Meslek ararken...

Küçük çocuğa “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda, maalesef elektrik tamircisi veya su tesisatçısı demiyor. Ya ne diyor: Doktor olucam, mühendis olucam, vs...

Teknik öğretmen Ali Özdemir ana babalara tavsiyede bulunuyor:

“Ülkemizde yaklaşık 8.5 milyon kişi üniversitede okuyor. Mezunların yüzde 75’i okuduğu alanla ilgili bir işe giremiyor.

Milyonlarca insanımızı üniversitede okutmak için 150 bin akademisyene ve araç gerece milyar dolarlar veriyoruz. Sonuç ne? Elde var sıfır.

Evladınız ilk 8 yılda 80-100 arası bir not ortalaması tutturmuş ise onu fen ya da ciddi biçimde akademik eğitim verilen liselere yollayınız.

Ancak eğer yüksek başarı söz konusu değil ise onu meslek liselerine gönderiniz. Herkes memur olacak diye bir mecburiyet artık yok. Bu ülkeye üretici insanlar daha çok lazımdır.

Evlerinizde kullandığınız 50 kadar cihazın üretimi, ayarı, bakımı, yenilenmesi meslek lisesi mezunu teknik elemanlar tarafından yapılmaktadır.

Bugün, asansör ustaları, elektronik cihaz tamircileri, makinistler, tornacılar vb. memurlardan daha çok kazanç elde edebilmektedirler.

Akademik derslere çok ilgisi olmayan evladınızı boşu boşuna akademik liselere yollamayınız. Onu sevmediği işlere veya işsizliğe yöneltmeyiniz.”

METEO

Halkın en güvendiği resmi kurumların başında Meteoroloji geliyormuş.

İyi güzel... Ama dilimiz henüz bu sözcüğe dönmüyor.

Genelde “Metoroloji” diyor geçiyoruz. Türkçesi ise henüz yok.

Türkiye’de ilk meteoroloji istasyonu 1926 yılında Macaristan’dan davet edilen Antal Rethly adlı uzman tarafından kuruluyor. Meteorolji çalışmaları için Anadolu’yu gezen Antal Rethly’e bizim halk yeni bir ad takıyor:

“Aksakallı Havabakan Antal Bey”

Antal Bey ilk istasyonu Etlik’te “Rasadat-ı Cevviye” adıyla kuruyor.

Yani “Hava Gözlemleri” istasyonu. İki yıl sonra ayrılıyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü ise İsmet İnönü Hükümeti döneminde 1937 yılında kuruluyor.

Bu konuda ilginç bir kitap ararsanız YKY’den çıkan Melek Çolak’ın “Aksakallı Havabakan Antal Bey” adlı kitabına başvurabilirsiniz.

REHA

Cadde ekimizde genellikle lezzet yazılarıyla tanıdığınız Reha Arar dostumuz bir süredir İstanbul yazıları yazıyor. Son haftalardaki Beyoğlu anlatımları ise en az yemek ve lokanta yazıları kadar lezzetli. Bizim öğrencilik yıllarımız da Beyoğlu’nda geçti. Ama yıllar içinde o güzelim dünyanın kıvrımlarını unuttuk. Reha yazılarında bize Beyoğlu’nun tek tek ünlü mekânlarını, tarihini, lezzetlerini, ışıltılarını anlatıyor. Beyoğlu genç nesillere artık sıradan bir semt gibi görünüyor. O semtin duvarları konuşabilseydi ne derdi? Reha satırlarına onları taşıyor.
Beyoğlu’nda bir şeyler hâlâ geçmişin havasını solur. İstiklal Caddesi’ni bir boydan bir boya yürüdüğünüzde çok renkli bir geçmişin ruhunu hissedersiniz. Farkı da buradadır. Reha Arar’ın cumartesi yazıları ne demek istediğimizi daha iyi anlatacak sizlere... Eline sağlık...

ÜNVER LİSESİ...

Güngören’de faaliyet gösteren yaklaşık 40 yıllık İzzet Ünver Lisesi’nin adını beş yıl önce “Sultan Alparslan Anadolu İmam Hatip Lisesi”ne çevirdiler. Okulu bağışlayan sanayici İzzet Ünver’in ailesi baba adının okuldan silinmesi üzerine iade davası açtı. Okulun mezunlar derneği ‘İzzetlider’ karara karşı imza kampanyası başlattı. İdari Mahkeme bir yıl sonra okulun adının geri verilmesine karar verdi. Ancak Milli Eğitim karara itiraz etti... Sonuç mu? Okulun adını savunan derneğin üyelerinden Saniye Akkoç Hanım anlatıyor:

- Dava 4 yıldır Danıştay’da idi. Danıştay itirazı reddetti ve kararı onadı. Uzun bir yol oldu fakat sonunda adımızı geri almayı başardık... Bu arada sadece adını değiştirmekle kalmadılar, çevrede imam hatip okulları bulunmasına rağmen yabancı dil ağırlık liseyi imam hatip yaptılar. Anadolu Lisesi yapmak istedik, kabul etmediler.

Bakınız eğitim hangi tartışmalarla vakit öldürüyor...

BİLMEK

Ekrana çıkan profesörlerin tanınmışı var, tanınmamışı var. Tanınmış olanlar mesleğinde daha iyi olanlar mıdır?

Öyle sanılırsa da her zaman öyle değildir.

Tarih biyografisi ve monografi sahalarında erişilmesi güç bilgisiyle dünya çapında bir isim olan İbnülemin Mahmut Kemal İnal’a sormuşlar;

- Sizdeki bilginin çok azına sahip olmalarına rağmen sizden çok daha tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?

Yanıtı şu olmuş.

- Ben her şeyi bilmek için öğrendim, onlar bilinmek için.

FAİZ

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş müjde verdi:

- İslam’ın haram kıldığı ve haksız kazanca yol açarak büyük bir sömürü aracı olan faizle mücadele noktasında personelimizin maaşlarını “faizsiz finans kuruluşları” aracılığıyla ödemeye başladık.

Diyanet’e göre faiz “İslam’ın haram kıldığı büyük bir sömürü aracı” imiş.

Diyelim ki öyle... Ancak ülkede tüm ekonomi faiz rayları üzerinde yürüyor. Tüm parasal işlemler faiz hesabı üzerinden yapılıyor.
Sayın Diyanet Başkanı, diyelim ki maaşınızı faizsiz bankacılık yapan bir bankanın veznesinden verdiniz. Vatandaş o paranın o vezneye nereden geldiğini bilmeyecek kadar saf mı? Paranın kaynağındaki faizi siz görmezden geldiniz diyelim, biz nasıl görmezden gelelim?