Korona mizahı...

Her şeyin mizahı olur da koronanın olmaz mı? Buyurun sosyal medyaya...

. Uzun süre sonra bugün ilk defa çöp atmaya çıkacağım, o kadar heyecanlıyım ki ne giyeceğimi bilemiyorum.

. Berberler kapalı diye herkes kafayı 3 numaraya vurmuş, memleket Isparta komando tugayı gibi.

. Oturma odasına İzmir, mutfağa Ankara, yatak odasına da İstanbul ismi taktım, şehir şehir dolaşıyorum.

. Tarihte ilk defa dünyanın bütün kadınları kocalarının nerede olduğundan eminler.

. Kolonya şişesini çamaşır suyu ile çamaşır suyu şişesini kolonya ile kolonya şişesini sirke ile siliyorum, çıldırmama ramak kaldı.

. Yüzyılın son kabadayısı koronaadam. Dünyada ne kadar bar, pavyon, kumarhane varsa hepsini tek başına kapattı.

. Deprem var, içeri girmeyin. Virüs var, dışarı çıkmayın. Hayırlısıyla bir öleydik, bu ne yaa.

. Ev kızı arayanlara müjde, şimdi bütün kızlar ev kızı.

. Eskiden virüs bilgisayarımıza girmesin diye uğraşıyorduk, şimdi bize girmesin diye uğraşıyoruz.

. Yaz geliyor, fit olayım derken evde fil oldum.

. Ailecek balkona çıkıp kahve içtik, babam diyor ki “Geç oldu artık eve dönelim.”

. Allah’ım; dünyayı gezmek istediğim için çok özür dilerim, mahalleyi gezsem yeter.

. Ulan korona, bizi eve hapsettin, kendin dünyayı geziyorsun, ayıp oluyor ama.

1 MAYIS

İşçilerin, emekçilerin, hayatını çalışarak kazanan ve bayramı hak eden tüm insanların 1 Mayıs’ı kutlu olsun.

Etrafımızda ne varsa hepsi işçilerin eseridir.

Bayramı en çok hak edenler onlardır.

Senede bir gün hatırlanmak istiyorlar.

O kadar...

DEVLETE SAYGI

Ekranda bir tartışma gözümüze ilişiyor...

- Halkımız devlete saygılıdır.

- Hayır, saygılı değildir.

Bize sorarsanız... Son derece saygılıdır.

Olaya bizzat tanık olan Ankaralı bir dostumuz anlatmıştı.

Yeni Mahalle semtinde bir kalabalık toplanmış, bir binanın en üst katındaki balkona bakıyor, orada intihar etmek için korkuluğa çıkmış bir adamı ikna etmeye çalışıyor. Aşağıdan yapma etme diye bağıran bağırana... Ama adam oralı olmuyor. Kendini aşağı attı, atacak. Derken, sokağın ucunda, omuzlarında tüfekleriyle iki jandarma beliriyor. Halk jandarmadan yardım istiyor: “Aman ne olur bir şeyler yapın, bu adama engel olun” deyince erlerden biri yukarı dönerek gür bir sesle bağırıyor:

- Gir ulan içeri...

İntihara yeltenen adam korkuluktan inip tıpış tıpış içeri giriyor.

Devlete saygı başka nasıl olur!

ALIŞIN

Korona fırtınasını zamanında önlem alarak 140 can kaybıyla geçiştiren Yunanistan, 4 Mayıs’ta karantina önlemlerini kademeli olarak gevşetiyor. Alınan kararla maske takılması zorunlu hale getiriliyor ve takmayanların 150 euro ceza ödeyeceği bildiriliyor. Hastaneler, marketler, toplu taşıma araçları, taksiler, güzellik salonları, berber dükkânları gibi alanlarda maske zorunlu oluyor. Çalışanlar da eldiven giyecek.

Yatırım Bakanı Nikos Papatanasis diyor ki:

- Nasıl ki motorlarda kask, otomobillerde kemer takmaya alıştıysak, ev dışında maske takmaya da alışacağız. Başka çaremiz yok...

65+

65 yaş üstü 7.5 milyon vatandaşa uygulanan yasak sürüyor. Okurumuz Levon Dallaryan yazıyor:

“Ben 65 üstüyüm; 23 yıldır eşimle beraber lokanta işleten, günde 10 saat hareketli çalışan biriyim (biriyiz.) 45 gün evvel lokantamızı mecburen kapattık (saygı duyarım). O günden beri karı koca eve hapsedildik. Bu hareketsizliğe ve gelir kesintisine ne kadar dayanırız bilmiyorum. Hiç olmazsa haftada 2 gün bir iki saat sokağa çıkmamıza izin versinler.”

103 yaşındaki dostumuz Cahit Kayra telefonda diyor ki:

- Ben her gün yürüyen bir insanım. Evde oturmaktan her tarafım tutuldu. İki gün önce kapının önüne çıkıp biraz yürümek istedim. İnanır mısın, yürümesini unutmuşum...

Muzaffer Gönel diyor ki:

“65’lere ileride dışarı çıkma özgürlüğü sağlansa bile hareketsiz ve güneş görmeyen bir yaşamdan sonra bağışıklık sistemleri azalmış olarak daha kolay Kovid-19’a yakalanacaklar.”

Bir düşünür: “Yaşlılık bir erkeğin başına gelebilecek en ummadığı şeydir” diyor. Bize fazlası geldi...

HİROŞİMA

ABD her yıl olduğu gibi 24 Nisan’da Türkiye’yi yine suçladı, 1915 olayını yine “Büyük felaket” olarak niteledi. Bırakınız Kızılderili soykırımını bir yana... Tarihin en büyük katliamı kuşkusuz Hiroşima ve Nagasaki’de sivil halkın üzerine ABD tarafından atom bombası atılmasıdır. 200 bin kişi öldürülmüş, yüz binlerce insan sakat bırakılmıştır. 2016 yılında Japonya’yı ziyarete hazırlanan Başkan Obama’ya orada özür dileyip dilemeyeceği sorulduğunda cevabı şu oldu:

“Hayır, dilemeyeceğim. Çünkü hükümet başkanları savaşın ortasında her tür kararı alabiliyor. Soruları yöneltmek ve yanıtları araştırmak tarihçilerin görevidir...“

Türkiye 1915 olaylarını “Bırakalım tarihçiler araştırsın” diyor. ABD kabul etmiyor. Ama Hiroşima’yı tarihçilere havale ediyor. İkiyüzlülük değilse nedir bu?