Montrö niye şart?

TBMM Başkanı Prof. Mustafa Şentop, çarşamba akşamı bir televizyon kanalında Cumhurbaşkanı’nın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini savunurken şöyle dedi:

“Cumhurbaşkanı, İstanbul Sözleşmesi’nden kararnameyle çekildiği gibi, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden de diğer uluslararası anlaşmalardan da çekilebilir.”

Deniz hukuku konusunda yetkili bir isim olan E. Tümamiral Cem Gürdeniz bu sözleşmenin önemini “Lozan Antlaşması’nı Cumhuriyet’in omurgası kabul edersek, Montrö Sözleşmesi bu omurganın en önemli tamamlayıcı kısmıdır” diyerek belirtti. ABD’nin uzun yıllardır Karadeniz’e çıkmak istediğini, Montrö’nün buna engel gördüğünü anımsattı.

E.Büyükelçi Onur Öymen ise şu hatırlatmayı yaptı:

- Montrö Sözleşmesi’nden çekilince boğazlar hangi hukuka göre yönetilecek? Lozan Antlaşması’nda boğazların bazı bölümlerinin askersizleştirilmesi ve bir komisyon tarafından denetlenmesi öngörülüyordu. Bu rejime mi dönülecek? Montrö boğazlar üzerinde Türkiye’nin egemenliğinin sağlanması için imzalandı. Büyük bir siyasi zaferdir. ABD dışında rahatsız olan ülke yok. Neden bu sözleşmeyi böyle sık sık tartışma masasına getiriyoruz?

Bu arada Cumhuriyet’e sahip çıktığı sanılan CHP’den, Engin Altay’ın sade suya tirit iki cümlesi dışında tepki gelmemesi çıkmaması da ilginçtir.

FENERBAHÇE

Fenerbahçe yine dalgalandı, teknik direktör Erol Bulut gitti, yerine sportif direktör Emre Belözoğlu geldi.

Fenerbahçe kendine has kural ve kanunları olan bir kulüptür.

Taraftar Fenerbahçe’den her zaman başarı ve şampiyonluk bekler. Diğer kulüp taraftarlarına göre daha sabırsızdır. Daha ateşli olduğu da söylenebilir. Basınımız da bunu bilir.

Sezon başında taraftarın beklentisi doğrultusunda takım şişirilir. Eğer birkaç da maç kazanmışsa iyice şımartılır. Taraftar havaya sokulur. Gazetelerde çok “Fener şampi…” diye başlıklar bile atılır. Üç beş maç sonra bir beraberlik ya da yenilgi alınınca bu defa namlular ters döner. Oyuncular, teknik direktör, yönetim topa tutulur. Yenilgiler sürerse yerin dibine batırılır. Bu valeyla tabii takımın ve oyuncuların motivasyonunu bozar. Pusuda bekleyen başkan özentileri ya da teknik direktör heveslileri homurdanmaya başlar. Hariçten gazel okuyanlar, meyhanede kadro kuranlar çoğalır. Müdahaleler antrenörü çalışamaz hale getirir. O gider yenisi gelir.

Takımın çok ünlü hocaları oldu. Bir ara Guus Hiddink gelmişti. Dünya çapında antrenördü. Beğenilmedi. Sonradan gelen Almanya Milli Takımı’nı uçuran Joahim Löw de tutunamadı. Daha niceleri geldi gitti.

FB bir antrenör için zor kulüptür.

Emre’nin işi zor mu zordur.

MAL

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sekreteri Can Akın Çağlar’ın mal beyanı yapması yolunda çağrılar sürerken... Hatırımıza komik bir olay geliyor.

Nurettin Sözen’in İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde belediye çalışanlarının mal bildiriminde bulunması isteniyor.

Gelen bildirimleri Başkan Sözen tek tek gözden geçiriyor.

Beş parasız, çulsuz bir belediye çalışanının mal bildirimine bakıyor. O da ne, birkaç konut, birkaç arsa, milyonlarca lira para.

Sözen bunları görünce patlamış:

- Yahu, demiş, herif sadece yaptıklarını değil yapacağı yolsuzlukları da beyan etmiş.

HATASÖZÜ

Bir hayır sahibi, sıkça tekrarladığımız ama yanlış bildiğimiz atasözlerinin doğrularını hatırlatmış.

Bakın, sık sık ağzımızdan çıkan sözlerin doğrusu nedir?

“Güzele bakmak sevaptır” değil,
“Güzel bakmak sevaptır”
“Azimle sıçan duvarı deler” değil,
“Azimli sıçan (fare) duvarı deler”.
“Göz var, nizam var” değil,
“Göz var, izan var”.
“Aptala malum olurmuş” değil,
“Abdal’a malum olurmuş”.
“Kısa kes, Aydın havası olsun” değil,
“Kısa kes, Aydın abası olsun”.
(Aydın efesinin abası dizlere kadardır)
“Su uyur, düşman uyumaz” değil,
“Sü uyur, düşman uyumaz”. (Sü: asker)
“Su küçüğün, söz büyüğün” değil,
“Sus küçüğün, söz büyüğün”.
“Elinin körü” değil,
“Ölünün kûru”. (Kûr: mezar)
“Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz” değil,
Ane gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz”.
(Ane: Bağdat’ta bir uçurum)
“Haydan gelen huya gider” değil,
“Hayy’dan gelen Hu’ya gider”.
(Hayy: Allah, Hu: Allah)

GÖZLÜK

Diyelim SGK’lısınız, gözünüz bozuldu, numaralı gözlük almanız gerekiyor. Ya da numaralı gözlüğünüz var, gözünüzün numarası değişti, camını değiştirmeniz lazım.

SGK’ya başvurduğunuzda gözlük camının ya da çerçevesinin bir miktarını kurum size ödüyor. Ne kadarını derseniz, hiç sormayın.

Bugünkü rakamlarla cam için 10 lira, ithal çerçeve için 38 lira ödüyor. Toplam 48 lira. Üstelik yüzde 20 oranında katılım payı kesiyor, size 38 lira kalıyor.

Gözlüğünüzü ancak üç yılda bir değiştirebiliyorsunuz.

Üstelik bu fiyatlar 16 yıldır değişmiyor.

CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, rakamların artırılması için yasa teklifi hazırladı. TBMM’deki iktidar çoğunluğu evet derse rakamlar bir miktar artacak.

Bu arada milletin vekiline gözlük için ne kadar para ödeniyor diye merak ederseniz söyleyelim:

Çerçeve için 511.00 TL (KDV dâhil), cam: 293.00 TL (KDV dâhil)

Millet ile vekilinin birbirinden ne kadar koptuğunu yukarıdaki rakamlar da ifade ediyor.

Ninenin korkusu!

Füsun Emre Urar, yaşadığı olayı sosyal medyada şöyle anlatmış.

Komşumuz Fatma Teyze 95 yaşında. Onun market ihtiyaçlarını hep ben alırım. Bu sabah bana:

- Sağ ol kızım, dedi ardından şöyle devam etti.

- Sen ölürsen tek başıma ben ne yaparım ki!