoba (Kurtuba) Camii de sonradan Hıristiyanlar tarafından kiliseye çevrilmedi mi?

Ne zaman olmuş bu? 1236 yılında... Yani 784 yıl önce..

Bugünü karşılar mı, bilemeyiz...

Le Point dergisindeki yazıda ise şu anımsatılıyor:

- Cordoba, camiye dönüştürülmeden önce kiliseydi.

HDP ve kadınlar

Kadına şiddet konusunda her parti duyarlı görünür. Ama kendi içlerinde bu duyarlığı uyguladıklarını pek görmeyiz. HDP bu konuda farklı bir örnek sergiledi. Muş milletvekili Mensur Işık eşine şiddet uyguladığı iddiasıyla medyanın gündemine gelince partisinden ihraç edildi. Bir başka olayda HDP Milletvekili Tuma Çelik bir kadına tecavüzle suçlanınca partinin kararının beklemedi, kendiliğinden istifa etti. HDP’nin siyasetini eleştirebiliriz. Ancak kadınla ilgili duyarlığı tartışmasızdır.

Bugün parlamentoda kadın milletvekili oranı AKP’de yüzde 18.56, CHP’de yüzde 12.32, MHP’de yüzde 8.16. İYİ Parti’de yüzde 5.4’tür.

HDP’deki bu oran mı? Sıkı durun: Yüzde 39.66.

HDP’nin toplam 58 milletvekili içinde kadınların sayısı 23’tür. Tüm parti birimleri ve belediyelerde de bir kadın eş başkan var. Bu tablo önemlidir.